Category Archives: Kitap

Marş söylemeden ölmek bize yakışmaz

Ahmet Kaya ‘nın unutulmaz yorumu ile hatırlıyorum.

Lili Marlen Türküsü

Akşam olur mektuplar hasretlik söyler
Zagrep radyosunda Lilimarlen türküsü.
Siperden sipere ateş tokuşturanlar
Karanlıkta dem tutan ishak kuşu.

Biz insanlar, dünyalılar yemin ettik imanımız var
Hürriyet için, hürriyet aşkına
Savulacak dönem
Savulacak düşman
Dehrin cefasını çektik
Sefasını süreceğiz.

Akşam olur mektuplar hasretlik söyler
Zagrep radyosunda Lilimarlen türküsü
Dost ağlar karanfilim, dost ağlar karanfilim
Marş söylemeden ölmek bize yakışmaz

Atilla İlhan

Reklamlar

Kasabanın en güzel kızı

İçki içmek

“Günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı, her şeyin aynı olmasından. Kişiyi bedenin ve aklın dışına çıkarıp duvara yapıştırır. Sanırım içmek, ertesi sabah tekrar hayata dönülebilen ve her gün tekrarlanabilen bir intihar şeklidir.”

Charles Bukowski

bukowski

Avi Pardo, “Charles Bukowski Üzerine”, s. 7-11

Amerikan şairi, romancısı ve öykü yazarı kendini şöyle anlatıyor: “Andernach, Almanya doğumluyum. Babam işgal ordusunda asker, annem Alman’dı. İki yaşımda Amerika’ya getirildim. Kısa bir süre sonra Los Angeles’a taşındık. Hayatım bu şehirde geçti. İki sene Los Angeles City College’a devam ettim ancak kendi kendimi eğittiğimi söylemek daha doğru olur. Okuldan hemen sonra ülkeyi dolaşmaya başladım. Geçimimi ikinci sınıf işler yaparak sağladım; kapıcı, benzin istasyonunda pompacı, bekçi, bulaşıkçı, yükleme memuru, fabrika işçisi, ustabaşı, park kâhyası. Ayrıca bisküvi fabrikası, floresan fabrikası, tren yolları ve mezbahada çalıştım. Şehirlerin çoğunu gördüm ve yüze yakın işe girip çıktım. Yazmaya çalışırken ölümüne açlık çektim. Günde bir çikolatayla yetinerek haftada üç dört öykü yazmaya çalışıyordum. Çoğu zaman daktilom yoktu. El yazısıyla yazdıklarımı Atlantic Monthly, Harper’s ve New Yorker dergilerine postaladım. Hepsi geri geldi.
“Nihayet 24 yaşımda, bir öyküm Whit Burnett’ın çıkardığı Story dergisinde basıldı. Ardından Portfolio dergisinde bir tane daha. Her zamankinden fazla içmeye başlamıştım, sonraları yazmayı kesip sadece içtim. Bu on yıl sürdü. Benim kadar ümitsiz olan kadınlarla geçirdiğim on yıl. Şiddetli bir iç kanama sonucu kendimi Los Angeles hastanesinin düşkünler koğuşunda buldum. On iki şişe kan, on iki şişe glikoz verildi. Ameliyat olmayı reddettim. ‘Ameliyat olmazsan ölürsün,’ dediler. ‘Bir kadeh bile seni öldürür,’ dediler. Bana çifte yalan söylediler.
“Hastaneden çıkınca iş ve kalacak bir yer ayarlamayı başardım. Her akşam iş çıkışı eve dönüp tonlarla bira içip şiir yazmaya başladım. İki haftada 60 kadar şiir yazmıştım ama onları ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Elime şiir dergilerinin bir listesi geçti. İçlerinden biri Wheeler, Texas bölgesindendi. Tamam, asmalar içinde bir villada yaşayan, kanarya yetiştiren yaşlı bir kadının çıkardığı o tür dergilerden biri olsa gerek, bu şiirler onun panikmetre ibresini zıplatır diye düşündüm. Şiirleri postalayıp aklımdan sildim. Dahi olduğumu ilan eden övgü dolu şişkin bir mektup aldım. İşler iyiye gidiyordu. Yanıtladım. Harlequin dergisi bir sayısını tümüyle benim şiirlerime ayırdı. Yazışmaya devam ettik. Beni ziyarete geldi. Oldukça çekici, sarışın bir kızdı. Evlendik ve Texas’a gittik. Milyoner bir ailenin kızı olduğunu orada öğrendim. Evliliğimiz iki buçuk yıl sürdü.

