özgür mutfak

Entries categorized as ‘Bülent Ortaçgil’

Bülent Ortaçgil, Caddebostan Kültür Merkezi Konseri

February 19, 2009 · Leave a Comment

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil

.

Bülent Ortaçgil in concert, İstanbul , pentax k10d

Bülent Ortaçgil in concert, İstanbul , pentax k10d

.

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil

.

Baki Duyarlar in Bülent Ortaçgil concert, İstanbul, pentax k10d

Baki Duyarlar , İstanbul, pentax k10d

.

Bülent Ortaçgil concert

Bülent Ortaçgil live performance , 9th Nov 2008

.

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil

.

Bülent Ortaçgil, Gürol Ağırbaş, Cem Aksel, Baki Duyarlar (not in frame)

Bülent Ortaçgil, Gürol Ağırbaş, Cem Aksel, Baki Duyarlar

.

Bülent Ortaçgil concert in Caddebostan Kültür Merkezi, İstanbul, pentax k10d

Bülent Ortaçgil concert in Caddebostan Kültür Merkezi, İstanbul, pentax k10d

.

bülent ortaçgil concert, istanbul, pentax k10d

bülent ortaçgil concert, istanbul, pentax k10d

.

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil

.

Bülent Ortaçgil, istanbul, pentax k10d

Bülent Ortaçgil, istanbul, pentax k10d

Categories: Bülent Ortaçgil · Kişiler · Müzik · Türkiye · sanat
Tagged:

Yine gece bıkkınlığı, yine sabah telaşlarına alışmak için ….

February 19, 2009 · Leave a Comment

Deniz Kokusu

Deniz kokusu getiriyorum
Nem sinmiş tuzlu bedenime
Sabah ayazından gözlerim kırmızı
Bir şarkı tutturmuşum rastgele durduramıyorum
Durduramıyorum

Deniz kokusu getiriyorum
Karlı dağların tepesi özgürlük
Dibi deniz işte akdeniz
Uçarı bir hafiflik uçuşuyor başımda
İnanamıyorum inanamıyorum

Yarım gün uzakta Ankara
Sokaklarında uslu kentliyi oynamak için
Yine gazeteleri okumak yine gece bıkkınlığı
Yine sabah telaşlarına alışmak için

Deniz kokusu getiriyorum
Güneş kavurmuş tenimi
Bir sevişme sonrası gibi
Neden umursamaz ve yalınım hiç bilemiyorum
Hiç bilemiyorum

Bülent Ortaçgil

Categories: Bülent Ortaçgil · Kişiler · Müzik · Türkiye · Şiir
Tagged:

Çalışma kampına gidiyoruz : Ayşe Tütüncü ‘den Grup Müziği Atölyesi ve Tugay Başar ‘dan KeKeÇa Beden Perküsyonu Atölyesi

January 17, 2008 · Leave a Comment

Kayaköy’de Sanatın Yazlık Adresi
Kayaköy Kültür Sanat

TEMMUZ – AĞUSTOS 2008 ATÖLYELERİ
Müzik öğrencileri ve amatör-profesyonel müzisyenler, usta sanatçılarla buluşuyor.

İstanbul’un önemli müzik merkezlerinden Gitarcafe ile Fethiye-Kayaköy’ün sanatsever ve özenli mekanı Sarnıç Restaurant’ın el ele verip yarattıkları bir oluşum olan Kayaköy Kültür Sanat, müzik öğrencilerini ve amatör-profesyonel müzisyenleri usta sanatçılarla buluşturuyor. Temmuz-Ağustos boyunca gerçekleştirilecek etkinlikler, 6’şar günlük 11 atölyeden oluşmakta. Programda bir flamenko dans, bir de tiyatro atölyesi yer alıyor.

