Bir sigara öyküsü

bir.jpg

Bir sigara öyküsü

Necati Tosuner öykülerinde hep sancılarını anlattı: “Sancı… Sancı…”, “Kambur” gibi…

Ayça Atikoğlu

Haldun Taner Öykü Ödülü’nün bu yılki sahibi Necati Tosuner.

Necati Tosuner
Dört yaşından bu yana yaşadığı bedensel özrün derin izlerini taşıyan yapıtlarında, yalnızlık, farklılığa isyan, insanlara küskünlük gibi yoğun duyguları,gündelik yaşamın sıradan olgu ve olaylarıyla iç içe işleyen Tosuner’i çoğumuz “Sancı… Sancı” (1977) ile tanıdık.
Geçtiğimiz yıl Yapı Kredi Yayınları yazarın tüm öykülerini “Kambur ve Öncesi”, “Sisli ve Sonrası” olmak üzere iki kitapta topladı.
Necati Tosuner’e Haldun Taner Öykü Ödülünü kazandıran “Armağan” çok yalın, çok sıcak bir öykü. Okurken keyiflenip hemen kahve suyu koyduğunuz cinsten. Bu öyküde de özyaşamsal izlekler olduğu kesin, o kadar ki hep gittiği kahvede buluştuğumuzda etrafıma bakınıp, öyküde göz kırpan ağaç hangisi acaba derken yakalıyorum kendimi. Öyküdeki gibi boşanıp boşanmadığını sormam için ise biraz zaman geçmesi gerekiyor.
“Armağan” bir sigara öyküsü. “Ne iyi etmişim de, sabahlaşım” diye başlıyor. Adının armağan olması ise hüzünlü gördüğü bir gün eşini sevindirmek istemesi ve ona bir armağan olarak sigarayı bırakmasına atfen konulmuş.
“Yaşadıklarından çıkardığı şeyleri yazan birisiyim. Elbette her şeyle kendisini anlatıyor da değilim. Yazarlığa heveslendiğim zamanlara dönersem bunu daha iyi anlatabilirim. O zamanlar 20 yaşlarında toplumun içinde sakat adam diye damgalanmış bir genç olarak bu değer yargılarına karşı koymanın sanki benim için tek yoluymuş gibi yazarlığa heveslendim. Yine de ancak 3. kitabımın adını “Kambur” koyabildim. Yazıyor olabilmek benim için çok önemli bir şeydi, kendimi anlatıyor olmak daha da önemli oldu. Sonra kendimi anlatmakta ısrar eder oldum. Yazmak kendimi tanımada bana epeyce yardımcı oldu. İnsanları anlayabilmede de çok yardımını gördüm. Yine de eziyet veren bir yanı vardı. Yazma sürecinin verdiği eziyetin ötesinde sanki kendimi ameliyat ediyor, sonunda da başarılı bir ameliyattı diye seviniyordum” diye anlatıyor Tosuner yazma serüvenini.
Kendisini üretken değil tembel bir yazar olarak tanımlıyor.
Uzun yıllar reklamcılık alanında çalışan Tosuner geçen yıl Manajans’tan emekli olmuş, öyküye daha çok zaman ayırabilmek için.
“İyi de oldu” diyor “yoksa bu öyküyü yazamazdım.”
Öykülerindeki sadeliği makasıyla açıklıyor: “Her yazarın kalemi gibi bir de makası olmalı, kesip atmak için. Ben o sadeliğe ulaşabilmek için çok şey attım” diyor.
Yeni neslin hedonist sloganlarını hatırlatıp kendi neslinin acıyı yücellttiğini söylüyorum, “sancı”yı sevdiğini itiraf ediyor: “Sancılı olması belki iyi, olmasaydı sanırım yazar olamazdım. Acı çekmenin zevkine ulaşmak gibi bir başarıyı kendime gösterdim. Belki çok Schopenhauer falan olması da etkilemiştir” diyor.
Necati Tosuner Kadıköylü, edebiyatçı geleneğini sürdüren bir ekipten.
“Son iki yıldır Bostancı’da oturuyorum. Bostancı’dakilerin büyük çoğunluğu emekli. Ben de emekli olunca aralarında bana bir yer verdiler. İki ayrı toplantı oluyor. Salı günleri Salah Bey ve çevresi Eleştiri Kitabevi’nde toplanıyor. Herkes şiirini okuyor, Salah Bey dalga geçiyor. Ben öykü yazdığım için bir şey okuyamıyorum. Perşembe günü de aynı kitabevinde Türk Dili Dergisi yazarları toplanıyor” diye anlatıyor.
Kendisini yazar değil edebiyatçı olarak tanımlıyor.
Tüm sancılarına rağmen edebi olduğu için ne kadar şanslı olduğunu bilmiyor.

http://www.milliyet.com.tr/1997/05/12/sanat/bir.html adresinden alıntıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s