Category Archives: Anadolu panteri , Pardus

Bizim hayvanlarımız

BİZİM HAYVANLARIMIZ

Ülkemizde yasayan hayvanlari merak ediyor musunuz?
Bence biraz merak etmekte fayda var. Çünkü, özellikle bir bölümü, yok olmak üzereler…

Bazi türler ise çoktan yok olmuslar. Sonuçta giden gitmis, kalan saglar bizimdir. Ama kalanlarin da fosil kategorisine girmelerini engellemek de herhalde bizlerin elindedir. Dolayisiyla bunlari tanimakta fayda var.

vasak2.jpg

VAŞAK (Felis lynx)
Kayalik ve ormanlik bölgelerde yasarlar. Çok yirtici hayvanlardir; tavsan, geyik, keçi ve kemirgenlerin yanisira herçesit evcil hayvana da çekinmeksizin saldirirlar. Diger kedilerin aksine yiyeceklerinden daha fazla birey öldürürler. (Sadece uçanlar ve kaçanlar kurtulurlar) Çanakkale, Kastamonu, Artvin, Siirt, Hakkari, Bitlis, Bingöl, Izmir, Mugla, Antalya ve Bolu’da halen görüldüklerine dair kayitlar vardir. Yasayla korunmalarina ragmen çok degerli olan postlari için kaçak olarak avlanirlar. Sayilarinin çok azaldigi tahmin edilmektedir. (Ben diyim 500, siz diyin 1000 tane)

vasak1.jpg

Bir alt tür olan ve sadece Dogu Karadeniz bölgesinde -bir zamanlar- bulunan “Benekli Vasak”tan uzunca bir süredir haber alinamamaktadir. (Oglum Benekli Vasak. Eger hala yasiyorsan, sakin sesini çikarma! )

vasak2.jpg
Baska bir alt tür olan “Step Vasagi” ise daha kalender bir hayvandir. Orman ve agaç diye tutturmaz; kaya kovuklarinda ve inlerde de yasayabilir. Diger akrabalarina nazaran daha ufak tefek olduklarindan dolayi tavsanlarla ve kemirgenlerle yetinirler. Izmir, Mugla, Antalya, Adiyaman, Adana, Kahramanmaras ve Malatya’da nadir olarak bulunduklarina dair kayitlar vardir.
vasak3.jpg

Daha baska bir alt tür olan “Bataklik Vasagi” ise, adindan da anlasilacagi üzere, sulak bölgelerdeki dikenlikler, çaliliklar ve kamisliklar arasinda yasar. Orta büyüklükte bir köpek iriligindedirler. Su kuslarinin, tavsanlarin, farelerin ve diger kemirgenlerin korkulu rüyasidirlar. Belesçi bir tabiatlari vardir; tilkilerin ve porsuklarin yuvalarina sahiplenirler. Izmir, Mugla ve Antalya’nin bataklik bölgelerinde; buralardaki nehir ve göl kenarlarinda; Göller Bölgesi ve Sultansazligi bölgelerinde numunelik olarak az sayida yasamaktadirlar. Soylari tükenmeye yüz tutmus olup yasayla korunmaktadirlar.
“Arap Vasagi” ise ülkemizin Iran ve Irak sinirina yakin bölgelerindeki sulak ve agaçlik alanlarda yakin zamana kadar yasiyordu. Suriye ve Irak’ta hala az sayida da olsa yasiyorlarmis. Allah onlara uzun ömür versin artik…
Tüm vasak türleri olaganüstü hareketlidirler. Görme ve koku alma duyulari çok gelismistir. Kisa mesafede iyi kosarlar, çok iyi siçrarlar ve yüzerler. Ayrica çok iyi kafa ve uçan tekme atarlar. Prensip olarak yalniz yasarlar; ancak büyük avlar için sürü kurduklari da nadiren olur. Bununla birlikte insanlara karsi bir terbiyesizlikleri görülmemistir. Bilakis, insanlar Iran ve Hindistan’da vasaklari av için kullanirlar.

LEOPAR = PARS = PANTER (Panthera tulliana, Pardus)
Çok degil, 100 yil öncesine kadar ülkemizde çok sayida yasiyorlarmis.

sap5.jpg

Trakya, Kuzey Marmara ve Dogu Karadeniz hariç bütün bölgelerimizde yasadiklarina dair kayit ve gözlemler bulunmaktadir. Halen Güney Ege, Bati Akdeniz ve Hakkari’de zaman zaman görülmekte olduklarina dair duyumlar alinmaktadir. Zaman zaman yerel pazarlarda satisa sunulan postlar görülebilmektedir. Avlanmalari yasaktir; ancak is isten geçmis gibi görülmektedir. Ülkemizde son olarak 17 Ocak 1974 tarihinde Beypazari’nin (Ankara) Bagözü köyü yakinlarinda bir tane görülmüs ve köylülerce vurularak öldürülmüstür.

sap9.jpg sap11.jpg

HAZAR KAPLANI (Panthera tigris virgata)
Hint, Çin, Sumatra ve Sibirya kaplanlarina nazaran daha küçüktürler. Küçük dediysem yanlis anlamayin, yine de vurdu mu devirirler. Geyik, yaban sigiri, yaban keçisi ve bunlardan küçük her canliyi yalayip yutarlar. On metreye kadar siçrayabilir, agaçlara çikabilir ve yüzebilirler. Amuda kalkabilir ve ters takla atabilirler. Estetik yaratiklardir; bence aslandan daha kral bir hayvandirlar. Orman, savan ve kayalik yerlerde bulunurlar. Kökenleri Hazar Gölü çevresi, Iran ve Afganistan’dir. Buralarda hala az da olsa bulunurlar. Ülkemizde ise Siirt ve Hakkari illerinde (Sirnak, Uludere ve Çukurca arasindaki üçgen), Irak sinirindaki daglarda ve vadilerde yakin zamanlara kadar bulundugu anlasilmaktadir. Son olarak Subat 1970’de Hakkari’de (Uludere) Sehit Sen isimli bir köylü tarafindan 122 cm. gövde uzunlugunda bir erkek birey vurulmustur. Bu kaplanin postu 3 yil sonra yörede bitki arastirmalari yapan Istanbul Üniversitesi Eczacilik Fakültesi ögretim üyesi Prof. Dr. Turhan Baytop tarafindan Istanbul’a getirilmistir. (Ali Üstay Kolleksiyonu) Prof. Baytop bu bulgusunu 1974 yilinda Münih’teki “Saugetierkundliche Mitteilungen” isimli bilimsel dergide yayimlamis ve makalesinde daha önceki yillarda da Uludere ve Sirnak bölgelerinde 8 adet kaplanin vuruldugunu köylülerden duydugunu yazmistir. Bu tarihten sonra hiç görülmemistir. 33 yildir görülmemesi hayra alamet olmasa gerektir. Bununla birlikte bölgenin kirsalinda yasayanlar tarafindan hala görüldügü kimi zamanlar ihbar edilmektedir. Kuzey Iran’in Türkiye sinirina yakin olan bir bölgesinde zoolog Paul Joslin tarafindan 1974 yilinda bulunan 17 cm. genisligindeki ayak izi gözönüne alinirsa bu ihbarlarin dogru olabilecegi düsünülebilir.

panthera_tigris_virgata.jpg

IRAN ASLANI (Panthera leo persica)
“Iran Aslani”, aslan familyasinin en batiya ulasmis alt türüdür. 13. yüzyil baslarina kadar ülkemizde, özellikle Orta, Dogu ve Güneydogu Anadolu’da çok sayida yasamislardir. Suriye sinirinda 1905 yillarinda görüldügüne dair kayitlar vardir. Bu tarihlerden itibaren hiç görülmedikleri için ülkemizde soylarinin tükenmis olduklari kabul edilmektedir.

ÇITA (Acinonyx jubatus)
Ülkemizde (özellikle Güneydogu Anadolu) geçen yüzyilin sonuna kadar makul sayida bulundugu bilinmektedir. Nitekim, Anadolu ve Ortadogu’da zoolojik arastirmalar yapan Sir Danfors, Birecik’in (Urfa) güneyinde bir yerel seyhin kendisine canli bir çita hediye ettigini notlarinda belirtmektedir. (Sene 1879) Ayrica 15, 16 ve 17. yüzyillara ait, padisahlarin av sahnelerini gösteren minyatürlerin bir çogunda av için yetistirilmis boynu tasmali çitalar görülmektedir. Yari çöl, açik çayirlik ve küçük çaliliklarla donatilmis alanlarda yasayan çitalarin ülkemizde soylarinin tamamen tükendigi anlasilmaktadir.

cita1.jpgcita2.jpgcita3.jpgcita4.jpgcita5.jpgcita6.jpg

YABAN KEDISI (Felis silvestris)
Evlerimizde mincikladigimiz kedilerin ormanlarda yasayan akrabalaridir. Bunlari minciklamak pek mümkün degildir; zira yanlarina kimseyi yaklastirmazlar. Türkiye’nin kuzeyindeki ormanlarda; daha az miktarda da bati ve güneyde yasarlar. Agaç ve kütük kovuklarinda ve kaya yariklarinda barinir; tavsanlari ve kemirgenleri avlarlar.