Kısacası Kayaköy, sanat yolculuğunuz için benzersiz bir fırsat sunuyor bu yaz sizlere…

Tarihin, mübadele sonrası terk edilmiş Levissi köyünün taş evlerinin, doğaseverlerin önemli rotalarından antik Likya yolunun dilinden konuştuğu, mavinin yeşille, deniz ve güneşin her daim esen yelle sohbet ettiği bir ortamda, alanlarında önemli sanatçıların bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak istiyorsanız, sizleri bekliyoruz…

Tugay Başar
KeKeÇa Beden Perküsyonu Atölyesi

Hoca hakkında: Galatasaray Lisesi’nden sonra MSÜ Devlet Konservatuarı Etnomüzikoloji Bölümü’nden mezun oldu. Aynı bölümden yüksek lisans derecesi, 1997’de de psikodrama yönetici yardımcısı sertifikası aldı. 1997’den başlayarak Orff yaklaşımı temelinde müzik ve hareket eğitimi seminerlerine katılmaktadır. 1982’den bu yana çeşitli anaokullarında müzik eğitimi vermektedir. 1992-1998 yıllarında başta otistikler olmak üzere çeşitli gruplarla müzik terapisi alanında uygulamalar yapmıştır. 2002-2007 yılları arasında Ayışığı Atölyeleri’nde kurduğu müzik atölyesinde çalışmalarını sürdürdü. Çocuklarla ve yetişkinlerle KeKeÇa/Kendin Kendini Çal (Beden Perküsyonu), Müzik ve Hareket eğitim ve kişisel gelişim alanlarında atölyeler, etkinlikler yapmakta, Orff Schullwerk Eğitim ve Danışmanlık Merkezi’nde ve Pusula Danışmanlık’ta eğitim vermektedir. Ezginin Günlüğü, Rönesans, Bezmara, Emin İgüs Grup, Uçan Halı topluluklarında çalışmış, 2003’te KeKeÇa Üçlüsü’ nü kurmuştur. 2004-2005 yıllarında Aksak İstanbul Hikayeleri (Yeşim Özsoy Gülan) oyununun ritim ve müzik yönetmenliğini yapmıştır. 2007’de Anadolu Üniversitesi EEYO’da okuyan 35 işitme engelli gençten oluşan KeKeÇa Topluluğu’nu Zekiye Doğan’ın öncü çabalarıyla Timuçin Gürer’le birlikte kurmuştur. Onun yönetiminde, “Her Beden Duyar/Every Body Hears” anlayışıyla çalışmalarını sürdüren topluluk Mayıs 2008’de Macaristan’ın Pecs kentinde performanslar sergilemiştir.

Atölye hakkında: Beden Perküsyonu, ellerin ayakların bedenle birlikte vurmalı bir enstrüman olarak kullanıldığı bir alandır. Müzik ve Hareketin tam da ortasında yer alır. Çalanın da çalınanın da aynı kişi olması, beden perküsyonunun benzersiz bir özelliğidir: “Kendin Kendini Çal”ma süreci “ben”in “beden”le olan ilişkisinde ritim-müzik-hareket-dil aracılığıyla bir kendini ve ötesini keşfetme, fark etme yolculuğuna dönüşmektedir. Bu kendini keşfetme sürecinde yerçekimi aracılığıyla, kendimizi akışa bırakmayı öğreniriz adım adım. Sese-yolaçan-hareket’in farkında olmakla ve yerçekimine kendini bırakabilme becerisi kazandıkça ortaya çıkar beden perküsyonu, beden müziği, müzik-dans… Bu cümlelerden, en azından biri, içinizi kıpırdattıysa, Kayaköy’ün güneşinde/gölgesinde, sabahında/akşamında, Tugay Başar ile KeKeÇa Beden Perküsyonu yolculuğunda buluşmak üzere…

tugaybasar@kekeca.net

Dil: Doğal işaret dili-Türkçe-İngilizce-Fransızca
Tarih: 19 – 26 Temmuz 2008
Atölye saatleri: 08.00-09.30, 18.30-20.00
En az 8, en çok 16 öğrenci
Ücret: 835 YTL. Bu bedel eğitmen ücreti, kalacak yer, kahvaltı, akşam yemeği (alkolsüz içecekler dahil), geliş ve gidişte Fethiye-Kayaköy arası transferler ve gün içinde Tuna Villa-Sarnıç Restaurant arası taşıma servisini kapsamaktadır.

