POLİTİK BİR GRUP DEĞİLİZ : “Taksim’de Rahat Yürümek Hoşumuza Gidiyor.”

“Taksim’de Rahat Yürümek Hoşumuza Gidiyor.”

Bir karmaşaya kurban edilmiş belli belirsiz zaman aralıkları; betonlar arasına sıkışmış ve düşe kalka aslını arayan ruhlar; sadeliğe kaçışın hayaliyle canlı kalan zihinler… Yaramaz çocuk ‘kent’in modernizm lügatindeki anlamının, bizim oluşumuzla tutmamasının dışavurumları bunlar. Oysa bu travmatik yapı içinde geçmişin kentini değil ama şehrini, Şehr-i İstanbul’u, denizle, martılarla, gemilerle anlatan ince bir ezgi süregidiyor 24 yıldır. Bu sesler, Ezginin Günlüğü’nden yükseliyor.

1985’te ‘Seni Düşünmek’ albümüyle yola çıkan Ezginin Günlüğü, 14. albümü ‘Dargın mıyız?’ı geçtiğimiz yılın sonlarında yayımladı. 20 yılda Hakan Yılmaz, Sumru Balıkçıoğlu, Emin İgüs, Arzu Bursa ve Feyza Erenmemiş gibi niceleri geçti… Şimdilerde, günlüğü ta başından beri tutan Nadir Göktürk ve 1993’ten beri yazdığı söz ve müziklerle takvime sahip çıkan Hüsnü Arkan grubu sırtlanmış gidiyor. Eylem Pelit’in buğulu sesi şarkılara sineli 3 yıl olmuş… Gerilerinde de 4 müzisyen, günlükçü…

BU ŞEHİR ARKANDAN GELECEKTİR

“Yağmur yağsa/ Uykum kaçsa/ Bir kuş konsa badi parmağıma/ Ağlardım bir başıma.” gibi muhteşem bir liriğe yataklık eden parçayla yani ‘Düşler Sokağı’ ile bilinen Ezginin Günlüğü, hayata basit satırlardan bakarak, zor olanı anlatma çabasında. Şiirsel bir anlatımda kelimelerin ahengine varmak zor olmamalı… Ezginin Günlüğü, “Fakat artık ümit yetmiyor bana/ Ben artık şarkı dinlemek değil/ Şarkı söylemek istiyorum.” diyerek aşka bakan değil, onu yaşayan olmaya davet çıkarıyor şarkılarında; lakin bir şartla: Bittiğinde, “Aşk hiç biter mi/ Hiçbir şey olmamış gibi, boşlukta kaybolup gider mi?” sorusunu sorarak…

Cevabı ne olursa olsun gitmeye yeltendiğinizde arkanızdan yükselen o ses, “Bu şehir arkandan gelecektir.” deyiveriyor… O an, “Mutlu olmak varken bu dünyada/ Geceler geldi dayandı kapımıza.” deyip düşlere bir şans daha verip, kalmak istiyor insan. Yine de biliyor ki gönlü, kaçabilmek için sardunyanın baştan çıkarmasını bekliyor: “Kapıyı çalınca bir gün sardunya/ Kal, kal, kal deme bana, sakın bana.” Oysa kentin bencilliği sinmiş bir kere… Bir giden olmalı, bir de kalan… Boyun eğilecek bir arsızlıkla “Saçma da olsa bekleyişin/ Yalnız sen olsan da bekleyen beni/ Bekle beni.” dizeleri dökülüyor ağızlardan…

KAÇIŞLARI ANLATIYORUZ

Bir yelkenle çıkılan yolculukta “Kime sorsam dönüşüm yok, nereye gitsem mavi/ Yelkenimde deli rüzgâr, her yanım tuz, deliyim.” biçiminde kutsanıyor yalnızlık… Derken, üstünden martıların geçtiği insanoğlunun haykırışı, havaya ve suya karışıyor: “Uç beni uç beni uç, yavru kuş ol uç beni/ Geç beni geç beni geç, kanadım ol.” Uzaklara açılan bir yelkende eflatun bir ölüm bu kadar ağır oluyor: “Sessiz akan bir ırmağım gecede/ Git dersen giderim, kalırım kal dersen.” Beklenen yalnızca o söz: Kal. Ama nafile…

Bir sabah güneşi her şeyi unutturuveriyor, çıkılan yolda: “Gelir bir el kırar bir gün kapıları.” Hiç düşünmeden, geri dönmek üzere kırılıyor yelkenin dümeni… Biliyor ki dönen, bu yaşananlar ‘Hep aşk yüzünden’. Yıllardır Ezginin Günlüğü’nün de anlattığı gibi…

Günlükte şarkılarına sığmayan bir şeyler olduğunu düşünerek buluştuk Ezginin Günlüğü’yle. Grubun sözcüsü ve şarkılarının yazarı olan Hüsnü Arkan’dan ilk öğrenmek istediğimiz, yalın bir anlatımla onca duyguyu anlatabilmenin sırrıydı. Öyle ya kelimeler onlara kıyak geçiyordu! Türdeşi olmayan bir müzik yaptıkları itirafıyla başladı, Hüsnü Arkan: “Yaptığımız müziğin türü, çok tutarlı değil. Bir noktada pop müziğin imkânlarından yararlanıyoruz. Ama sözlerimizle popüler müziğin farklı bir yerinde duruyoruz. Önemli olan kendi ifade biçimimizi arıyor olmamız.” Sözler ve hayat, nasıl bağlanıyordu birbirine? “Var olan bir şeyi yazıyoruz. Söylediklerimiz hep hayat hakkında. Basit şeyler…”