bukowski
“Yazmaya devam ettim, şanslıydım. Tekrar öykü yazmaya bile başlamıştım. Çoğu Evergreen Review dergisinde yayımlandı. Şiir kitaplarım çıkmaya başladı, senede bir gibi. Bir yeraltı gazetesinde “Notes of a Dirty Old Man” başlığı altında yazmaya başladım. Open City gazetesinde başlayan bu yazılar daha sonra Note Express ve L.A. Free Press’te sürdü. Bu öyküler sonradan Black Sparrow ve City Lights tarafından kitap olarak basıldı. Elli yaşında çalışmayı bıraktım (başkası hesabına çalışmayı) ve ilk romanımı yazdım. Post Office. 20 şişe viski, 210 şişe bira ve 80 puro tüketerek, 20 gecede. Black Sparrow yayımladı. O günden beri yazarak geçiniyorum. Black Sparrow yayınevinden John Martin’in büyük yardımı dokundu. Hayatımın sonuna kadar tek satır yazmasam da ayda 100 dolar vaat etti. Hangi yazarın böyle bir şansı olmuştur?
“Geçmiş yüzyıllarda yazılanlar beni pek açmadı; aşırı ciddi ve resmi buldum. Birkaç istisna dışında yapaylığa çok yakın. Bu bana devam etme gücü verdi. Celine’in Gece’nin Sonuna Yolculuk kitabını severim, Hemingway’in ilk dönemi, Villon, Neruda, Salinger, Knut Hamsun’un tüm yazıları ve Fedor Dos. Bunların dışında pek bir şey yok. Yazmayı sürdürüyorum. Çoğunluk underground ve pek zengin değil. Olması gerektiği gibi. Haftada bir-iki, at yarışlarına giderim. Klasik müzik (Stravinsky ve Mahler) ve birayı severim. Romantik ve duygusalım. Boks maçlarından tat alırım ve hayatıma giren kadınlardan birkaçı beni bulutların üstüne çıkarmayı başardı.
“Hakkımda yazılanlara gelince, bazı tanıtma yazıları, makaleler, bir kitap ve bibliyografi sayılabilir; ancak onlar bu duvarın arkasındaki dolapta bir yerdeler ve şimdi gidip ararsam terler, sıkılırım. Siz de bunu istemezsiniz biliyorum. Sağolun. Ayrıca daktilo ve imla yanlışları için özür dilerim. İkisine de hiçbir zaman fazla ilgi duyamadım.”