Ayşe Tütüncü
Grup Müziği Atölyesi

Hoca hakkında: Beş yaşında kendini müzikle dolu bir odada buldu; bir müzik kursunda, hepsinin elinde değişik enstrümanlar, bir curcunadır çalan çocuklarla dolu bir odada… Bundan iki yıl sonra konservatuarda piyano öğrenimine başladı; orada da “oda müziği”ni çok sevdi. 1983’te ilk grubu Mozaik’i kurdu; 1995’e kadar dört albüm çıkardılar. “Mozaik” rok, klasik batı müziği ve cazdan oluşan bir füzyon müziğiydi; besininin bir maddesi de yerel topraktı. Mozaik’in yanı sıra Kömür grubu da hayli uzun bir süre Ayşe için emprovize çalmanın ve canlı müzik mekanlarında parça yorumlamanın ortamı oldu. Şarkıcı Sumru Ağıryürüyen ile birlikte “kadın şarkıları” söylediği bir konser programı hazırladı. Bir stüdyo müzisyeni olarak Bülent Ortaçgil, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Mehmet Güreli ve Bulutsuzluk Özlemi gibi grup ve müzisyenlerin çeşitli albümlerinde yer aldı. 1995′ten itibaren uzun bir süre şarkı yazarı-gitarist Bülent Somay’ın grubuyla çaldı. Çeşitli kısa film müziklerinden sonra Mehmet Güreli ile “Vapurlar” filminin müziğini (1986), Serdar Ateşer ile birlikte Atıf Yılmaz’ın “Bekle Dedim Gölgeye” filminin müziğini (1991), Ümit Kıvanç ve Bülent Ortaçgil ile “Ordaaa Bir Şehir Var Uzak” müzikalini (1994) ve çeşitli oyun müziklerinden sonra da en son Kumpanya Tiyatrosu için Kerem Kurdoğlu’nun “Sahte Kimlikler 5/Asrın Entrikası” oyununun müziğini (2000) yazdı. 1995′te kurduğu Piyano Perküsyon Grubu’yla 1999′da Çeşitlemeler albümünü çıkardı ve bugüne değin yurt içi ve yurtdışında İstanbul Caz, NorthSea Jazz, Traumzeit, Talos Festivali gibi çeşitli uluslararası festivallere katıldı. 1999 yılında Lawrence “Butch” Morris’in Conducting Improvisation Orchestra’sında (Yönetilen Doğaçlama Ork.) çaldı. 2002′de Donovan Mixon ile, Akın Eldes ile sahne aldı. 2004’ten bu yana Piyano Perküsyon Grubu’nun yanı sıra yeni kurduğu Üçlü’süyle özellikle “iki nefesli ve bir piyano” için düzenlediği yeni bestelerini çalıyor. 2004′te Bodrum Hadigari Festivali ve Alanya Caz Günleri, 2006′da Akbank Caz Festivali’ne katılan Üçlü 2005′te Panayır (EMI / Blue Note) albümünü çıkardı ve Prag Caz Açık Festivali, Londra 2006 Caz Festivali, Hollanda “Turkey Now” 2007 Festivali, Zagreb 2008 Bahar Caz Festivali’nde çaldı. Ayşe Tütüncü özellikle yazılı müzik ile emprovize müzik arasındaki gerilimi dengeleyebilmek ve ikisine de uzanabilmek için ortada bir yerde durmayı tercih ediyor. 1995’ten bu yana sürdürdüğü “Piyano Perküsyon” projesinde emprovizasyona açık bırakılmış serbest bölümleri olan besteler, adaptasyonlar, çeşitlemeler ve kolajları işliyor. Yeni Üçlüsünün repertuarında ise yine serbest bölümler ile yazı’nın içiçe örülerek çalındığı yeni bestelerine yer veriyor. Öte yandan öğretmek de onun için önemli bir konu; ders piyano olsun veya Akademi İstanbul’da yıllarca olmuş olduğu gibi “grup müziği” olsun fark etmez… Hep müzikle dolu bir odada… Yaptığı atölyelerden örnekler:
2001 Afyon’da 6-8 yas arası çocuklarla “Doğaçlama ve Müzik” muhabbeti/ uygulamaları
2004 Diyarbakır’da 7-12 yas arası çocuklarla “Müzikli oyunlar” ve Minik gösteri
2006 Kars’ta Güzel Sanatlar Lisesi’nde hem Müzik hem de Plastik Sanat bölümü 12-17 yaş öğrencileriyle ayrı ayrı “Sanatta Kendini İfade Atölyesi”
NOT: Hayatta müzik ile sosyal konuları, atölyelerde müzik öğrencisi olanlarla olmayanları bağdaştırmak/bir araya getirmek de Ayşe için önemli.

