Bülent Ortaçgil röportajı (Martı Yuvası)

Martı Yuvası (http://kal.endtas.com/index.php) ‘den alıntıdır. Gerçek hali için

 

http://kal.endtas.com/modules.php?name=News&file=article&sid=167

 

 

BÜLENT ORTAÇGİL RÖPORTAJI

 

Röportaj: Gizem ŞENGÜN-Berna AKSU-Müge AKPINAR

MARTI: Okulumuzun yeni açıldığı yıllarda verdiği mezunlardansınız. Bize okulun o dönemdeki özelliklerinden neler aktarabilirsiniz?

 

B.O..-Ben 1968 mezunuyum. Okul ilk mezununu verdiğinde ben hazırlık sınıfına girmiştim. Ben okula başladığımda, okul yaklaşık 300 kişilik yatılı bir okuldu ve sadece erkek öğrencilerden oluşuyordu. Ben lisedeyken hazırlık sınıfına ilk defa kız öğrenci alındı. Tabii bundan sonra gündüzlüler de olmaya başladı. Bununla beraber öğrenci sayısı da arttı. 300 kişi gibi az öğrenci mevcutlu bir okulda okuduğunuz zaman, bir şekilde herkesi tanıyorsunuz. Büyükler küçükleri pek tanımaz, her zaman bu böyledir ama siz büyükleri tanırsınız. O nedenle bana benden 1-2 yaş büyük bir isim söylenirse, ismen hatırlayamam belki ama yüzünü görsem tanırım. Sanırım artık yaklaşık 2000 kişilik bir okulda böyle olmaz. O donemler, okulun mimarisi de çok farklıydı. Şimdi girişte bulunan binanın yerinde ahşap bir bina vardı. Ahşap yapının arkasında da denize doğru olan barakalar vardı. Yani barakadan hallice sınıflar vardı. Ahşap okul binası yatakhaneyi, yemekhaneyi ve spor salonunu bünyesinde barındırıyordu. Okula en son bundan bir on yıl önce konser vermeye gelmiştim. Tabii benim zamanımdan kalan hiç bir şey yoktu. Haliyle ne eski mimari yapıdan ne de personelden eser vardı. Bir aralar Kantin Kemal vardı, umarım hala yaşıyordur”.

 

MARTI: Yatakhane ortamının size kazandırdığı şeyler var mı! Abi-kardeş ilişkisinin kurulmasını kolaylaştırır mu bu ortam?

 

B.O.:Abi-kardeş ilişkisinden ziyade, iyi tarafları da kötü tarafları da var tabii. İyi taraflarından biri çok küçük bir ortamda, askeri bir okulda gibi yaşadığını hissetmek olabilir. Ama bu aynı zamanda kötü de olabilir. Çünkü, o zaman herkes kendi yaşıtıyla beraber oluyor, ama üç yüz kişi hep aynı şeyi yapıyor. Okulun her faaliyetinden haberdar oluyorsunuz. Yani, okulda bir futbol maçı oluyor, bir oyun oluyor herkes seyrediyor veya bir konser düzenleniyor herkes dinliyor. Ayrıca 20 kişilik sınıflar olunca, öğretmenlerle olan ilişkiler farklı boyutlar kazanıyor.

 

MARTI: Genel olarak KAL’in sizde yaptığı çağrışım nedir!

B.O.: Okuduğum okul, yeni bir okuldu. Hayatımdaki çoğu şeyde belirleyici olduğunu söyleyebilirim. Mesela müzikle uğraşmam lise yıllarımda başladı. Müzik öğretmenim beni bu konuda çok etkilemiştir. Bunun dışında okulda birtakım faaliyetleri yürütmeye çalışıyordum. Tiyatro ile de ilgileniyordum. Okulun bizleri, sporcuların kampta belli bir hedefe hazırlanması gibi hayata hazırlaması çok iyiydi. O açıdan sevdiğim bir okuldur. Tüm arkadaşlarım aynı şeyleri yaptılar. Kimimiz çok başarılı oldu, kimimi az başarılı; kimimiz çok zengin oldu, kimimiz olamadı. Ama çocukluk arkadaşlıklarımız hala sürmekte. Yani bir araya geldiğimiz zaman yeniden 12 yaşındaki Ahmet – Mehmet gibi olabiliyoruz. Böyle keyifli bir tarafı da var okulun. Mezun olduktan sonra okula Talaş Günü için birkaç kez gittim. Yazları İstanbul’da oturmadığım için bu gibi etkinliklere pek gidemiyorum. Şu anda öyle mi, bilemiyorum ama o dönemde meraklı olan insanlar İngilizce dışında ikinci bir dili de konuşabiliyorlardı. Biz o okulda çok kuvvetli bir eğitim aldık, iyi bir genel kültür, sağlam bir dil öğrenimi, hobilerimizin üstüne gidebilme iştahı verdi bize. Kulüplerimiz vardı, umarım hala öyledir.