Bukowski 1960’larda yeraltı edebiyatının kahramanlarından biri olarak sivrilmeye başlar. 1964 yılında Kenneth Rexroth kendisini önemli ve marjinal bir şair olarak tanımlar. 1966 yılında New Orleans’ın Outsider (Yabancı) dergisince “yılın yabancı şairi” seçilir. Bukowski’nin sürekli aşağıladığı edebi çevreler giderek onu kabullenmeye başlarlar. Hugh Fox’ın hayranlık dolu eleştirel biyografisine de konu olmuş, Fransa’da Sartre ve Genet şiirlerini coşkuyla övmüşlerdir.
Önceleri şair olarak dikkati çeker. Dabney Stuart enerjik, sert ve insanın iç dengesini altüst eden şiirlerinin güçlü bir kendini ifade etme dürtüsünden kaynaklandığını söyler ve bu şiirleri Bukowski’nin hayatını, aklını yok olmaktan kurtarmak için savaştığı birer savaş alanına benzetir. Kelimeler, zekâ ve hüzün kullandığı silahlardır. Hugh Fox, Bukowski’nin karanlık ve olumsuz dünya görüşünden söz eder biyografisinde. Günden güne tekrarlanan, çirkini, yıkılmışı, parçalanmışı arayan, kurtuluş için hiçbir ümit (ya da istek) beslemeyen dünya görüşü. Gerçekten de ayyaşlar, kaçıklar, kumarbazlar, düzenbazlar şiirlerinde hep kutsadığı insanlardır. Eleştirmenler tarafından daha ciddiye alınan öykülerinin kahramanları da bu karakterlerdir.
İlk romanı Post Office, Los Angeles postanesindeki yorucu işini sürdürdüğü yıllarını anlatır – despot amirler, alabildiğine içmek, kolay seks, özellikle at yarışlarına yapılan kaçamaklar çok ustaca yazılmıştır. Cesur, akıcı ve katılırcasına güldüren bir kitap. Bütününü parçalarının toplamından daha iyi kılabilecek bağlantılardan yoksun olmakla birlikte bu serserinin anıları zevkle okunur. Bu kötü talihli adamın hikâyesi Factotum (1976) ile devam eder. Bu kez Bukowski, Henry Chinaski’nin kişiliğine bürünür ve kendini daha ilk cümlelerinde büyük Amerikan şehirlerinde berbat işler yaparak yaşamayı kariyer edinmiş, kafasının dikine giden, pejmürde biri olarak tanıtır. Bu duygusal, şaşırtıcı ve hareketli anlatım, edebi kalıplara ters düşen biçemiyle Bukowski’nin ilk yazılarındaki anlatımından daha başarılıdır.
Bukowski anarşist bir satir anlayışı ile, içen, küfreden, partilerde kafayı bulup kadınların ırzına geçmeye yeltenen, uçaklarda etrafına rahatsızlık veren, şiir dinletilerinde rezalet çıkaran biri olarak yazdığında formunun zirvesindedir. Yaşlı ve maço sanatçı imajına olan tüm düşkünlüğüne rağmen aslında duygusal ve yumuşak biridir. Bunun da yazılarına katkısı olumludur.
Yazarın geçirdiği sayısız basur ameliyatlarını konu alan All the Assholes in the World and Mine (Dünyanın Tüm Göt Delikleri ve Benimki) adlı bir kitabı vardır. Hugh Fox kendisini “kırık dökük, erimekte olan ve her an düşüp bayılabilecekmiş izlenimini uyandıran biri” olarak tanımlar. Ancak “düşüncelerinde mutlak bir berraklık ve kontrol” olduğunu ilave eder.
Öylesine cesur, iyi niyetli, kalender biridir ki, Donald Newlove Village Voice dergisinde onun için “Tanıdığım sevilen tek yeraltı şairi,” demiştir.
Yazarın Barbara Fry ile 1955 yılında yaptığı evliliğinden Marina Louise adında bir kızı vardır.
Bu tanıtma yazısını Bukowski’nin içki üstüne düşünceleriyle kapatmak yerinde olur: “Günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı, her şeyin aynı olmasından. Kişiyi bedenin ve aklın dışına çıkarıp duvara yapıştırır. Sanırım içmek, ertesi sabah tekrar hayata dönülebilen ve her gün tekrarlanabilen bir intihar şeklidir.”