AKDENIZ FOKU (Phoca monachus)

Akdeniz ve Karadeniz’de yasayan tek fok türüdür ve sayilari çok azalmistir. Akdeniz’de en fazla ragbet ettikleri ülke Türkiye’dir. Kariyi, pardon karayi severler. Dinlenmek ve uyumak için karaya çikarlar, karada aga-nigi yaparlar ve karada dogururlar. Arada sirada da ayip olmasin diye denize girerler. Denizde olduklarinda genellikle sarp ve ulasilmasi zor magara ve kayaliklarin yöresini tercih ederler. Her çesit balik ve ahtapot yerler. Aglara zarar verdikleri ve aglardaki baliklari lüpledikleri için balikçilar tarafindan pek sevilmezler. Uluslararasi koruma altina alinmislardir. Ülkemizde en çok görüldükleri yer Foça’dir. Yanisira Antalya, Mugla ve Içel sahillerinde de görülürler. Karadeniz’de son kayit 1987 yilinda Karadeniz Ereglisi’nden verilmistir. Balikçilar tarafindan sürekli katledildiklerinden dolayi; bunu yanisira yasam alanlarinin turizme açilmasindan ve çevre kirliliginden ötürü soylari tükenme tehlikesi içindedir.

fok2.jpg

ASYA YABAN ESEGI (Equus hemionus)
Yukari Mezopotamya kökenli bir hayvandir. Asur, Babil ve Sümer devletleri tarafindan askeri amaçlarla kullanilmislardir. Yine bunlar tarafindan Afrika Esegi (Equus africanus) ile çiftlestirilerek “evcil esek” elde edilmistir. Ortaya çikan bu güçlü ve dayanikli hayvani tarimda kullanarak zengin bir uygarlik kurabilmislerdir. Bugün genleri evcil eseklerle karismis olmakla birlikte Irak ve Iran sinirina yakin yari sulak bölgelerde dogal popülasyonlarinin yasayabildigi düsünülmektedir.

AFRIKA ESEGI (Equus africanus)
M.Ö. 6000 yilindan itibaren Nil Vadisi’nden Arabistan’a ve Anadolu’ya, oradan da Avrupa’ya yayilmistir. Ekonomik degeri yüksek oldugu için insanlar tarafindan hep aranan bir hayvan olmustur. Güçlü ve dayanikli bir hayvan oldugundan dolayi tarimda ve ulastirmada kullanilmislardir. Seker ve protein açisindan çok zengin olan sütü tarih boyunca degerli bir içecek olmustur. Derisi parsömen yapiminda kullanilmistir. Eti günümüzde bile Ortadogu’da bazi topluluklar tarafindan sevilerek yenmektedir. Gözleri sairlere ilham kaynagi olmustur. Soylari tükenme tehlikesiyle karsi karsiyadir. Popülasyon yogunluklarini en yüksek ülke olan Somali’de korunma altina alinmislardir. Güneydogu Anadolu bölgemizde nadir olarak bulunabilecegi tahmin edilmektedir.

YABANI AT (Equus przewalskii)
Kökeni Mogolistan’dir. M.Ö. 4000 yillarinda Mezopotamya ve Çin’de evcillestirilmis ve buradan da Avrupa’ya yayilarak insanogluna büyük yardimlarda bulunmustur. Fazla yagmur aldigi için çok agirlasan ve tarim yapilmasi çok güç olan Avrupa topraklarinda atin ve sabanin birlikte kullanilmasi ile “ürün patlamasi” olmus ve böylece insan nüfusu belli bir miktarin üzerine çikabilmistir. Bugün sayilari serbest dogada çok azalmistir; genleri evcil atlarla karismis oldugundan dolayi zoolojik özellikleri tam olarak belirlenememektedir. Bir alt tür olan ve “Tarpan” ismi verilen “Avrupa Yabanati” Güney Rusya’da yasamis; ancak 1876’dan beri soyu tükenmistir. Yabani atlarin günümüzde sadece hayvanat bahçelerinde örnekleri bulunmaktadir. Arada sirada ülkemizde görüldügü ileri sürülenlerin “Yaban Esegi” olma olasiliklari yüksektir. Bununla birlikte Iç Anadolu’nun güneyi ile Dogu ve Güneydogu Anadolu bölgelerinde az da olsa bulunma olasiliklari kabul edilmektedir.

KIZIL GEYIK (Cervus elaphus)
Genis yaprakli ve karisik – bataklikli ormanlari sever. Igne yaprakli ormanlarda da yasayabilir. Yaz aylarinda ormanlarin üst sinirlarina hatta yaylalara kadar çikarlar. En çok görüldükleri yerler Istranca ormanlari ile Adapazari, Bolu, Kastamonu ve Sinop’un ormanlik bölgeleridir. Yanisira Ankara (Kizilcahaman, Beypazari, Nallihan), Afyon (Akdag), Kütahya, Manisa, Denizli, Kahramanmaras (Binboga daglari), Artvin, Toros daglari (Akseki – Beysehir kesimi), Cudi dagi, Kigi-Hozat-Solhan daglarinda görülürler. Bos vakitlerinde futbol ve televole muhabbeti yaparlar. Genis yayilislarina ragmen sayilari çok azalmis ve birçok bölgede soylari tükenmeye yüz tutmustur.

ALAGEYIK (Cervus dama)
Akdeniz bölgesindeki alt kismi makilerden olusan kizilçam ormanlarinda yasarlar. Yasam alanlari Akdeniz’in Anadolu’daki tüm kiyilari ile Izmir civari ve Gönen’dir. 1950 yilina kadar Kesan-Enez arasinda ve Semdinli’nin Rubanuh bölgesinde de yasadiklari bilinmektedir. 1960 yilindan sonra ülkemizde yok olma asamasina gelmisler; neyse ki alinan önlemler ve bunlarin basarili uygulanmasi sonucunda “yirtmislardir” 1966 yilinda Antalya – Düzlerçami’nda saptanan 7 adet alageyik koruma altina alinmis ve 2000 yilinda sayilari 500’ü asmistir. Halen Düzlerçami Üretme Istasyonu’nun yanisira Akyaka’da da (Ula – Mugla) bir üretme istasyonu bulunmaktadir. Alageyige çok az da olsa Manavgat, Tasagil, Çatalan Ormani (Adana) ve Aksu vadisinin üst kisimlarinda da rastlanilmaktadir.

SIGIN (Cervus dama mesopatamica)
Hakkari ve civarindaki daglik bölgelerde yasayan küçük bir geyik türüdür. Kökeni Luristan (Iran) bölgesidir. Avlanmalari yasak olmakla birlikte eti ve postu çok makbul oldugu için ciddi tehlike altindadirlar. Dogal popülasyonlari ülkemizde çok azalmis durumdadir.

YABANKOYUNU (Ovis orientalis anatolica)
Endemik (tek bir bölgeye özgü) bir türdür. Dünyada sadece ülkemizde, Orta Anadolu’da yasamaktadir. 1950 yilina kadar Ankara (Nallihan), Eskisehir (Sivrihisar), Afyon (Emir daglari) ile Konya ve Karaman’in daglik bölgelerinde yasiyorlardi. Bugün ise sadece Bozdag / Konya’da 42.000 hektarlik alanda koruma altinda yasamaktadirlar.

ÇENGELBOYNUZLU DAG KEÇISI (Rupicapra rupicapra)
Dogu Karadeniz ve Dogu Anadolu’nun daglik-sarp bölgelerinde (Kaçkar, Munzur, Tendürek ve Süphan daglarinda, Erzurum ve Bingöl arasindaki engebeli bölgede, Tekmen ve Eleskirt bölgelerinde) yasarlar. Çok ürkek ve çevik hayvanlardir. Dogal popülasyonlari gittikçe azalmaktadir.

CEYLAN (Gazelle subgutturosa)
1950’lere kadar Güneydogu Anadolu’da çok yaygin olarak yasiyorlardi. Bugün dogal popülasyonlari tükenmistir. Sadece Ceylanpinar Devlet Üretme Çiftligi (Urfa) sahasinda ve koruma altinda yasamaktadirlar. (Cumhuriyetin ilk yillarinda Mekteb-i Mülkiye, yani bugünkü SBF, Istanbul’dan Ankara’ya tasinmis. Okula gelen Urfali ögrencilerden biri yaninda bir de ceylan getirmis. Tüm ögrenciler bu durumu sempatiyle karsilamislar ve ceylani sahiplenmisler. Ceylan, okulun çevresindeki bos araziyi hiç yadirgamamis; buralarda gayet mutlu-mesut yasamis. Sokak köpeklerinden ürktügünde seke seke yurtlarin oldugu binanin -bugünkü Sütunlu Salon- bahçesine kaçiyormus. Bilmeyenler için söylüyorum; sözünü ettigim yer bugünkü Cebeci’dir)

KUNDUZ
20. yüzyilin baslarina kadar Suriye siniri civarinda ve Habur çayi, Yukari Kizilirmak, Karasaz ve Sultansazligi’nda görüldügüne dair kayitlar vardir. 1959 yilinda Körsulu çayinda (Kahramanmaras) bir tane vuruldugu, 1963 yilinda ise Ceyhan yakinlarinda 3 tane vuruldugu ve 1 tane canli yakalandigi bilinmektedir. Yukarida belirtilen bölgelerde halen çok az sayida yasadigi sanilmaktadir. Çogu kisi tarafindan susamuru ile karistirilmaktadir.