 

MARTI: Müzik hayatına başlamanızda, okulunuzun etkili olduğunu söyleyebilir miyiz? İmkanlar ve çevre bîr bütün olarak değerlendirilirse.

 

B.O.: Direkt olarak müzik öğretmenimin etkili olduğunu söyleyebilirim. Bir de o dönemin de biraz etkisi var. Yabancı öğretmenlerle okumanın avantajı, onların dünyadaki güncel olayları bizlere aktarabilmesiydi. Mesela Amerikalı bir öğretmen sizi Amerika’daki yeni bir kitaptan, müzikteki yeniliklerden anında haberdar ediyordu. Yeni rnüzik hareketlerinden bu şekilde haberimiz oluyordu. O nedenle, bizler dünya popüler müziğinin doğuşunu ve gelişimini bilen bir kuşak olduk. 16 – 17 yaşlarımızda yabancı dili bu yeni oluşumla paralel öğrenebildik ve bu bir avantaj oldu.

 

MARTI: Liseden sonra ne üzerine eğitim aldınız?

B.O.: Kimya mühendisliği eğitimi aklım. İstanbul Üniversitesi’ni bitirdim. Ama lisedeyken müzikle uğraşıyordum. üniversitede de bu uğraşıma devam ettim. Kimya Mühendisliği okumam, bizim okulda okuyan herkesin biraz averaj üstü öğrenci olması nedeniyle bu tarz mesleklere kanalize olmasından kaynaklanıyor. Bir de yaptığımız müziğin Türkiye gerçekleriyle birebir bağlantısı yoktu. Yani o müzikten para kazanıp da yaşamı devam ettirmek o kadar kolay değildi. Bu da Kimya Mühendisliği tahsili yapmamda etkili olan faktördü. 6-7 yıl sürecinde Kimya Mühendisliği yaptım, dolayısıyla müzikle daha sonraları uğraşmaya devam edebildim.

 

MARTI: Müziğin hayatınızda önemli bir yer işgal etmesine sizi iten ne oldu?

B.O.: Yaptığım şeylerin sorumluluğunu fazlasıyla hissetmek diyebilirim. Şöyle söyleyeyim; mesela bir şarkı sözü yazıyorsun, sonra ettiğin o sözleri oturup düşünerek incelediğin zaman, insan hayatının senin yazdığın o sözler kadar kolay olmadığını görüyorsun. Hayatlar o kadar çabuk değişmiyor, insan o kadar çabuk karar veremiyor. Dolayısıyla bir şarkının yaşamla iç içe olması gerekiyor. Yani sanat yapmak isteyen bir insan için o iş part-time bir iş olarak yürütülemiyor. Ben de yaptığım şeylerin ciddi olduğunu, şarkı sözü yazarlığının çok büyük sorumluluk gerektirdiğini hissettim ve şarkı yazarak yaşamam gerektiğini düşündüm. Bu işin bana sağladığı bir avanraj da oldu; Türkiye’de sevdiğim işi yaparak para kazanabilme mutluluğunu yaşadım. Türkiye’de genellikle insanlar istediği mesleği yapamıyor ya da o meslekten zor para kazanıyor. Bu iki kavramı orta bir noktada birleştirmek çok zor. Yani hem çok sevdiğin bir işi yapman, hem de bunun para getirmesi zor yakalanacak bir durum. Bu nedenlerden ötürü, bir sanat adamı olarak Kimya Mühendisliğine devam etmedim ve sırf müzikle yaşamam gerektiğini düşündüm. Sorumlu bireysem eğer, böyle davranmam gerekiyordu.