Atölye hakkında: Bir grup insan bir araya gelip ellerindeki olanaklarla nasıl bir müzik çıkarabilirler? Olanakları kişi sayısı, kişilerin özellikleri, çaldıkları aletler ve bildikleri müzikal her şeydir. Ve dahası hayatta faydalanabilecekleri başka tür şeyler… Bunların hepsiyle uğraşıp, bunlarla ve birbirimizle hemhal olup, hemhal olurken birbirimizi duyup dinleyip, yaptıklarımıza ekleyip/ yaptıklarımızı eleyip, kararlar alıp, kısacası “düzenlemeler” yapıp müziği oluşturabiliriz… Çalışmaya bekleriz.

Katılımcıların dikkatine…
- Çalışmaya bir enstrümanı en azından başlangıç seviyesinde çalabilenler ve daha ileri seviyedekiler katılabilir.
- Tabii ki, ses’imiz de bir enstrümandır.
- Çalışma esnasında, yeri geldiğinde CD’lerden müzik dinleyecek ve onlar hakkında hissiyat ve fikirlerimizi paylaşacağız. Sizler de yanınızda CD getirebilirsiniz.
- Düzenleme çalışmasında yer almasını istediğiniz parça/melodi önerileriniz varsa, orada belirtebilirsiniz.
- Gerektiğinde kullanmak üzere bir nota defteri ve kurşun kalem + silgi her zaman faydalıdır.
- Nota bilmek şart değildir.

Ayşe Tütüncü’nün kişisel websitesi aysetutuncu.com

Dil: Türkçe-İngilizce-Almanca
Tarih: 9 – 16 Ağustos 2008
En az 5, en çok 12 öğrenci
Ücret: 885 YTL. Bu bedel eğitmen ücreti, kalacak yer, kahvaltı, akşam yemeği (alkolsüz içecekler dahil), geliş ve gidişte Fethiye-Kayaköy arası transferler ve gün içinde Tuna Villa-Sarnıç Restaurant arası taşıma servisini kapsamaktadır.

Kayaköy – Fethiye

Türkiye’nin güneybatısında, Fethiye’nin güneyinde yer alan Kayaköy’ün antik dönemdeki adı Karmylassos. Burada MÖ 4000’lerde başlayan yaşam, Hattiler, Hititler kadar eskilere gidiyor. Daha sonra da sırasıyla Likya, Doğu Roma ve Osmanlılar’la sürüyor. Rumlarla Türklerin barış içinde bir arada yaşadığı zamanlarda Rumca adı Levissi olan Kayaköy, Lozan Antlaşması gereğince yapılan mübadelede boşaltılmış, ardından bu evlere yerleşen göçmenlerin de yeniden göç etmesiyle büsbütün yalnızlığa bürünmüş. Şimdi, pek de uzak sayılmayacak bir geçmişin tanığı olan binden fazla boş taş ev, kiliseler, okullar, manastırlar, çeşmeler gelenleri karşılıyor. Geçtiğimiz yıllarda Türk-Yunan Dostluk Köyü ilan edilen Kayaköy, farklı olanaklar sunuyor ziyaretçilerine. Örneğin, terk edilmiş köyün içindeki dar yoldan tepeye ulaşıp Soğuksu Koyu’nu kuşbakışı seyredebilirsiniz. Afkule Manastırı’nı ziyaret etmenizi mutlaka öneririz. Ayrıca, köyün yakın çevresinde hemen her gün ayrı bir yerden denize girebilme imkanı sunan pek çok yer var. Ölüdeniz, Gemiler Koyu (St. Nicholas), Saklıkent, Kelebekler Vadisi, Deve Plajı, Akvaryum Koyu ve yamaç paraşütü yapılan Babadağ da Kayaköy’e yakın günübirlik gidilebilecek yerler arasında.
ulasim

Fethiye’ye 8 km. uzaklıkta olan Kayaköy’e aracınızla gidiyorsanız, Afyon-Burdur yolunu izleyebilirsiniz. Ayrıca, Fethiye’ye birçok kentten otobüs seferleri var. Havayolunu tercih ederseniz, Dalaman Havaalanı’ndan Havaş servisleri ile Fethiye’ye ulaşabilirsiniz. Buradan Kayaköy’e minibüsler çalışıyor. Tabii, Kayaköy Kültür Sanat atölyesi konuklarını Fethiye’den karşılıyoruz.