SU MAYMUNU (Myocastor coypus)
Anavatani Güney Amerika olmakla birlikte kürkleri için 20. yüzyil baslarinda Avrupa’ya getirilmis ve çiftliklerden kaçan bireyler zamanla çogalarak dogal yasamin bir parçasi olmuslardir. Iri ve hantal hayvanlardir. Boylari 60 cm, agirliklari ise 7-9 kilo kadar olabilir. Bataklik bölgelerde yasarlar. Meriç ve Tuna nehirlerinde az sayida yasadiklarina dair kayit vardir.

OKLUKIRPI (Hsytrix indica)
Akdeniz, Ege ve Güneydogu Anadolu bölgelerinde yasarlar. Popülasyon yogunluklari çok düstügü için yok olma sürecine girmislerdir. Avlanmalari yasaktir. Dogal düsmanlari azdir; buna karsilik çingeneler tarafindan kocakari ilaci yapiminda kullanildiklarindan ve etleri de yine bunlar tarafindan yendiklerinden dolayi büyük kayiplar görmektedirler.

YUNUS BALIGI
Ülkemiz denizlerinde en çok görülen tür “Siyah Yunus”dur. Deniz kirliliginden ve yasadisi avlanmalarindan dolayi sayilarinin hizla azaldigi bilinmektedir.
“Yuvarlakbasli Yunus” ve “Beyazburunlu Yunus”tan da ülkemiz sularinda çok az sayida bulunmaktadir.
Tüm yunus türlerinin avlanmalari yasaktir. Ancak aglara verdikleri zararlardan dolayi balikçilar tarafindan sürekli olarak tüfekle vurulmaktadirlar.

BALINALAR
Ülkemizin tüm denizlerinde görülen tek yerli balina türü “Domuz Balinasi”dir. Familyadaki en küçük balina türüdür (ortalama 3 metre) ve bu nedenle çogu kez Yunus Baligi sanilmaktadir. Eti ve yagi için uluslararasi balikçi filolari tarafindan ve korsan olarak avlanmaktadirlar. Soylari tehlikededir.
Ülkemiz denizlerinin sürekli hayvanlari olmayan ve rastlantisal olarak denizlerimizde görülen balinalar ise “Fin Balinasi” (ortalama 25 metre), Mavi Balina (33 m), Kasalot (18 m) ve Gagali Balina’dir (7 m)

KURT (Canis lupus)
Ülkemizin tüm bölgelerinde yaygin olarak bulunmakla birlikte evcil hayvanlara büyük zararlar verdiklerinden ve yasayla da korunmadiklarindan dolayi abartili miktarda avlanmaktadirlar. Çevre kirliligi ve yogun yapilasma nedeniyle yasma alanlari da gitgide daraldigindan dolayi yakin zamanda popülasyonlarinda büyük düsüsler olmasi kaçinilmaz olacaktir. Sosyal hayvanlardir; sürü halinde yasarlar. Yaygin kaninin aksine çok aç kalmadikça ve sıkıstirilmadikça insanlara saldirmazlar.

TILKI
Ülkemizin hemen her bölgesinde ve çok sayida bulunurlar. (Çok uzaklarda aramayin. Geceleri Eymir gölündeki çöp konteynirlarini yoklamaya geldiklerinde arabalarinizin içinden izleyebilirsiniz) Kürkünün ekonomik degeri oldugu ve kümes hayvanlarina da kötü niyetle yaklastiklari için çok sayida avlanirlar. Ayrica kirsal bölgelerdeki köpekler tarafindan da bolca haklanirlar. Kuduz tasiyicisi olduklarindan dolayi da her hastalik vak’asinin ardindan etrafa zehirli etler konulur. Yasam alanlari da gittikçe daraldigindan dolayi yakin zaman sonra korunmaya alinmalari gerekebilecektir.

AYI (Urcus arctos)
Ülkemizde yasayan en büyük etçil memelidir. Trakya bölgesi hariç ülkemizin her bölgesinde boz ayi bulunur. (En çok Artvin, Rize, Erzurum, Kastamonu, Bolu) Yasam alanlari ormanlar ve sarp daglardir. Etin yanisira bitkilerle de beslenirler. Avare hayvanlardir; her daim yer degistirirler. Kedigiller gibi ugrunda ölecekleri belli bir egemenlik sahalari yoktur. Postlari degerlidir. Yanisira, ari kovanlarina zarar verdigi gerekçesiyle ve sifali olduguna inanilan yaglari için kaçak olarak avlanmaktadirlar. Aci kuvvetlerine ragmen insanlardan çekinirler; dolayisiyla olaganüstü durumlar disinda insanlara zarar vermezler.

SIRTLAN (Hyaena hyaena)
Ege, Akdeniz ve Güneydogu Anadolu’nun step, yari-çöl, kayalik ve seyrek agaçli bölümlerinde yasarlar. Insanlardan korkmazlar; ancak insanlara saldirmazlar da. Genelde lesle beslenmekle birlikte aç kaldiklarinda kümes hayvanlari ile küçükbas hayvanlara zarar verirler. Çok çaresiz kaldiklarinda kavun, karpuz ve üzüm de yerler. (Raki da içiyor olabilirler) Ekonomik degerleri olmamakla birlikte olumsuz imajlari nedeniyle görüldükleri yerde vurulurlar. Bu nedenle sayilari çok azalmistir.

KAYA UYURU (Dryomys Laniger)
Endemik bir kemirgen türdür. Dünyada sadece Toros daglarinda ve Tunceli çevresinde görülür. Yasam alanlari yüksek daglarin kayalik bölümleridir. Sayilari çok azalmistir. Kis uykusuna yatarlar ve tohum, bitki sürgünü ve eklembacaklilarla beslenirler. Akreplerin bas düsmanlaridir.

KARAKULAK (Caracal caracal)
Türkiye’nin güneyinde ve batisindaki seyrek ormanlar, makiler ve bozkirlarda görülür. Yirtici bir kedigildir; uzunlugu 80 santime kadar çikabilir. Genellikle gece etkindirler. Kaya kovuklarinda ve inlerde barinir ve tavsan, fare, kuslar ve kemirgenleri avlarlar. Sayilari hizla azalmaktadir.

YABANDOMUZU (Sus scrofa)
Türkiye’nin hemen her yerinde yasarlar. Yasam alanlari ormanlar, sazliklar, batakliklar, göl ve akarsu kenarlaridir. Bitki yumrulari ve kökleri, böcek ve solucanlari yerler. Kendilerini tehlikede hissettikleri zaman çok tehlikeli olurlar; özellikle yarali bireylerin saldirilari ölümcüldür. Yetiskinlerin uzunluklari 2 metreyi bulabilir.

KARACA (Capreolus capreolus)
Ülkemizin kuzey ve güneyindeki yaprak döken ormanlarda ve çaliliklarin bulundugu otlaklarda yasarlar. Taze sürgün, tomurcuk, yaprak ve otlarla beslenirler.

YABANKEÇISI (Capra gegagrus)
Ülkemizin güney ve dogu bölgelerinde (özellikle Toros daglarinda) yayilis gösterirler. Yasam alanlari sarp kayalik ve bodur çaliliklarin bulundugu ormanlik ve daglik alanlardir. Gündüz etkindirler; ot, yaprak, meyve ve taze sürgünlerle beslenirler.

ÇAKAL (Canis aureus)
Türkiye’nin kuzey, bati ve güneyindeki alçak kesimlerde görülürler. Yasam alanlari ormanlar, maki, fundalik, bozkir ve deltalardir. Magaralarda ve agaç kovuklarinda barinir; hayvan lesleri, kemirgenler ve zorda kaldikça da bitkilerle beslenirler.

KARA AKBABA (Aegypius monachus)
Ülkemizde yasayan en büyük kustur. (Kanat açikligi 2 metreyi geçebilir) Soylari dünya genelinde (Ispanya hariç) tehlikededir; ülkemizde de sayilari çok azalmistir. Genellikle orta yükseklikteki ve yasli agaçlarin (özellikle karaçam) bulundugu ormanlik bölgelerde yasarlar. Ülkemizde Iç Ege, Iç Anadolu ve Dogu Anadolu’nun kuzeyinde görülürler. En yogun popülasyonlarinin bulundugu yer Soguksu Milli Parki’dir (Kizilcahamam / Ankara)

KIZIL AKBABA
Kara akbabadan biraz daha küçüktür. Ülkemizde sayilari en hizli azalan türlerden biridir. Akdeniz havzasindaki pekçok ülkede soyu tükenmistir; ülkemiz son siginaklarindan birisidir. Özellikle kaya duvarlarinin ve hayvanciligin yaygin oldugu açik alanlarda yuva kurarlar. Yüksek daglar, bozkirlar ve makilerde görülürler. Ülkemizde Toros ve Ilgaz daglarinda, Çoruh ve Dicle vadilerinde, yanisira Ankara ve Eskisehir’in engebeli bölgelerinde yasarlar.

KÜÇÜK AKBABA
1950’li yillara kadar tüm Türkiye’de yasiyorlardi; günümüzde Bati Anadolu ve Trakya’da tamamen yok oldular, diger bölgelerde az sayida bulunuyorlar. Dik kanyonlardaki kayalarin arasina yuva kurarlar.

SAH KARTAL
Soylari dünya genelinde (Macaristan hariç) çok ciddi tehlikededir. Ülkemizde Iç Anadolu, Iç Bati Akdeniz ve Dogu Anadolu’da, çevresinde genis bozkirlarin bulundugu ormanlarda görülürler.