 

MARTI: Yaratıcılığı tetiklediğine inandığınız anlar (zaman dilimleri) var mı?

 

B.O.: Bence yok. İnsanın çok verimli olduğu bazı dönemler oluyor. Ben de böyle dönemler yaşadım. Kimi zaman olur, bir ayda on beş şarkı yazarsın, kimi zaman olur o on beş şarkıyı gece yarısı yazarsın, kimi zaman da sabahın köründe. Eğer insanın çok büyük saplantıları yoksa -bazı insanlarda olabiliyor- bana göre çok büyük kısıtlama yok yaratıcılık süreçlerinde. Öncelikli kafanızın şarkıda olması lazım, belki de ben şarkıyı düşünerek yaşayan bir adamım. Masa basında çalışarak geçirmek zorunda olduğum zamanlar da var. Yazdığım sözleri inceleyerek, elemek ya da değerlendirmek açısından ve o şarkının anahtarlarını çıkarmam için eskiz yapmam gerekiyor. İnsanların çoğunun tahmin ettiği gibi büyük bir ilham perisi gelir, birden yazarsın, böyle şeyler olabilir bir dönemde. Benim de 10 dakikada şarkı yazdığım anlar oldu. Bu başka ama genel olarak bu iş de belli bir disiplin gerektiriyor. Yani sabah saat 8’de – 9’da işe gidip, 5’de eve dönmek gibi bir hayat disiplini olmasa da; şarkı sözü yazmak için yine yapmam gereken şeyleri belirliyorum.

 

MARTI: Bu süreç süreklilik ve devamlı bir emek gerektiriyor olmalı.

 

B.O.: Tabii süreklilik gerekiyor. Her an şarkı düşünerek yaşamıyorsun belki ama olayları şarkı yazma süzgeci içinde görüyorsun. O gözle değerlendiriyorsun. Belli bir birikim oluşup onların şarkıya dönüşeceğini hissettiğin anda daha fazla yoğunlaşıyorsun, uğraşıyorsun ve öyle yazıyorsun. Ama bunun dışında yaratıcılık adına günün belli bir saati, mevsim veya yer çok önemli değil. Başkaları için bilmem ama bende böyle bir şey yok.

 

MARTI: Günümüzde popüler kültür çok yaygın ve sizin müziğinizi dinleyenler genelde ortalama üstü insanlar, az önce sizin de dediğiniz gibi. Müzik tarzınızda belirleyici olan etken ne oldu?

 

B.O.: Müzik tarzımı belirleyici olan benim. Benim aldığım eğitim, okulda öğrendiğim,o zaman okulda okuduğum kitaplar. Bana okuma alışkanlığı kazandıran yerin okulum olduğunu düşünüyorum. Maarif Koleji’nden bana kalan en önemli şey budur. Okul arkadaşlarımın çoğu zaten genel kültür olarak belli seviyenin üstünde insanlardır.

 

MARTI: Bu doğrultuda, popüler kültürün yaygınlaşmasıyla, müziğin gittikçe yozlaşması, şarkı sözlerinin anlamını kaybetmesi, bu kadar çabuk şarkı yazılıp, üretilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