TUGAY BAŞAR hakkında

Galatasaray Lisesi’nden sonra MSÜ Devlet Konservatuarı Etnomüzikoloji Bölümü’nden mezun oldu. Aynı bölümden yüksek lisans derecesi, 1997’de de psikodrama yönetici yardımcısı sertifikası aldı. 1997’den başlayarak Orff yaklaşımı temelinde müzik ve hareket eğitimi seminerlerine katılmaktadır. 1982’den bu yana çeşitli anaokullarında müzik eğitimi vermektedir. 1992-1998 yıllarında başta otistikler olmak üzere çeşitli gruplarla müzik terapisi alanında  uygulamalar yapmıştır. 2002-2007 yılları arasında Ayışığı Atölyeleri’nde kurduğu müzik atölyesinde çalışmalarını sürdürdü. Çocuklarla ve yetişkinlerle KeKeÇa (Beden Perküsyonu), Müzik ve Hareket eğitim ve kişisel gelişim alanlarında atölyeler, etkinlikler yapmakta, Orff Schulwerk Eğitim ve Danışmanlık Merkezi’nde ve Pusula Danışmanlık’ta eğitim vermektedir. Ezginin Günlüğü, Rönesans, Bezmara, Emin İgüs Grup, Uçan Halı topluluklarında çalışmış, 2003’te KeKeÇa Üçlüsü’ nü kurmuştur. 2004-2005 yıllarında Aksak İstanbul Hikayeleri (Yeşim Özsoy Gülan) oyununun ritim ve müzik yönetmenliğini yapmıştır. 2007’de Anadolu Üniversitesi EEYO’da okuyan 35 işitme engelli gençten oluşan KeKeÇa Topluluğu’nu Zekiye Doğan’ın öncü çabalarıyla Timuçin Gürer’le birlikte kurmuştur. Onun yönetiminde, “Her Beden Duyar/Every Body Hears”  anlayışıyla çalışmalarını sürdüren topluluk Mayıs 2008’de Macaristan’ın Pecs kentinde performanslar sergilemiştir.

TİMUÇİN GÜRER Hakkında

Boğaziçi Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği okudu. Halen, ortaklarindan biri olduğu ELİAR Elektronik’de stratejik planlama danışmanı ve yeni iş geliştirme sorumlusu olarak çalışıyor. Lise ve üniversite yılları boyunca halk müziği ve halk danslarıyla ilgilendi. BÜO’da (Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları) oyunculuk yaptı 1980’li ve 90’lı yıllarda şarkıcı ve perküsyoncu olarak MOZAİK müzik topluluğunda yer aldı. 1995′ten bu yana AYŞE TÜTÜNCÜ Piyano Perküsyon Grubu’nda muhtelif vurmalı çalgılar çalıyor, vokal yapıyor. 2002′den bu yana TUGAY BAŞAR ile Beden Perküsyonu çalışıyor. Bu alanda “KeKeÇa”(Kendin Kendini Çal) adını verdiği yeni bir yaklaşım geliştiren Tugay’a muhtelif atölye çalışmalarında, okul ve kurum eğitim programlarında asistanık yapıyor; birlikte perfrormanslar gerçekleştiriyorlar. Engelli veya “engelsiz” çocuklar, gençler ve her yaştan yetişkinlerle çalışıyorlar. 2007 yılından bu yana Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksek Okulu’nda(EEYO) okuyan 35 işitme engelli gençle birlikte kurdukları EEYO KeKeÇa Topluluğu ile Tugay yönetiminde “Her Beden Duyar / Every Body Hears” anlayışıyla çalışmalar yapıyor,performanslar sergiliyorlar. Bu yıl Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde 2 gösteri yapan topluluk, Mayıs 2008’de Macaristan’ın Pecs şehrinde bir festivale katıldı. Timuçin Gürer müzik, tiyatro ve dansta beden muziğinin kullanımı üzerine çeşitli atölye çalışmalarına katılarak bu konudaki araştırmalarını sürdürüyor. Bir beden perküsyoncusu olarak her bedenin müziğe katılabileceğini düşünüyor.

Ayşe Tütüncü Hakkında

Beş yaşında kendini müzikle dolu bir odada buldu; bir müzik kursunda, hepsinin elinde değişik enstrümanlar, bir curcunadır çalan çocuklarla dolu bir odada … Bundan iki yıl sonra konservatuarda piyano öğrenimine başladı; orada da “oda müziği”ni çok sevdi.