Metis Edebiyat

http://www.metiskitap.com

bukowski

Ömür Biter İstanbul Bitmez

İki İstanbul aşığı, birisi tarihci birisi şair

Rüknü Özkök ve Eray Canberk’den güzel ve her İstanbul dostunun edinmesi gereken bir kitap.

bildiğim kadarıyla yeni baskısıda geliyor.

obib1.jpg

Ömür Biter İstanbul Bitmez

İstanbul çelişkiler şehridir. İstanbul’da Altın Kapı da var, Zindan Kapı da. İstanbul’da “karı dırdırından” ölen adamın mezarı da vardır, kocasının ölümü üzerine duyduğu üzüntüden ölen hanımın mezarı da.

Binlerce yıllık İstanbul bir tanedir ama birçok adı, birçok öyküsü vardır.

Çatladıkapı neresi? Peşkeş Kapısı nerede? Bekri Mustafa ne zaman yaşamış? İstanbul’un orta yeri nerede? Camiye giriş ücreti ödenerek dinlenen mevlut, tarikat üyelerinin çile çekmek için girdikleri çilehaneler, sarnıç cadıları, Bizans’ın mahzenleri, Osmanlı’nın sarayları…

Değil gezmek, anlatmak; “Ömür biter İstanbul bitmez!”

Eray Canberk, Rüknü Özkök

sipariş etmek için

http://www.pandora.com.tr

http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=124661

Yayıncı

Heyamola yayınları

http://www.e-heyamola.com/asp/show_stock.asp?product=9756121017

Ömür biter İstanbul bitmez … (İZ TV)

bir önceki girdide tanıttığım “Ömür biter İstanbul bitmez” kitabının yazarları Eray Canberk ve Rüknü Özkök ‘ün İz TV ‘de yayınlanan programları …

obib2.jpg

http://www.iztv.com.tr


Ömür Biter İstanbul Bitmez
İstanbul’un tarihini, İstanbul’un şiirini, bir tarihçi ve bir edebiyatçıdan dinlemekten daha iyi ne olabilir? Biz de, her gün önünden geçip gittiğimiz onlarca yapının, bir köşede sessizce bekleyen asırlık bir çınarın, yaşadığımız, çalıştığımız, gezdiğimiz sokaklara, caddelere adını veren insanların hikayelerini, tarihçi Rüknü Özkök ve Eray Canberk’ten öğreniyoruz.Rehberlerimiz eşliğinde gezdikçe fark ediyoruz: İstanbul tanıdıkça daha güzel. Her gezinin sonunda bir kez daha anlıyoruz; gün batıyor, hikayeler bitmiyor. Ömür bitiyor, İstanbul bitmiyor.
shadow shadow
shadowobib2.jpgshadow

Ömür Biter İstanbul Bitmez Bölümleri:

1 – Kapalıçarşı
2 – Sultanahmet
3 – Ayasofya
4 – İkinci Tepeye Doğru
5 – Sultanahmet 4
6 – Topkapı 1
7 – Topkapı 2
8 – Beyazıd 1
9 – Beyazıd 2
10 – Süleymaniye 1. Bölüm
11 – Süleymaniye 2. Bölüm
12 – Ayasofya
13 – Ayasofya ve Çevresi
14 – Unkapanı ve Çevresi

Ayrı düşmüsüz yanyana

Ortaçgil, Türk pop müziğinin yarım yüzyıla yaklaşan tarihi içinde özel bir yere sahiptir. 1974 yılında yayımlanan ilk albümü ‘Benimle Oynar mısın’, pop geleneğinin temel albümlerinden biri oldu. Hatta en önemlisi de denilebilir. Bülent Ortaçgil ‘i anlatan eşsiz bir kitap.

Bülent Ortaçgil

Ortaçgil, Türk pop müziğinin yarım yüzyıla yaklaşan tarihi içinde özel bir yere sahiptir. 1974 yılında yayımlanan ilk albümü ‘Benimle Oynar mısın’, pop geleneğinin temel albümlerinden biri oldu. Hatta en önemlisi de denilebilir.
O güne kadarki Türk pop serüveninin iki temel çizgisi olan Aranjman ve Anadolu Pop türlerine eklemlenemeyen belkide ilk albüm.