B.O.: Bana yıllar, insanları eleştirmeden önce biraz dikkat etmenin gerektiğini öğretti. Çünkü dünyadaki insanların hepsinin kültür seviyesi belli bir seviyenin üzerinde olacak diye bir şey söz konusu değil. Kültür seviyesi belli bir düzeyin üstünde olan insanlar diğer insanlardan fazla olduğu zaman dünya zaten başka bir dünya olacak. Bu nedenle herkesin yapılan her şeyi anlaması ve değerlendirmesi gibi bir şey de söz konusu değil. Zamanında Beethoven da kimseye dert anlatamamış. Mozart üç kişiyle ölmüş. Bütün bunlar ele alındığında, kitlesel hale dönüşmeyen kavramlar değersizdir denemez. Popüler kültürün sunduğu şarkıları, Türkiye’nin çoğu satın alıyorsa ya da beğeni ile dinliyorsa, beni yüz kişi beğeniyorsa, bu benim kötü olduğumu göstermez. Ben, istediğimi yaptığımı düşünüyorum. Nasıl bir insansam, o insanla eşdeğer boyutta bir şeyler yapıyorum. Kendimle barışık olmak için, kendimden utanmamak için bunu tercih ediyorum. Zaten zevkim de bu yönde gelişiyor. Ortaya koyduğum işler de bana benzeyen, dünyadaki müzik akımlarını takip eden, biraz edebiyattan nasibini almış ya da popüler kültür içerisinde standart insanların çok zevk almayacağı nitelikte oluyor. Ama şunu da belirtmek istiyorum: Popüler Kültürü küçümsemiyorum, çünkü bu oluşum yalnız Türkiye’ye özgü değil, dünyanın çoğu yerinde görülüyor. Çoğunluğun kalitesi genelde ortalama altı zaten. Bir ülkenin, bu kaliteyi ne kadar averaja yaklaştırırsa, o kadar başarılı olacağına inanıyorum.

 

MARTI: Şu anki müzisyen kimliğinizin oluşmasında sizi etkileyen isimler ve müzik akımları neler oldu:

 

B.O.: Lise yıllarında dinlediğim isimler var. Bu yönden kendimi bir bakıma şanslı sayıyorum, çünkü popüler kültürün tohumlarının ilk atıldığı o yıllarda, olaylar bu kadar kitlesel değildi. Dinlediğim isimlerin çoğu Türk değildi. Bu yine okul nedeniyle bana sunulmuş bir farklılıktan ileri geliyordu. Dinlediğimiz insanlar genellikle Anglo-Sakson, Amerikan kökenli sanatçılardı. Aldığım dil eğitimi nedeniyle önce Anglo-Saksonlara özenip, onları dinleyip, anlamayı denedim.

 

MARTI: Verebileceğiniz örnek isimler var mı?

 

B.O.: Beatles’ı çok dinledim, yaptığı her şeyi bilirim diyebilirim. Parçaların hepsini çalarım neredeyse, 300-400 şarkılık bir repertuarı çalarım. Beatles’in gelişmesi o grupla paralel bende de bir gelişme yarattı. Beatles sonrası bir çok rock grubundan etkilendim. Pink Floyd’dan çok etkilendim. Sonra şarkı sözü yazarları beni etkiledi. Bob Dylan gibi… Bütün bu isimleri taklit ettim tabiki, o yıllarda. Bana göre bir standartla uğraşmanın yolu taklit etmekten geçiyor. Kendi çizginizi yakalamadan önce, öncelikle birilerini taklit ediyorsunuz. Sonra, eğer beceriniz varsa, kendi dilinizi oluşturuyorsunuz. Daha sonraki yıllarda, popüler kültürden farklı olarak protest ve rock müzik türü şeyler dinledim. Bunu takiben, sonraki yıllarda klasik müzik dinlemeye başladım. Bach ve ondan sonraki klasik müzik bestecilerinin 20.yy’a kadar hepsini dinledim ve gelişimini takip ettim, bu aşamadan sonra jazz dinlemeye başladım. Tabi bütün bunların beraberinde, dinlediklerimin tümünü harmanlamaya başladım. îşte o zaman, kendimin olmaya başlayan bir gitar çalma ve söz söyleme mantığı oluşmaya başladı.

 

MARTI: Peki söz yazarlığınız okul sıralarında mı başladı?

 

B.O.: Okuldayken iyi bir edebiyat öğrencisiydim. Zaten okuldaki kitap okuma alışkanlığı sayesinde, uzun yıllar bir kitap kurdu olarak yaşadım. Elimden kitap düşmezdi. O zamanki sıra arkadaşım ile -şimdi Kanada’da sinema ile ilgileniyor- senaryolar, şarkılar, şiirler yazardık. İleride yapacağımız şeylerin kurgularını oluştururduk hep.

 

MARTI: Okul hayatınıza ait bizimle paylaşabileceğiniz ilginç bir anı var mı?