AKKUYRUKLU KARTAL
Türkiye’de tümüyle yok olmak üzeredir; en fazla 15 çift kaldigi tahmin edilmektedir. Çevresinde dogal orman bulunan sulak bölgelerde yasarlar. Ülkemizde Igneada, Nallihan, Akdag ve Göller Bölgesi’nde görülürler. Kanat açikliklari 2 metreyi asabilir; kartallarin en kalin gövdelisidir. Beyaz kuyrugu, kalin boynu ve genis kanatlariyla diger türlerden ayrilirlar.

YILAN KARTALI
Sulak alanlara yönelik yogun kurutma çalismalari nedeniyle (özellikle baraj yapimlari) YILAN KARTALI’nin artik ülkemizde yuva kurmadigi anlasilmaktadir.

ALADOGAN, DELICE DOGAN ve BIYIKLI DOGAN
Ülkemizde soylari henüz tehlikede olmayan; ancak Arap ülkelerine canli olarak kaçirildiklari için gelecekte popülasyonlari azalma tehlikesinde olan türlerdir.

YESIL ARIKUSU (Merops persicus)
Yari çöl, çöl, yariçöllerdeki nehir kenarlarinda, çaliliklarda ve kum yamaçlarinda yasarlar. Ülkemizde Güneydogu Anadolu bölgesi ve Igdir ovasinda çok az sayida kalmislardir. Sayilarinin hizla azalmalarinin temel nedeni barajlardir. Isminden de anlasilacagi üzere yesil renklidirler. Sürmesi siyah ve kalin, gidisi sari, bogazi
kizil, gagasi ve kuyruk telleri uzundur.

TOY (Otis tarda)
20 kiloya yaklasan agirligi ve devasa boyuyla Türkiye’de yasayan en büyük kus türüdür. Bati, Orta ve Dogu Anadolu’daki bozkirlar ve kuru tarim alanlarinda yasarlar. Avcilik, asiri otlatma, kimyasal gübre kullanimi ve tarim alanlarinin genislemesi sonucunda ülkemizde sayilari çok azalmistir. Ciddi önlemler alinmadigi taktirde on yil içinde ülkemizde tamamen yok olacaklari tahmin edilmektedir.

KELAYNAK (Geronticus eremita)
Bilimsel arastirmalara ragmen eski dagilis bölgelerinde hiçbir canli birey bulunamamistir. Baska bir deyisle serbest dogada soylarinin tükenmis oldugu düsünülmektedir. Dünyada sadece ülkemizde (Birecik / Urfa) ve Fas’da koruma altinda az sayida bulunmaktadirlar.

DENIZ KAPLUMBAGASI (Caretta caretta)
Tüm Akdeniz’de yuvalayan disi birey sayisi 2000 civarindadir. Kendilerini en fazla güvende hissettikleri ve en çok ragbet ettikleri ülke Türkiye’dir. (Yaklasik 800 birey) Ekincik, Dalyan, Dalaman, Fethiye, Patara, Kale, Kumluca, Çirali, Alata, Tekirova, Belek, Kizilot, Demirtas, Gazipasa, Anamur, Göksu Deltasi, Kazanli, Akyatan ve Samandag’da görülürler. Diger deniz kaplumbagalarina nazaran iri gövdeleri ve büyük kafalariyla dikkat çekerler. Üreme kumsallarindaki yapilasmalar, deniz kirliligi ve sorumsuz balikçilar nedeniyle tehlike altindadirlar.

YESIL DENIZKAPLUMBAGASI (Chelonia mydas)
Nesli dünya genelinde tehlikededir. Tüm Akdeniz’de 500 dolaylarinda disi birey belirlenmistir; bunlarin çogunlugu (yaklasik 400 birey) ülkemizde yasarlar. Üredikleri en önemli alanlar Kazanli, Akyatan ve Samandag’dir. Kendilerini tehdit eden tehlikeler Deniz Kaplumbagasi’yla aynidir.

FIRAT KAPLUMBAGASI (Rafetus euphraticus)
Sadece Mezopotamya havzasinda yasar ve nesli ciddi tehlike altindadir. Ülkemizde Firat ve Dicle nehirleri ile kollarinda ve dibi çamurlu göllerde bulunur. Baraj yapimlari nedeniyle ülkemizdeki sayilari çok azalmistir. Boylari 1 metreyi geçmez; kafalarinin ucunda yumusak bir hortum bulunur.

ÇÖL VARANI (Varanus griesus)
Türkiye’de yasayan en büyük kertenkele türüdür. Uzunlugu 1 metreyi geçebilir. Sirtinda koyu bir serit bulunur. Ülkemizde tamamen yok olmak üzeredir. Sayilarinin 100’den az kaldigi tahmin edilmektedir. Iyi bir yüzücü olduklarindan dolayi görüldükleri yerlerde “timsah” ismiyle de bilinirler. Çöl ve yari çöllerde yasarlar ve kaya yariklarina ve magaralarda yuva yaparlar. Ülkemizde sadece Urfa’nin Suriye sinirina yakin olan bölgelerinde bulunurlar.

HOPA ENGEREGI:
Anavatani Kafkas daglaridir. Ülkemizde Artvin bölgesinde, özellikle Hopa ve Borçka’da görülürler. Zehiri insanlar ve küçük memeliler için ölümcüldür. Ülkemizde soylari tehlikededir.

ANADOLU DISLI SAZANCIGI (Aphanius anatolias)
Dünyada sadece Türkiye’nin göllerinde bulunur. Tatli ve aci göllerde yasar. Gölcük gölü (Isparta), Burdur gölü ve Acigöl’de (Afyon) yayilis gösterir. Vücudunun ince-uzun sekli ve pul düzeninin farkli olmasi nedeniyle diger türdeslerinden ayrilir. Su kirliligi ve kurutma çalismalari nedeniyle sayilari çok azalmistir; nesli ciddi tehlikededir.

BEYSEHIR SIRAZI (Capoeta pestai)
Dünyada sadece Beysehir ve Egridir göllerine özgü bir türdür; ancak bu göllere yirtici Sudak baliklarinin salinmasi sonucunda Beysehir gölünde azinliga düsmüsler; Egridir gölünde ise yok olmuslardir. Günümüzde sadece Beysehir gölü havzasindaki Mutluköy su birikintilerinde bulunabilir.

ANADOLU YAGBALIGI (Phoxinellus anatolicus)
Dünyada sadece Konya kapali havzasinda (Beysehir gölü ve Saz gölü) bulunan endemik bir türdür. Durgun sulari sever; baraj yapimlari nedeniyle nesli tehlikededir.

APOLLO KELEBEGI (Parnassius apollo)
En görkemli ve en büyük dag kelebegidir. Arka kanat üzerindeki etrafi siyah halkalarla çevrili iki kirmizi leke bu türü diger türdeslerinden ayirir. Daglik bölgelerde açik, tasli ve bol çiçekli çayirlarda yasarlar. Ülkemizde Göller Bölgesi, Uludag, Sultan daglari (Afyon), Aladaglar (Nigde) ve Dogu Karadeniz daglarinda görülürler. Tehlike kategorisini belirleyecek yeterli veri bulunmamaktadir. Bununla birlikte koleksiyonculuk için çok sayida toplanmalari nedeniyle sayilarinin azaldigi gözlemlenmektedir.

MEZOPOTAMYA ÇOKGÖZLÜSÜ (Polyommatus dama)
Gökmavisi renkte çok güzel bir kelebektir. Bozulmamis bozkirlarda yasar. Eskiden Maras ve Mardin’de de yasarlarken bugün sadece ve çok az sayida Malatya’da görülmektedir.

YALÇIN NARİNOGLU

ODTÜ İzci Grubu
Hazine Müstesarligi
Yeni Diyojenler Gezi Grubu
Fotokritik “yalcinnarinoglu”

Kaynaklar:
Türkiye Omurgalilari (Memeliler) / Prof.Dr. Ali DEMIRSOY
Milli Parklar ve Doga Koruma Genel Müdürlügü yayinlari
Türkiye Orman Mühendisleri Odasi yayinlari
Kus Arastirmalari Dernegi yayinlari
ODTÜ İzci Grubu arsivi

http://www.agaclar.net/forum/archive/index.php/t-1204.html adresinden alıntıdır.

Anadolu Parsı / PARDUS

Anadolu Parsı / PARDUS

Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana), leopar alt türündeki büyük kedilerin Anadolu’daki son temsilcilerindendir. Neslinin tükendiği yönünde görüşler bulunmasına karşın, bugün Türkiye’de 10-15 Anadolu parsı kaldığı da öne sürülmektedir.

pardus1.jpg

Anadolu Parsı / PARDUS

Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana), leopar alt türündeki büyük kedilerin Anadolu’daki son temsilcilerindendir. Neslinin tükendiği yönünde görüşler bulunmasına karşın, bugün Türkiye’de 10-15 Anadolu parsı kaldığı da öne sürülmektedir.-
pardus1.jpg

Boyu 200-250 cm, ağırlığı dişilerde 35-50 kg, erkeklerde 45-70 kg civarındadır. Yaklaşık ömrü 20 yıldır. Çok çevik olan Anadolu parsı, etoburdur ve geyik, yaban keçisi, yaban domuzu, küçük memeliler ile kuşlar gibi birçok hayvan avını oluşturur. Anadolu parsı Ege ve Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde, daha çok ormanlık ve dağlık alanlarda yaşamıştır. Doğal yaşam alanları ve av kaynaklarının azalması parsları insanların yaşadığı yerlere yönlendirmiş ve bu da genellikle vurularak ya da zehirlenerek öldürülmelerine yol açmıştır.