Kahyaoğlu, bu tezden hareketle, Ortaçgil’in bugüne kadar süren müzik yolculuğunu ayrıntılarıyla incelerken, aynı zamanda Türkiye’deki popüler ve pop müzik tarihinin de genel hatlarıyla panoramasını çiziyor. Ama, Ortaçgil’in özel hayatı ve müzik uğraşlarını merak edenler bu çalışmada sayısız ayrıntıyla karşılaşacaklar…

Türkiye’de pop ve popüler müziğe dair örneğine az rastlanan çalışmalardan biri olan bu kitap bir biyografi kitabı değil, yarım yüzyıllık bir serüvenin tarihi olarak tanımlanabilir.

Yazar : Orhan Kahyaoğlu

Yayınevi : Chivi yayınları

sipariş için

http://dukkan.dharma.com.tr/V1/Pg/BookDetail/Number/1969

İstanbul da bitmez, kitapları da!

Sadece İstanbul’ daki dikilitaşları ele alan bir kitap yazabilirsiniz. Dikilitaş’ ın, Yılanlı Sütun’ un, Çemberlitaş’ ın, Örme Sütun’ un, Arcadius Sütunu’ nun öykülerini nerelerden gelip İstanbul’ a mâl olduklarını araştırıp bir, “İstanbul sütunları kitabı” yazabilirsiniz…
Ya da sadece İstanbul camilerini…
Medreselerini…
Kiliselerini…
Su yapılarını…
Saraylarını…

obib2.jpg

İstanbul da bitmez, kitapları da!
Barış Avşar
Sadece İstanbul’ daki dikilitaşları ele alan bir kitap yazabilirsiniz. Dikilitaş’ ın, Yılanlı Sütun’ un, Çemberlitaş’ ın, Örme Sütun’ un, Arcadius Sütunu’ nun öykülerini nerelerden gelip İstanbul’ a mâl olduklarını araştırıp bir, “İstanbul sütunları kitabı” yazabilirsiniz…
Ya da sadece İstanbul camilerini…
Medreselerini…
Kiliselerini…
Su yapılarını…
Saraylarını…
Böyle uzayıp gider uzun bir liste. İstanbul’ da hepsi vardır, İstanbul hepsiyle vardır. Hepsine birden bir tek kitabın çerçevesi içinde değinmek, hepsini anlatmaya çalışmak da belalı iştir. Şehri hangi plana göre gezeceksin, gördüklerinin hangilerini uzun uzun anlatacaksın, hangisinin üzerinde çok durmayacaksın? Bu konularda seçim yaparken içinizde bir “İstanbul muhasebesi” yapmaktasınızdır, hayatınızın belli bir dönemini geçirdiğiniz şehrin sizin için daha başka olan yanları vardır, onları kayırmamak için kendinizi gemlersiniz…
Eray Canberk ve Rüknü Özkök öğrencilik yıllarından başlayan 40 yıllık arkadaşlıklarını, bir “İstanbul kitabı” hazırlamak için kullanmışlar. Sözünü ettiğimiz zorlu işleri bir edebiyatçı-tarihçi dayanışması yaratarak, birlikte aşmaya çalışmışlar. Gezdikçe daha başa çıkılmaz gibi görünen İstanbul’u “gemlemek” için şehrin sur içindeki bölümüyle sınırlamışlar kendilerini ve Sultanahmet’ ten başlayıp Koca Mustafapaşa’ dan çıkmışlar.
Sonuçta ortaya İstanbul’ un sadece tarihini değil edebiyatını da anlattıkları bir kitap çıkmış ortaya: “Ömür Biter İstanbul Bitmez…”