 

B.O.: Vardır tabii. Çok ilginç değilse de tiyatro yaptığımız dönemlere ait hatıralarım var. Bir oyunda sarhoş rolüm vardı. Sonra o rolle liselerarası yarışmada ödül aldım.O rolü oynarken kuliste, sahnede yaşadığımız anlar aklıma geliyor. Tiyatro kulisi hayatımı çok etkilemiş bir yerdir. Bütün şarkılarımda kullandığım oyun teması, lise yıllarımdaki tiyatroya karşı olan ilgimden ötürü oluşmuştur. Bir keresinde okul müdürü sarhoş rolünü oynarken, gerçekten içki içip içmediğimi sormuştu. Bir de sahnede doğan karışıklıklar, sahne üzerinde olduğunuzda kendinizi zor durumda hissettiğiniz, kurtarılması çok zor olan, herkesi güldüren kareleri hatırlıyorum. Bunların dışında, yatakhane çok komikti tabii. Yatakhanede erkek erkeğe bizi güldüren çok şey olurdu. Yatakhanede de ufak bi hayatımız vardı. Sınıflar ufak, yatakhane ufak, okulun mevcudu az…

 

MARTI: Türkiye’de bğendiğiniz isimler, sanatçılar kimler?

B.O.: Bu soruyu bana yirmi yıl önce sorsaydın hiç kimse derdim. Çünü o zamanlar, insan daha bir efeleniyor bu gibi konularda. Şimdi ise kimsenin hayranı değilim. Şebnem Ferah’ın beğendiğim çalışmalan var ama bu yaptığı her işi beğendiğim anlamına gelmiyor. Teoman’ın beğendiğim dinlediğim çok güzel şarkılan yar mesala. Sınıf arkadşım olan Mazhar Alanson’un da çok güzel şarkıları var. Ama ben Mazhar hayranı mıyım? Hayır. Teoman hayranı mıyım? Hayır. Artık hayran olacak yaşı geçtiğime inanıyorum Bu yaşta kimseye hayran olunmuyor ama yapılan güzel işleri ayırt edebiliyorsun. Türkiye’de böyle bir sürü iş var. Fahir Atakoğlu ve Erkan Oğur başarılı bulduğum isimler. Birkaç genç grup da var şarkılarını dinlediğim. Mesela Vega, sözlerde değil ama konseptte başanlı olduklarını düşünüyorum.

 

MARTI: Sizce sanatta başarıyı mutlak kılan etmenler nelerdir?

 

B.O.: Ben sanat hakkında konuşmaya hakkım olmadığını düşünüyorum. Şarkıyla ilgili konuşabilirim. Bu bağlamda şarkının eğer güzelse zamandan bağımsız olması gerektiğini düşünüyorum. Aradan otuz yıl geçtikten sonra, yine aynı şarkıyı dinlediğinde o şarkıdan birseyler alabiliyorsan, o şarkı güzeldir diyebilirim. Bir şarkı 15 dakika içinde tüketiliyorsa, 16. dakikaya bile gelmiyorsa, o şarkı kalıcı nitelikte değildir. Güzel değildir. Bu nedenle şarkı zamandan, modadan, sayısal değerlerden farklı olmalı. Bunun da yolu modadan söz etmeyerek, insanın kalıcı değerlerini yakalamaktan geçiyor. Dostoyevski, 300 yıl önce yaşadı ama hala okuduğumuz zaman heyecanlanıyoruz. Onun büyük bir insan tanımlayıcısı, anlatıcısı olduğunu şimdi okuyan herkes tespit edebiliyor. Bunu müzikle değerlendirirsek, aradan 300 yıl gibi bir süreç geçmemiş olsa da, Beatles’in yaptığı her şey hala dinleniyor. Daha da eskiye gidersek Bach’ın yaptığı her şeyi dinlediğin zaman arkasında büyük bir matematiğin yattığını, büyük bir birikimin ve zevkin yattığını anlayabiliyorsun.

 

MARTI: Küreselleşme sürecinde, kültür savaşları insanları, toplumları kimlik mcadelesine sürüklüyor. Sizce sanat bu dönemde nasıl bir varlık göstermeli?