Modern şiiri sevenlerin, müzikteki en önemli duraklarından biri, Ezginin Günlüğü. Kendileri de o cenahta yer alıyor: “2. Yeni şairlerinden çok etkileniyoruz. Ece Ayhan, Edip Cansever, Cemal Süreya… Bunun yanında Nâzım Hikmet, Shakespeare, Goethe, Mevlânâ, Ömer Hayyam gibi birçok şairin üzerimizde izleri var.” Grubun tuttuğu günlüğün en özgün yanı, kentli bir sevdanın lügatini çıkarıyor olması. “Aslında her şarkı yazarı kendi dilini oluşturmaya, farklılığını vurgulamaya çalışır. Biz farklılığımızın üzerine basıyoruz. Bu belki böyle bir algılamaya yol açabilir.” Bu algılayışın farkına varmak, grubun içinde mümkün değil, onlara göre.

Kentin şarkılarını üreten Ezginin Günlüğü’nü ele veren metaforlardan ilk akla gelenler; gemiler, deniz, martılar… “Biz bunlarla kaçışları anlatıyoruz. Bazen İstanbul’un geçmişine doğru, bazen de çocukluğa… Şarkılarımız aşk, ölüm ve çocukluk etrafında dönüyor.” diyor, Arkan. “Neden kentli insanın bir yanı kalmak ister, bir yanı göçmek?” sorusuna, buğulu ses tonuyla “Bu, Türkiye’ye özgü bir durum. Türkiye kocaman bir köy. İstanbul’dan daha şehirli geliyor bana bazı iller. İstanbul’u Batılı tarzda bir şehir olarak görmek mümkün değil bence. Son 30 yıl içinde büyük bir göç aldı. Biraz taşların yerli yerine oturması lazım, o şehirli insan kalıbının oturması için.” diye cevap veriyor.

POLİTİK BİR GRUP DEĞİLİZ

Ezginin Günlüğü, Türkiye üzerine düşünen yanını ele vermiyor değil. Böylesi bir durumda, politik bir pencereleri olup olmadığını öğrenmek elzem: “Ezginin Günlüğü, türkü söyleyerek yola çıkmış. 80’lerde politik bir grupmuş gibi algılanması, biraz da o sosyal kapalılıktan kaynaklanıyor.” Peki, yaptıkları ne? “Kendi şiirlerimizde bireyin eleştirisini yapıyoruz. Hayat gibi insan ilişkileri de değişiyor. Türkiye’de ne olduğu bittiği hakkında düşüncelerimizi şarkılarımızda tartışmaktan yana değiliz.”

Grubun zaman içinde değişen sound’u için “Son 3-4 albümde biraz daha, iyi enstrüman çalan arkadaşlara yer vermeye çalışıyoruz. İlyas Mazayev, Hüsnü Şenlendirici, Gürdal Tokcan gibi isimlere biraz daha doğaçlama şansı tanıyoruz. Daha sade bir sound’a doğru gidiyoruz.” yorumunda bulunan Ezginin Günlüğü, hayranlarıyla organik bir bağ kurmuş. Dinleyicileri arasından gelip de 10-15 yıllık dostları olan insanlar var. En hoşlarına giden taraf da, Beyoğlu’nda çok rahat dolaşabilmeleri.

AH ŞU YAPIMCILAR!

Türkiye’deki grup müziği, genellikle 4-5 müzisyenin birlikteliğinden oluşuyor. Ezginin Günlüğü ise 1993 yılından beri 7 kişiyle yola devam ediyor. Öncesinde 11 kişiyle sahneye çıktıkları dâhi olmuş. Fotoğraf çekimlerinde kadraja girmekte zorluk yaşamaktan mustaripler!

1970’lerin gruplarında ‘birlikte hareket etmek’ bilinci olduğunu söyleyen Hüsnü Arkan’a göre bu durum, o grupların samimiyetini gösteriyor. Ancak bugünün genç rock gruplarının önemli bir dezavantajı var, bunun nedeni de plak yapımcıları. “Yeni çıkan çocuklar rock yaparken, yapımcısı istediği için türkü yapıyorlar. Eski gruplarda böyle bir şey yoktu.” Böylesi bir dayatma yaşamadıkları için şanslı görüyorlar kendilerini.

Ortaya çıkışından bu yana geçen neredeyse çeyrek asır içinde hayran kitlesinin değişimine rağmen grup, müziğinden çok taviz vermeden devam ediyor yoluna. “Zaman içinde genç gibi düşünmeyi başarabildik.” diyor grubun üyeleri. Ardından devam ediyorlar: “İş hayatına atıldığında insanlarda grup davranışları azalıyor. Sinemaya, tiyatroya gitmek vs… Kitap okuma alışkanlığı azalıyor, çünkü zaman sorunu yaşıyorlar. Bu yüzden sürekli bir gençlik kitlesi önümüzden geçiyor.”

Zaman insanı törpüleyedursun, Ezginin Günlüğü içimizdeki doğrulara tutunabilmek için iyi bir fırsat sunuyor yıllardır. Kendilerini seven ve yeni insanlarla paylaşmak konusunda bencil davranan hayranlarının azımsanamayacak kadar olması, belki de bundandır…

Aksiyon Dergisi – 17 Temmuz 2006

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s