obib1.jpg

Kitap İstanbul üzerine eksiksiz bir “bilgi” kitabı değil. Kapağında yazıldığı üzere bir “gezi-tarih” kitabı. 2003 İstanbul’ unda dere tepe dolaşan iki arkadaşın birbirlerine anlattıklarına tanık oluyoruz.
İnşa öyküleri
Görkemli yapıların inşa öyküleri de var içinde, Haçlıların işgalinin yarattığı tahribat da, padişah hikayeleri de, “Buyrun cenaze namazına” gibi dilimize yerleşmiş kimi deyimlerin ortaya çıkış hikayeleri de… Hatta artık mevcut olmayan fakat uzun süre İstanbul silüetinde yer tutmuş eserleri bile anlatmış Özkök ve Canberk.
Heyamola Yayınları’ nın geçen mayıs ayında yayınladığı kitapta, bu zorlu işi başarıyla tamamladıklarını söyleyelim. Ancak, bizce eserlerin korunmasına ve yaşatılmasına ilişkin öneriler getirme konusunda kendilerini epeyce tutmuş yazarlarımız.
Örneğin Sultanahmet Adliyesi’ nin otoparkında bulunan ve Bizans sanatının en üst düzey örneği olduğu halde ziyaret edilemeyen Eufemia Martiri’ nin ya da yüzyıllardır açık havada yıpranmış Yılanlı Sütun’ un durumlarını değiştirmek için yapılabileceklere çok değinmemişler. Ama tek tek eserler için böyle bir yönteme kitap boyunca pek başvurmasalar da, en sonda bunu “toptan” yapmışlar: Yollarla, geçitlerle, tünellerle kazılıp her gün biraz daha büyüyen şehrin hayhuyundan kurtulmuş, bütün olarak ve bizzat halk tarafından korunan bir “suriçi” dilemişler. Eğer bu dileğin gerekleri bir gün yerine getirilebilirse İstanbul için yapılmış en hayırlı iş olacak şüphesiz!
Tabii o noktaya gelinmesi için İstanbul üzerine daha çok ve çeşitli çalışmaların arkasının kesilmemesi şart…
“Ömür Biter İstanbul Bitmez”; Eray Canberk, Rüknü Özkök; Gezi-Tarih, Heyamola Yayınları

http://www.evrensel.net/05/08/18/kultur.html#3 adresinden alıntıdır.

“İstanbul Sözlüğü”ne Madde Yazar mıydınız?

“Gazete İstanbul”, İnternet üzerinden, İstanbul’la ilgili görüşlerin yazıldığı maddelerden oluşacak ve 1 milyon maddeyle 2010’a kadar tamamlanacak İstanbul Sözlüğü’nü katkılarınıza açtı!

http://www.gazeteistanbul.com/index.aspx

istanbul

03 Mart 2007
“İstanbul Sözlüğü”ne Madde Yazar mıydınız?

“Gazete İstanbul”, İnternet üzerinden, İstanbul’la ilgili görüşlerin yazıldığı maddelerden oluşacak ve 1 milyon maddeyle 2010’a kadar tamamlanacak İstanbul Sözlüğü’nü katkılarınıza açtı!

Bugünkü Cumhuriyet Hafta Sonu eki’nde Zuhal Aytolun’un haberi:

İstanbul böyle bir sözlük görmedi

Öznel olması dolayısıyla canlı ve yaşayan bu İstanbul sözlüğünün örneği, dünyada başka hiçbir kentte yok…