Anadolu parsı ile ilgili son resmi kayıt 17 Ocak 1974 tarihinde Beypazarı ilçesinin 5 km batısında bulunan Bağözü köyünden bir kadına saldırması sonrasında vurularak öldürülmesi nedeniyle gerçekleşti. 2001 yılında Doğu Akdeniz bölgesi Dandi mevkiinde ve Doğu Karadeniz bölgesi Müsikli deresinde, 2004 yılında da Doğu Karadeniz bölgesi Pokut yaylası’nda görülmüştür. Anadolu parsının varlığını kanıtlamak ve koruma altına almak için doğa gönüllülerinin çabaları aralıksız sürmektedir.

Dökümanlar

Anadolu parsına ilk bilimsel ismi olan Fellis tulianayı Fransız Zoolog M.A.Valenciennes 1856 yılında vermiştir. Valenciennes’e bu ismi panter ile ilgili ilk tarihi kayıtları biraraya getiren Romalı Macus Tullius Cicero’ya atıfla vermiştir.

Dr. Hans Kumerloeve Türk Biologi Dergisinin 1956 tarihli, 6. cildi, 4.sayısında Anadolu Parsı ile ilgili bilimsel makalesi bu canlı hakkında değerli bilgiler vermektedir.

Tür büyük olasılıkla aşırı avlanma sonucu yok olmuştur. Mantolu Hasan adındaki yerel avcının tek başına en az onbeş Anadolu Parsı vurduğu bilinmektedir.

http://www.forumuz.biz/anadolu_parsi_pardus-235634t.html adresinden alıntıdır.

Anadolu panteri (Pardus) öyküsü

Düş hekimi olarak tanıdığımız Yalçın Ergir ‘in içi dolu bir sitesi var. http://www.ergir.com adresindeki siteyi özellikle incelemenizi öneriyorum.

Geçen gün Bolu’da ölü bulunan Anadolu panteri ‘ haberinden sonra bu güzel dokümanı ekliyorum.

pardus
Bu Bir Mehmet Ertüzün & Düş Hekimi Yalçın Ergir Ortak çalışmasıdır

SON ANADOLU PANTERİ

(bir yok oluş – bir yok ediş öyküsü)

Panthera pardus tulliana;
yani Anadolu Panteri, ya da Anadolu Leoparı, ya da Anadolu Parsı.

Hani son kuşlardan bahsederiz ya ara sıra;
bu öykümüz de son panterle,
ama Afrika’nın değil, Anadolu’nun Neolitik çağlardan beri sakini olmuş Anadolu Panteri
ve 17 Ocak 1974’te Beypazarı’nda bıraktığı son pati izi ile ilgili.
pardus
** ** **

ANADOLU’DAKİ İLK PATİ İZLERİ

Anadolu, son 400 milyon yıldan günümüze kadar uzanan bir süreç içinde, eski okyanusal ve kıtasal parçaların bir araya gelmesiyle oluşmuştur.

Yaklaşık 250 milyon yıl öncesine kadar devam eden süreç içinde, daha yaşlı kıtalar bir araya gelerek tek büyük kıta Pangea’yı oluşturmuşlardı. Bu süper kıtayı tek bir okyanus olan Pantalassa kuşatıyordu.

sap25.jpg

Daha sonra bu süper kıta, levha hareketleri sonucu yaklaşık 200 milyon yıl önce parçalanmış; kuzeyde Lavrasya, güneyde ise Gondwana olmak üzere iki kıtaya ayrılmıştı. Bu iki kıta arasında doğu – batı uzanımlı, batıdan kapalı, doğuya doğru “V” şekille açılan büyük Tetis Okyanusu oluşmuştu. Anadolu da bu Tetis Okyanusu’nun bir parçasını oluşturuyordu.

Anadolu’nun bugünkü şekline ulaşan jeodinamik evrimi, altmış milyon yıl önce Afrika levhasının – günümüzde de devam eden – kuzeye doğru hareketiyle başlamıştı.

Oligosen devrinin (34 – 24 milyon yıl öncesi) sonuna kadar, Alp – Himalaya dağ kuşağı ve bu sisteme bağlı olan Anadolu’nun güneyinde Toroslar, kuzeyinde Karadeniz Dağları (Pontitler) kıvrımlanarak yükselmiş; Orta Anadolu’da kapalı bir havza oluşmuştu.

Miyosen devrinde (23.8 – 5.4 milyon yıl öncesi) ise Afrika kıtasının kuzeye hareketinin devam etmesine ek olarak, Arap levhasının kuzeye hareketi ve Anadolu levhasıyla çarpışması sonucu, Doğu Anadolu daha da yükselmiş; Anadolu üzerinden memeli hayvanların geçebileceği kara bağlantıları oluşmuştu. 14 – 16 milyon yıl önce, Afrika ve Asya kökenli pek çok memeli hayvan, bu kara bağlantıları aracılığıyla çiçeği burnundaki Anadolu’ya ulaşabilmişti. Anadolu Panteri de bu memelilerden evrilerek oluşmuş, endemik (yöreye özgü) bir Anadolu türüydü.

Pleyistosen (1.7 milyon yıl – 10000 yıl öncesi) devrinin “ilkel” insanının Anadolu’da ilk defa 780000 – 730000 yıl öncesinde görülmesiyle Anadolu’da panterler, bu ilkel insanlarla birlikte yaşamaya başlamışlardı.

Sonra “ilkel” insanlar gitmiş; 30000 – 10000 yıl önce “gelişmiş” insanlar olarak “Homo sapiens sapiens”, yani “bildiğini bilen insan”, yani bizler gelmiştik (http://www.ergir.com/MASAL.htm). Uygarlaştıkça avlanma tekniklerimizi geliştirmiş, uçanı kaçanı çok uzaklardan öldürebilmiştik.

sap24.jpg

“Yok ediş”, 10000 yıllık Holosen döneminin başından günümüze dek devam etmiş; Anadolu’yu en az Neolitik çağdan beri vatan edinmiş, Konya, Çumra Ovası’ndaki 9000 yıllık Çatalhöyük ev duvarlarında resimleri bulunan, şişman kadın heykelciğinin iki yanında yer alan panterlerin sonuncusunu da 1974’te vurup rahatlamış;
o namussuzun da kökünü kurutmayı başarmıştık.

sap23.jpg

Ve o gün bugündür de, donumuza kadar leopar desenleriyle, emniyet içerisinde yuvarlanıp gitmiş; leopar desenli çantalarımız kapılıp kaçılsa da, bir cep telefonu için trenlerden atılsak da, şehrin en işlek caddelerinde tecavüze uğrasak da, en azından 1974’ten beri hiçbir leoparın saldırısına uğramamıştık.

** ** **

BARUTLU UYGARLIK

Yirminci yüzyıl kapıyı çalarken tarihin en kanlı katliamlarına tanık olmuş Ruanda’da, milyonlarca insanın öldüğü Tutsi ve Hutu kabilelerinin savaşlarında gorillerin yok olma noktasına gelişleri gibi, yirminci yüzyıl boyunca da pek çok hayvan nesli, insanların gözlerini bürümüş kandan nasiplerini almışlardı.

Anadolu Leoparı’na ilk bilimsel “Felis tulliana” adı, 1856’da Fransız zoolog M. A. Valenciennes tarafından, Klikya Valisi’yken Anadolu Panteri ile ilgili ilk bilgileri derleyen Romalı Marcus Tullius Cicero’ya ithafen verilmişti. “Tullius” ismi Anadolu’nun panterine giderken “Cicero” ismi de Ankara’nın köstebeğine, ikinci dünya savaşındaki asrın casusu İlyas Bazna’ya takılacaktı (http://www.ergir.com/vonpapen.htm).

sap22.jpg

Anadolu panterleri, Ege Bölgesi, Toros Dağları, Köroğlu Dağları’nda doğal yaşamlarını sürdürmeye çalışırlardı. Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde ise boyutları daha küçük olan İran Parsı (Panthera pardus saxicolor) yaşardı. Sonuncusu Şubat 1970’te Hakkari / Uludere’de Şehit Şen tarafından vuruluncaya kadar Anadolu’da kaplan da (Panthera tigris virigata) yaşardı. Prof. Dr. Turhan Baytop’un araştırması ve bulguları, Nihat Turan’ın “Türkiye’nin Memelileri” kitabında da yer almış; bu son Hazer Kaplanı’nımızın kuyruğunun Irak’lı bir aşiret reisine kamçı olarak kullanılması için satıldığı belirtilmişti. Şu anda son kaplanımızın postu kuyruksuz olarak Ali Üstay Kolleksiyonu’nda bulunmaktadır.

Hitit Kabartmaları’nda bile yer alan Anadolu’daki aslanların sonuncusu ise 1890’da vurulmuştu. Aslanımız gibi “çita”mıza da Anadolu’nun 20. yüzyılını göstermemiştik.