 

B.O.: Şu yaşadığımız dönemler geçiş dönemleri olsa gerek. Küreselleşme bir yanda iyi bir kavram çünkü bilginin dolaşımı çok demokratikleşiyor. İnsanlara istediği bilgiyi edinebilme hakkı doğuyor. Ama bazı durumlarda bu oluşum çok güçlü ya da zengin olana diğerlerini yok etme firsatını da veriyor. Şu anda böyle en azından. Dolayısıyla böyle bir konumda sanatın lokal olarak nasıl yaşayacağı çözümlenmemiş konular arasında. Bunları yaşayarak göreceğimize inanıyorum. İnsanlar yeni fikirler üretecek, yeni girişimlerde bulunacak ama nasıl yerel kalacağız bilemiyorum. Dünya 300 yıl önce iki kutuplu bir dünya idi. Şimdi tek kutuplu bir dünya oldu. Tek kutupluluk kolaylık getirse hile beraberinde getirdiği birçok sorun da var.

 

MARTI: Sanat bir bakıma kimlik bunalımı yaşıyor denebilir mi?

 

B.O.:Tabi insanlar da kimlik bunalımı yaşıyor. Düşünsel bunalımlar da bunu izliyor. Doğrunun, yanlışın belirlenmesi gibi zaten kaygan zeminlere oturtulan bu konu daha da zor bir vaziyette. Sanıyorum bir 30-40 yıl içinde, herkesin fikirlerini belirtmesiyle oluşumlarım rayına oturacağına inanıyorum. Tabi ki sanat bu olaylardan bağımsız bir kavram değil, sanatçı bütün bunları bilecek, fikirler üretecek, taze şeyler söyleyecek ve şarkılarıyla bu olaylardan bahsedecek. Ancak doğrunun, iyi ve güzelin oturduğu temellerin çok kaygan olduğuna inanıyorum. Bunlar kesinlikle sabit ve değişmez değiller. O nedenle bir söz söylerken dikkat etmek gerektiğine, inançları oluştururken dikkat edilmesi gerektiğine inanıyorum.

 

MARTI. Müzik yapacak gençlere önerileriniz nelerdir?

 

B.O.: Müzik benim zamanımda hiç bir işe yaramayan insanların yaptığı iş olarak kabul edilirdi. Ama şimdi, müziğin son derece zor, üzerinde uğraşılması gereken bir kavram olduğunu hepimiz öğrendik. Dolayısıyla, müzik yapacak insanlara öncelikle işi ciddiye alıp, çok çalışmalarını öneririm. Müzik son derece sıkı bir teknik çalışma gerektiren ve ciddiye alınması gereken bir alan. Bunedenle insanlara ilk olarak müziğin dilini öğrenmelerini öneririm. Ayrıca hangi sanat dalıyla uğraşırsa uğraşsın, insanın alt yapısı kuvvetli olmalı. Yani dünyayı görüşleriyle değiştirmiş veya etkilemiş herkesi okumalarım öneririm. 17-18-19 yaşları dolu dolu geçerse, kendi dillerini oluştururlarsa daha güzel şarkı sözü yazarlar. Yoksa yalnızca vecizelerden ibaret sözler yazarlar. İnsanın alt yapısının gençlik döneminde oluştuğuna inanıyorum. Gençlik yıllarında okumalılar, seyretmeliler, dünya adına yeni bir şeyler yapmaya iştah duymalılar. Okudukları yazarların politik görüşleri ne olursa olsun, bu tercihlere ilk başlarda pek takılmamalı bence. Bütün o alt yapıyı, bilgi birikimini oluşturacak gıdayı depolamalı insan. Öğütlere de pek inanmıyorum. Zaten insanlar da öğütleri dinlemiyorlar. Sanatla uğraşıyor olmak, dünyanın en acılı işlerinden, birçok sorunu beraberinde getirse de beni açıkçası çok mutlu ettiğini söyleyebilirim.

 

 

Reklamlar

2 responses to “Bülent Ortaçgil röportajı (Martı Yuvası)

  1. Selam Ozgur,

    Sayfanda başarılar dilerim. Alıntı notun için ise teşekkürler ve tebrikler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s