Doğal ve tarihi güzellikleriyle, özgürlük çağrışımıyla hem çok kalabalık olabilen hem de yalnızlığın en derinlerde yaşanabileceği bir kent İstanbul. Adına şarkılar, şiirler, romanlar yazılan bu kentte, örneği pek fazla olmayan tek kişilik bankla da izlenebilir şehrin güzellikleri, kalabalık mı kalabalık İstiklal Caddesi’nde de… Doğal güzellikleri gün geçtikçe tahribe uğrayan, ama yine de yaşayanlara ihanet etmeyen, trafiğiyle ve karmaşasıyla yoran ama kendisine de aşık eden bu kent, milyonlarca hayat hikayesi barındırıyor içinde… İstanbul’u farklı algılayışlarla yaşayanların ağzından, kaç hikaye, kaç anı dinleyebilir insan, kimbilir? İşte bu sorulardan yola çıkarak, 2010’a kadar 1 milyon maddelik canlı bir İstanbul sözlüğü oluşturmak için çıkmış yola bir kaç idealist ve İstanbulsever. Proje Koordinatörü Ömer Asan sözlüğün ortaya çıkış sürecini şöyle anlatıyor:

“İstanbul sözlüğünü, canlı sözlük yapabilir miyiz düşüncesiyle başladık çalışmaya. Şöyle ki; her isteyen İstanbulla ilgili bir madde yazsın, görüşünü belirtsin ve içine kendisini de katsın, daha sonra eklenecek maddelerde de aynı üslup devam etsin istedik. Bir nevi sözlü tarihi, canlı sözlüğe çevirebilir miyiz düşüncesi bizi harekete geçirdi.”

Asan “İstanbul Sözlüğü”nü yayına açmadan önce neler yapıldığını şöyle anlatmış Aytolun’a:

“Kentlerin sözlükleri var mı diye çok araştırdık ancak bu kadar kapsamlı bir çalışmaya rastlamadık. Hiçbir kentin böyle bir sözlüğü yok. Hazırlanacak İstanbul sözlüğünün önemli bir diğer özelliği de dünyada ilk oluşu. Hedef öncelikle 2010. Ancak yetişmezse de yüzbinlerce maddenin olduğu bir sözlük çıkacak ve yine de internetten maddelerin kaydına devam edilecek. ‘2010 Kültür Başkenti İstanbul’ için de başvuru kitabı olması özelliği taşıyacak. Sadece yazılar değil, fotoğraflar da gönderilebiliyor. ‘Yaz gönder çek gönder’ linkine İstanbul fotoğraflarını göndermek yeterli.”

Bu Sözlük, proje sahiplerinin İstanbulla ilgili ilk çalışması değil. Daha önce, E-Heyamola’dan Heyamola Yayınları olarak “Ömür Biter İstanbul Bitmez” adında bir kitap hazırlamışlar. Eray Canberk ve Rüknü Özkök , İstanbul sokaklarını tek tek gezerek, kaldırım taşları, çeşmeleri ve evleriyle İstanbul’u yazmış.

obib1.jpg

Benim bu kente bir borcum var!

35 yıldır yaşadığı İstanbul’u, küreselleşmenin başkenti olarak tanımlıyan Asan: “Buraya gelen her şey, Türkiye’nin dört bir yanına yayılıyor ve kullanılıyor, o da yetmiyor, Ortadoğu’ya ve Asya ülkelerine yayılıyor. Çocuk yaşta geldiğim ve yetiştiğim bu kentte, eğer varsa bir birikimim ve şekillenmiş bir kimliğim, bunları bana İstanbul kattı. Bu seçkin kente ne kadar kötülük ettiysek de o bize kötülük etmiyor. Benim bu şehre bir borcum var.”
diyerek “Gazete İstanbul”a nasıl varıldığını anlatmış. Genel Yayın Yönetmenliğini Ethem Yüksel’in yaptığı Gazete İstanbul, gönüllülerden oluşan bir ekip ve elden dağıtımla şu anda sadece Anadolu yakasında dağıtılıyor. Ama Internet üzerinde 24/7 erişime açık!

Biz Armada ekibi olarak İstanbul Sözlüğü’ne ilk olarak “Tarihi Yarımada Yürüyüş Yolları” maddesini ekledik! Siz ne ekleyeceksiniz?

http://www.armadahotel.com.tr/pg/blog/2007/03/istanbul-szlne-madde-yazar-miydiniz.html adresinden alıntıdır.