Yirminci yüzyıl boyunca pek çok Anadolu Panteri avcılar tarafından kaplan kapanlarına düşürülerek ya da domuz avında kullanılan şevrotinlerle (dokuz bilya/buck-shot) acımasızca öldürülüp, avcıların omuzlarında, fotoğraf makinalarına verilen pozlarda yer almışlardı.

sap21.jpg

Zaten 5 Mayıs 1937’de çıkan Kara Avcılığı Kanunu’nda leoparlar her vakit avlanılabilen “zararlı memeliler” arasında yer almaktaydı. Uludere’de öldürülen son kaplanımız da bu zararlı memeliler kapsamındaydı.

sap20.jpg

Kuşadası’nın güneyindeki Dilek Yarımadası’ndan, Ağrı’ya tüm Anadolu, sayısı oldukça azalmış panterlerine dar edilmişti. Kiminin postu bir hanıma kürk olsun, beyninin altındaki omuzlarını ısıtsın diye Sirkeci’deki hanlarda pazarlanıyor, kimininki dibinde okeye dönülen bir kulüp lokalinin duvarına dekor oluyor, kimininki kendisini Hacı Bektaş’ta kader ortağı başka bir Anadolu Panteri postunun yanında, kimi kendisini Ege Üniversitesi’nin Doğa Tarihi Müzesi’nde, kimisi Diyarbakır Ana Jet Üssü’nde buluyor, kimisi de oradan oraya dolaştırılırken murdar oluyor, çürüyüp gidiyordu.

Ama hiçbir avcı Anadolu Panteri’nin nesline Mantolu Hasan’ın verdiği zararı veremedi. 1930-1950 yıllarında İzmirli avcı Hasan Bele, tek başına yaklaşık on beş panteri öldürdü. Bu sayı, Atatürk zamanında Ankara’ya gelen ve Türkiye’de zoolojinin kurucusu olarak bilinen ve panterin Anadolu’daki dağılımının haritasını yayınlayan Dr Hans Kumerloeve’nin “Türkiye’nin Memeli Hayvanları” araştırmasında da elli olarak belirtilmekteydi

sap19.jpg
.
Mantolu Hasan vurduğu panterlerin postlarını gövdesine pelerin gibi dolayarak dolaşırdı. Bu katliam ancak devrin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kendisine bir çifte verip, bir daha panter vurmama sözü almasıyla son bulmuştu.

Anadolu Panteri’nin bugüne kadar doğada canlı olarak çekilebilmiş tek fotoğrafı 1949’da, Malatya / Gölbaşı’nda, mülteci Alman bilim adamı Prof. Dr. Curt Kosswig tarafından çekilmiştir. 1946’da Cafer Türkmen tarafından çekilen panter fotoğrafı, İzmir Hayvanat Bahçesi’ndeki Zoza’nın fotoğrafıdır.

sap18.jpg

Prof Dr. Curt Kosswig aynı zamanda Manyas Kuş Cenneti’ni, 1 Nisan 1938’te eşi Leonore ile ilk keşfeden ve buraya “Kuş Cenneti” adını veren araştırmacıdır.

Daha sonra, kalan bir avuç Anadolu Panteri;
12.02.1967’de Ali Çalayır tarafından Bolu / Seben İlçesi’nde vurularak,
Ocak 1969’da Hatay / Samandağ’da eşeğini parçaladığı bir köylünün, eşek leşinin üzerine döktüğü zirai ilaçla zehirlenerek,
1970’te Kars / Karakale Köyü’nde vurularak öldürülmüş,
son olarak da 1972’de Ağrı Dağı’nda ve Eskişehir Çatacık’ta (Mihalıççık) görülmüştü.

Ve gelindi 17 Ocak 1974’e;
Beypazarı’nın Bağözü Köyü’ne…

** ** **

17 OCAK 1974 / SON PATİ İZİ

Bağözü Köyü, Beypazarı’na 12 km uzaklıkta, Nallıhan yolundan kuzeye ayrılarak ulaşılan okulu, sağlık ocağı, PTT acentası, kanalizasyonu bulunmayan; köylülerinin ekip biçtikleriyle kıt kanaat geçinip gittikleri yoksul bir köydür.

Bu köy, ABD-Wyoming’deki rezervlerden sonra, dünyanın ikinci büyük Trona rezervinin, yani tabii soda külü rezervinin dibindedir.

sap17.jpg

17 Ocak 1974 sabahı, Havva Köksal dere yatağı boyunca aşağıdaki bahçelere – yer elması toplamaya gidiyordu. Önden yürüyen kocası ve kayınbabası gözden kaybolmuşlardı. Şimdi dozerle doldurulmuş olan, o zamanki dere yatağında kocaman, benekli bir kedi yatıyordu.

Havva hayatında ilk defa böyle bir hayvan görürken, belki Benekli de hayatında ilk defa bir insan görüyordu. Benekli, Anadolu’da görülen son Anadolu Panteri’nden başkası değildi.

Otuz yıl aradan sonra, Mehmet Ertüzün’le birlikte 11 Mart 2004’te Havva Köksal’ı ziyarete gittiğimizde bize büyük karşılaşmayı anlatmıştı.

- Şöyle uzun kuyruklu upuzun “bir şey”, orada yolun kıyısında yatıyordu. Onu görünce geri geri gitmemle şak deyip kuş gibi üstüme konması bir oldu. Kolumdan tuttu silkeledi; gözlerimi açtığımda yanımda köpek oturağı gibi oturuyordu. Yine gitmişim kendimden. O sırada odundan Süleyman geliyormuş – onu görünce kaçmış…

Benekli dört – beş metre uçup, Havva’nın kolunu kaptığında, o silkelemede kol kırılmıştı. Ama bir gerçek daha vardı, Benekli’nin öldürme amacı yoktu, baygın Havva’nın yanıbaşına oturup beklemeye başlamıştı. (Leoparlar yalnız yaşayan, gece hayvanlarıdır; iki yılda bir, genellikle de Ocak ve Şubat aylarında çiftleşirler. Avlarını boynuzluysa boğazından, boynuzsuzsa ensesinden ısırarak öldürürler. 17 Ocak’ta, gündüz vakti, yerini yurdunu terkedip dolaşıyor ve dibinde savunmasız yatan insanı öldürmüyor olması, kendisine aştan ziyade eş aradığını düşündürmektedir).

O sırada köydeki bir evde bu durum görülmüş, kadın kocasına:

- Kalk yaa; Havva’yı bir canavar yiyor… diye bağırmıştı.

İlk, belki de son defa bir leopar tarafından ısırılmış birisiyle sohbet ediyorduk. Bu sohbet sırasında:

- Çok müthiş, temiz, yani o kadar güzeldi ki, üzerinde kir yoktu – halı gibiydi; onun canlı hali bir bambaşkaydı…

ya da:

- Belki de kendim tepinirken kırmışımdır kolumu… gibi sevgi, koruma ifadeleri de dikkatten kaçmıyordu.

O zaman İzmir’de vatani görevini yapmakta olan oğluna:

- Anneni panter ısırdı diye haber gitmişti. Oğlu izin alamayınca da firar etmişti; Bağözü’ne gelinceye kadar yolda aklına kimbilir neler neler gelmişti.

** ** **

BENEKLİ’NİN ÖLÜMÜ

Silahlı köylüler “alaca canavar”ın peşindeydi. Başören, Çakıloba gibi çevre köylerden de eli silah tutanlar gelmişti. Amansız bir iz sürümü başlamıştı.

Benekli “insan”la karşılaşmış, hayatı kaymış, oradan oraya kaçmaktaydı. Karşıdaki sırta gidip bir çoban ve köpeklerini görünce geri dönüyor, geldiği yolu bulmaya çalışıyordu.

sap16.jpg

Ahmet Çalışkan müthiş bir avcıydı. “Kapı” denilen, vahşi hayvanların geçiş yapacağı yolakları iyi bilirdi. Benekli’nin geçebileceği kapıyı tahmin edip, kargaların da telaşlı iniş çıkışını gözleyip, köyün yukarılarındaki Kızıl Meşe Mevkii’nde pusuya yatmıştı.

sap15.jpg

Ve yanılmamıştı; Benekli can havliyle kapıdan geçerken Ahmet Çalışkan 1980 sonrası devlete teslim edeceği mavzerini (Mauser) doğrultup atışını yapıyor, yüz elli metreden Benekli’yi vuruyordu.

Artık yaralı panter kaçmaktan, izini kaybettirmekten vazgeçmiş, can havliyle kuru meşeleri söke söke Ahmet Çalışkan’a doğru koşmaya başlamıştı.

Birisi sağ kalacaktı; Ahmet Çalışkan üzerine koşan yaralı pantere dokuz defa ateş ediyor, yedisinde vuruyor, Panter ise hala koşarak geliyordu. Artık iki metre kalmıştı, Çalışkan son atışını yaptı ve çene altından giren kurşun Benekli’ye takla attırarak döş üstü yere yatırdı.

sap13.jpg

Benekli can çekişirken, yanına oturup onu sevmeye başlamıştı. Hala bilemiyordu; neyin nesiydi bu alacalı hayvan? Ahmet Çalışkan 1994’te astımdan ölmeden önce şimdi Bağözü Köyü’nün muhtarı olan oğlu Zekeriya Çalışkan’a o anki tarifsiz hüznünü anlatacaktı.

** ** **

sap12.jpg

BEYPAZARI’NDAKİ POST KAVGASI

Daha sonra Benekli’yi bir cipe atıp Beypazarı Devlet Hastanesi’ne götürmüşlerdi. Benekli’nin gelişi belediye hoparlöründen halka ilan edilmiş, hastane meraklılarla dolup taşmıştı. Kişi başına iki lira ödetip hastaneye yardım da toplanmış, daha sonra o parayla hastaneye röntgen cihazı alınmıştı.

Bir doktor, hanımı için Benekli’nin kürkünü isteyip, köylülere:

- Bu artık hastanenin malı oldu… deyip, köylüler de itiraz edince:

- Sizi kuduz açısından karantinaya tabi tutacağız… denmiş; köylüler de:

- O zaman ziyarete gelen bütün Beypazarı halkını karantinaya mı tabi tutacaksınız?.. diye sormuşlardı.

Böylece Benekli’ye Ankara’daki Veteriner Bakteriyoloji Enstitüsü’nün yolu, köylülere de ifade verme yolu görünmüştü. Enstitüde sadece panterin beyni incelenebilmiş, onun da tertemiz olduğu ortaya çıkmıştı.

sap11.jpg

TRT Televizyonu, Hürriyet ve Günaydın Gazeteleri habere geniş şekilde yer verirken, o zamanın delikanlısı Mehmet Ertüzün de bu gazetelerin küpürlerini kesiyor, adını Benekli koyduğu son Anadolu Panteri’ni yok edişimizi asla içine sindiremeden bir düş hekimiyle tanışıp nefes nefese anlatacağı güne kadar arşivinde saklıyordu.

Bu arada avı serbest olan Anadolu Panteri’nin koruma kapsamına alınabilmesi için dergilere yazıyor, belki de bu yazışmaların tuzuyla 1987’de Merkez Av Komisyonu Kararları’nda ıskalanan Anadolu Panteri Avı yasağı, otuz milyara varan para cezalarıyla resmen yasaklanıyor, bu toprakların emaneti, gecikmiş olarak koruma altına alınabiliyordu.

sap9.jpg

O düş hekimi de daha önce Çumra’da yaşayan veteriner hekim Deniz Cengiz Soykan’ın Atlas Dergisi’ne yazdığı; Mersin’in Mut ilçesinin Çampınarı (Kahtama) köyünün yükseklerinde bugüne kadar kimsenin gitmediği bir ormanlıktaki Kaplan Gediği denen yerdeki bir panterin varlığından söz eden mektubunu okumuştu;

böylece iki meraklı ruh birleşmiş, birlikte 2004 yılından bugüne Benekli’miz ile ilgili bilgileri kaynağından araştırmaya başlamıştı.

** ** **

sap8.jpg

“MADEN TETKİK ve ARAMA” GÜNLERİ

Bu konu gazetelerin ön sayfalarında yer alınca, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (o zamanların Genel Direktörlüğü), müzesine koyabilmek için Bağözü köylülerine 4000 lira vererek Benekli’yi almıştı.

Köylüler de o parayla önce bir köy odası yapmaya niyetlenmişler

, girişteki caminin hemen yanına beton atıp su basmanını çıkmışlardı. Ardından uzun süre inşaata ara vermişler, en sonunda da o betonun üzerine bir imam evi yapmışlardı.

sap7.jpg

İnsana rastlayıp, canından olduktan, nesli kuruduktan sonra da Benekli’nin başına gelmedik kalmamıştı. Beyni, Enstitü’de deney farelerine yedirildikten sonra getirildiği MTA’da soğuk hava dolabı olmadığı için, kış şartları da göz önünde bulundurularak, tahnit için İzmir’den eksper gelinceye kadar iki bina arasında geçiş yapmak üzere kullanılan bağlantı köprüsü üstünde bekletilmişti.

sap6.jpg

Müzeye konmak için tahnit işlemi sırasında postu boraksla ovalanmış, kemikleri de ilerideki araştırmalarda kullanılmak üzere gömülmüş, daha sonra gömülen yer unutulmuş, tahmin edilen yerin üzerine de daha sonra bir bina yapılmıştı.

1974 şartlarında tahnit için yapay – hele leopar gözü – bulunması mucize gibiyken aranan bir çift göz MTA’dan Ergun Kaptan’ın bireysel çabalarıyla Orman Bakanlığı mühendisi Nihat Turan’dan bulunmuş, gözün teki elden ele dolaşırken düşürülüp lavabonun altında bir yerlerde kaybolmuştu.

sap5.jpg

Yıllarca MTA’nın ilk Tabiat Tarihi Müzesi’nin alt katında terfi edilmeyi bekleyen Benekli, 2003 yılında yeni müze binasındaki mekanına taşınmıştı. Ancak insan eli bir kez değmişti, artık hiç de Havva Ana’nın hayatını bağışlayan Benekli gibi bakmıyordu.

sap4.jpg

** ** **

ANADOLU’DA PANTER KALDI MI?

Bizce sayıları çok az da olsa kaldı. Bu konuda yapılan çalışmaları açıklamanın mahzurları da var; çünkü elde edilen bilgiler doğrultusunda bazı insafsız eli tüfeklilere hedef göstermiş de olabiliriz. Ancak bulunabilmesi – koruma altına alınabilmesi de bilginin paylaşılmasından ve kalabalık bir ehil ekip çalışmasından geçiyor.

Bunun için de geniş bir alana foto-kapanlar yerleştirilmesi gerekiyor. Foto-kapanlar, deklanşörleri harekete hassas fotoğraf makinaları; önlerinden geçen her hareketli cismin fotoğrafını çekiyorlar. Böylece bir kuyruk da çekilse – arama sahası daralmış oluyor. Panter tespit edildiği zaman dart ile vurulup uyuşturulması gerekiyor. Daha sonra da, varsa diğer bireylere ulaşmak için boynuna verici tasma (transmitter collar) takılması gerekiyor.

Moğol – Amerikan Kar Leoparı Projesi kapsamında, şu anda Gobi Çölü’nün neresinde Kar Leoparı (Uncia uncia) var, boyunlarına takılmış verici tasmaların günde iki defa uydulara gönderdiği bilgi ile herhangi bir internet kafeden dahi takip edilebiliyor.

Benekli’nin gerçek bir Anadolu Panteri değil, bir kordiplomatın Afrika’dan getirttiği bir panter olduğu, daha sonra besleyemeyince Polatlı’da bir çiftliğe bıraktığı, çiftlikten kaçarak Bağözü’ne geldiği, yani MTA müzesinde bulunan panterin Anadolu Panteri olmadığı iddiaları da ortaya atıldı. Bir başka iddiaya göre de, Benekli’miz o yıllarda yavruyken Hayvanat Bahçesi’nce Ankara’lı bir zengine verilmiş ve Ankara Çubuk ilçesindeki çiftliğinden kaçmış ithal bir Afrika Leoparı’ydı. Ancak hem Hayvanat Bahçesi’nin böyle bir uygulaması olamazdı; hem deTürkiye Biyolojisi’nin değerli bilim adamı Prof. Dr. Ali Demirsoy’un ifadeleriyle, MTA beneklisi kuyruk uzunluğu ile birlikte iki metre otuz santimetreye ulaşan boyu ve yaklaşık yüz kilo ağırlığıyla yavruluktan yeni çıkmış bir panter olmadığı, en az on yaşında – bu toprakların bir panteri olduğu anlaşılıyordu (http://www.ergir.com/ali_demirsoy_gercek_sarac.htm).

Günümüzde, Anadolu memeli faunasında az sayıda karakulağa ve vaşağa rastlanabilmektedir. Ancak Havva’nın kolundaki izler, bu toprakların ilk sakinlerinden Anadolu Panteri’nin son pati, son diş izleridir.

Kemiklerini kaybettiysek de elimizdeki diğer doku örnekleri, ilerideki DNA elektroforezi ile yapılacak karşılaştırmalı genetik çalışmalarda bize ışık tutacaktır.

Şu anda Termessos’tan, Dilek Yarımadası’na kadar pek çok yerde bireysel ya da WWF gibi kuruluşların araştırmaları sürmektedir.

Cemal Gülas’ın Kaçkar dağlarında müthiş bir özveriyle yaptığı çalışmalarda bulduğu izlerin 15 santimetre çapında, 10 santimetre derinliğinde oluşu; bu izin daha küçük yapıdaki Panthera pardus saxicolor’a ait olmayıp, Panthera pardus tulliana’ya ait olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Cemal Gülas, yanından ayrılmayan gerçek kurt Dost’un da uyarmasıyla, ormanın derinliklerine kaçıp kaybolan bir panteri andıran görüntüleri küçük kamerasıyla kaydedebilmiştir.

Şimdilerde TÜBİTAK – Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Enstitüsü’nün, Linux işletim sistemini ülkemizde yaygınlaştırma projesinin bir ürününe Pardüs adı verilmişken, Pardüs’ün ta kendisi de bulunup ait olduğu topraklarda yaygınlaştırılmalıdır.

5 Haziran 2002 tarihinde PTT Genel Müdürlüğü, Dünya Çevre Günü nedeniyle Benekli’mizin de yer aldığı bir blok pul çıkarmıştır.

sap3.jpg

Anadolumuzun Panteri’nin kendisi de elbet bir gün ya da bir gece karşımıza çıkacaktır; ancak bunun için bizim de yaşamını Tanzanya’daki Serengeti Milli Parkı’ndaki araştırmalara adamış; kurduğu daimi çadır köyde hayvanların gizemli dünyalarını belgelemiş Hugo Van Lawick gibi bilimin gönül adamlarına gereksinimimiz vardır.

** ** **

sap1.jpg

ARA VERİRKEN

Beşikler verdiğimiz Nuh’un benekli yolcusu, Anadolu’nun son panteri, Anadolu’nun çocukları siyah beyaz televizyonların başında Pembe Panter’i izlerken, Tetis Okyanusa atılmıştı.

Durum vahimdir ve bu toprakların, bu suların, hatta gelip bu sularda yaşamayı seçmiş başka suların canlılarının (http://www.ergir.com/beyaz_balina_aydin_sunum.htm), Çin’in pandaları gibi özenle korunma, kollanma zamanı gelmiştir.

Bu derlediğimiz bilgiler göç yolları üzerindeki minik bir su birikintisidir.

Anadolu’yu gelecek kuşaklara kültürüyle, toprağıyla, bozulmamış doğasıyla, jeolojik ve paleontolojik miraslarıyla emanet edebilmeyi diliyor;

sözlerimize Fikret Kızılok’un besteleyip söylediği Ahmet Arif’in dizeleriyle ara veriyoruz:

ala şafakta pusuyum
asi dağlar delisiyim
ve yürekler dolusuyum
anadoluyum
döner misin…

17/ Ocak/2006
otuz ikinci yılda;
otuz ikinci kışta…

düş hekimi yalçın ergir yalcin.ergir@isbank.net.tr

& mehmet ertüzün maertuzun@yahoo.com

http://www.ergir.com

& http://www.anapan.com

Bu belgeselin sunum hali: http://www.ergir.com/son_anadolu_panteri.pps adresinde,
Mehmet Ertüzün’ün İngilizce’ye çevirisi: http://www.ergir.com/last_anatolian_panther.htm adresindedir.

Okuduklarınız, aşağıda yer alan değerli kişi ve kuruluşların emek emek biriktirdikleri, gönülle paylaştıkları bilgilere başvurmadan oluşamazdı.

** ** **
(alfabetik sırayla)
Ali Demirsoy, Ali İsmet Ege, Atlas Dergisi, Av Dergisi, Bahtiyar Kurt, Batur Avgan, Bülent Solakoğlu, Can Bilgin, Cemal Gülas, Curt Kosswig, Deniz Cengiz Soykan, Doğa ve Hayvanları Koruma Derneği, Dünya Doğayı Koruma Vakfı WWF (-Türkiye), Emre Can, Ergun Kaptan, Erkan Kayaöz, Esra Başak, Faruk Atabek, Gerçek Saraç, Gökmen Yalçın, Güneşin Aydemir, Güven Eken, Hagop Savul, Hakan Öge, Hakan Taylan, Hans Kumerloeve, Kirk Johnson, Marcus Borner, Mehmet Emin Bora, Mehmet Y. Yılmaz, Menşure Kavukçu, Merkez Av Komisyonu; Murat Balcı,Tansu Gürpınar, Nejla Alıç, Nihat Turan, Savaş Özbey, Sökmen Baykara, Süha Derbent, Şadan Başkaya, Taner İrkeç, Tanju Kaya, Turhan Baytop, Tübitak-Sage Çalışanları, Türkiye Avcıları Grubu, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN), Yeşim İslamoğlu’na;

Bağözü’nün bizi hiç eli boş göndermeyen gönlü zengin köylüleri:
Abdullah Değirmen, Alaaddin Vural, Ali Erdoğan, Bekir Çakıroğlu, Hasan Tek, İbrahim Eken, Mehmet Erdoğan, Osman Emre, Reşat Yılmaz, Rıfkı Eken, Salih Tek, Zekeriya Çalışkan (son panteri vuran Ahmet Çalışkan’ın Oğlu),
ve Havva Köksal’a

sap2.jpg

SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİZLE

Bu konuda emeği geçip listemizde
atladığımız isimlerden özür diliyor,
bu bilgilerin güncellenerek paylaşılacağı
http://www.anapan.com havuzunda
eksiklerimizi telafi edebilmeyi umuyoruz.

diğer düş hekimi belgeselleri:

http://www.ergir.com/belgeseller.htm

adresinde yer almaktadır.

BEŞ DAKİKA ARA…

İşte Anadolu Panteri (Pardus)

İşte Anadolu Panteri

Yıllardın neslinin tükendiği söylenen ve birkaç bozuk fotoğrafıyla birkaç hatırasından fazla belgeye sahip olmadığımız Panthera Pardus Tulliana’ya Bolu Dağlarında rastlandı.

ANADOLU PANTERI

Yıllardın neslinin tükendiği söylenen ve birkaç bozuk fotoğrafıyla birkaç hatırasından fazla belgeye sahip olmadığımız Panthera Pardus Tulliana’ya Bolu Dağlarında rastlandı. Bir yavru maalesef ölü bulundu, en az iki yavru ve muhtemelen ana-babaları yaşıyor.
Bolu Dağları, önceki gün alışılmışın dışında bir heyecana sahne oldu. Bu kez konu ne Bolu Dağı Geçişi, ne Bolu Dağı’nın yoğun kar yağışı sebebiyle kapanışı idi. Bir vatandaşımızın Bolu Olay Gazetesi’ni arayarak verdiği bilgiler, birden büyük bir heyecan fırtınasının esmesine sebep oldu. Çünkü verilen bilgide, Bolu Dağları’nın ücra bir bölümünde bulunan bir hayvan ölüsünün görüldüğünden bahsediliyordu.. Hemen bu hayvan ölüsünün bir fotoğrafı istendi. Gelen fotoğraf, gazetede heyecan çığlıklarının atılmasına neden oldu. Çünkü fotoğraftaki ölü yavru, bir Panthera Pardus Tulliana idi, yani yıllardır yok olduğu sanılan, doğa aşıklarının “Çıkmayan candan ümit kesilmez” prensibiyle taaa Toroslar’ın tepelerine kadar bütün Türkiye topraklarını karış karış arayarak izini sürdüğü Anadolu Panteri idi. Ölen yavru üzerinde yapılan incelemede, muhtemelen aç kurtların saldırısına uğradığı ve sırtından aldığı derin yaralar nedeniyle fazla kaçamadığı ve yol kenarında öldüğü görüşünde birleşildi. Telefon trafiğinin iyice yoğunlaşmasından ve ölü yavruyu gören görevliler arasında yaptığımız soruşturmalarımız sırasında gazetedeki heyecan çığlıkları, dağlardaki telefonun ucundan gelen son sesle birden yerini sevinç çığlıklarına bıraktı. Çünkü ölen yavrunun kardeşleri vardı, ancak ürküp, ormanın karanlıklarına doğru hızla uzaklaştılar. Yoğun kar yağışına rağmen araştırmalar derinleştirildi, görgü tanıklarıyla konuşuldu. Ve ölü yavrunun etrafında yapılan görüşmeler bir yoruma bağlandı. Sonuç: Anadolu Panteri yaşıyor, şu an en az iki yavru hayatta, muhtemelen ana-babaları sağ. Bütün Türkiye’ye, doğa tutkunlarına duyurulur.


Anadolu Panteri (Panthera Pardus Tulliana)

Anadolu Panteri (Panthera Pardus Tulliana), Anadolu’nun en eski sakinlerinden biridir. Anadolu Parsı olarak da adlandırılır. 9000 yıl önceye tarihlenen kazılarda ortaya çıkarılan Hitit kabartmalarında görünmektedir. 9000 yıl öncesine tarihlenen Çatalhöyük kazılarında bulunan bir kadın heykelinin iki yanında Anadolu Panteri görülür. Bilimsel ismi, onunla ilgili ilk bilgileri derleyen Marcus Tullius Cicero’ya ithafen Panthera Pardus Tulliana olarak konmuştur. Sonuncuları 1972’de Ağrı ve Eskişehir Çatacık’ta görülmüştür. Mantolu Hasan adıyla tanınan bir kişi, sonuncuların yok olmasında büyük rol oynamış, öldürdüğü Anadolu Partenlerinden manto yaparak giymiştir. 1970’te Kars Karakale Köyü’nde, yine aynı yıl Hakkari’nin Uludere ilçesinde öldürülmüştür. 1967’de Bolu Seben’de öldürülmüş, sonuncusu 1974’te Beypazarı’nda Bağözü Köyü’nde Havva Köksal adlı bir kadının kolunu ısırmış, sonra düzenlenen sürek avında yakalanıp öldürülmüştür. Bu, onun son görülüşüdür.

Bolu Olay 15.mart.2007

http://www.boluolay.com/haberoku.php?id=20501 adresinden alıntıdır.

Anadolu panteri (Panthera Pardus Tulliana)

 

Anadolu Panteri (Panthera Pardus Tulliana), Anadolu’nun en eski sakinlerinden biridir.

sap21.jpg

Okumaya devam et

Kaçkarlarda anadolu parsı var!

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Yaban Hayatı Uzmanı Dr. Şağdan Başkaya, kamuoyunda “Kaçkarlar’da yaşıyor” denilen Anadolu Parsı’nın Kaçkarlar’ı da içine alan büyük bir alanda barındığını iddia etti.

sap11.jpg

Okumaya devam et