1983′te ilk grubu Mozaik’i kurdu; 1995′e kadar dört albüm çıkardılar. “Mozaik” rock, klasik batı müziği ve cazdan oluşan bir füzyon müziğiydi; besininin bir maddesi de yerel topraktı. Mozaik’in yanısıra Kömür grubu da hayli uzun bir süre Ayşe için emprovize çalmanın ve canlı müzik mekanlarında parça yorumlamanın ortamı oldu. Şarkıcı Sumru Ağıryürüyen ile birlikte “kadın şarkıları” söylediği bir konser programı hazırladı. Bir stüdyo müzisyeni olarak Bülent Ortaçgil, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Mehmet Güreli ve Bulutsuzluk Özlemi gibi grup ve müzisyenlerin çeşitli albümlerinde yer aldı. 1995′ten itibaren uzun bir süre şarkı yazarı-gitarist Bülent Somay’ın grubuyla çaldı

Çeşitli kısa film müziklerinden sonra Mehmet Güreli ile “Vapurlar” filminin müziğini (1986), Serdar Ateşer ile birlikte Atıf Yılmaz’ın “Bekle Dedim Gölgeye” filminin müziğini (1991), Ümit Kıvanç ve Bülent Ortaçgil ile “Ordaaa Bir Şehir Var Uzak” müzikalini (1994) ve çeşitli oyun müziklerinden sonra da en son Kumpanya Tiyatrosu için Kerem Kurdoğlu’nun “Sahte Kimlikler 5/ Asrın Entrikası” oyununun müziğini (2000) yazdı.

1995′te kurduğu Piyano Perküsyon Grubu’yla 1999′da Çeşitlemeler albümünü çıkardı ve bugüne değin yurt içi ve yurtdışında çeşitli uluslararası festivallere katıldı.

1999 yılında Lawrence “Butch” Morris’in Conducting Improvisation Orchestra’sında (Yönetilen Doğaçlama Ork.) çaldı. 2002′de Donovan Mixon ile, Akın Eldes ile sahne aldı.

2004′ten bu yana Piyano Perküsyon Grubu’nun yanısıra yeni kurduğu Üçlü’süyle özellikle “iki nefesli ve bir piyano” için düzenlediği yeni bestelerini çalıyor. 2004′te Bodrum Hadigari Festivali ve Alanya Caz Günleri’ne katılan Üçlü 2005′te Panayır (EMI / Blue Note) albümünü çıkardı ve Prag Caz Açık Festivali’nde çaldı.

Ayşe Tütüncü özellikle yazılı müzik ile emprovize müzik arasındaki gerilimi dengeleyebilmek ve ikisine de uzanabilmek için ortada bir yerde durmayı tercih ediyor. 1995′ten bu yana sürdürdüğü “Piyano Perküsyon” projesinde emprovizasyona açık bırakılmış serbest bölümleri olan besteler, adaptasyonlar, çeşitlemeler ve kolajları işliyor. Yeni Üçlüsünün repertuarında ise yine serbest bölümler ile yazı’nın içiçe örülerek çalındığı yeni bestelerine yer veriyor.

Öte yandan öğretmek de onun için önemli bir konu; ders piyano olsun veya Akademi İstanbul’da yıllarca olmuş olduğu gibi “grup müziği” olsun farketmez… hep müzikle dolu bir odada…

Categories: Alıntılar · Ayşe Tütüncü · Bülent Ortaçgil · Gezi · Haberler · Mozaik · Müzik · Timuçin Gürer · Türkiye · sanat · İstanbul
Tagged: , , , , ,

İkinci Perde

July 19, 2007 · Leave a Comment

Bülent Ortaçgil ‘in uzun aradan sonra çıkardığı albüm.

Bülent OrtaçgilBülent Ortaçgil

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop

Eski defterler

July 18, 2007 · Leave a Comment

Bülent Ortaçgil

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · sanat · şarkı sözleri

Bülent Ortaçgil Tribute Albümünü Anlatıyor

July 11, 2007 · Leave a Comment

1974’ten beri “ Benimle Oynar mısın’a ‘evet ‘ diyor ,onu hala dinliyor ona hala seviyorlar sevenleri.

Şimdiye dek çıkardığı sekiz albüm, kuşaklar değişsede hala aynı ilgi ile karşılanıyor. Ve şimdi onun şarkılarını onun için söylüyor sanatçı dostları….

bulent8.jpg

Bülent Ortaçgil Tribute Albümünü Anlatıyor

1974’ten beri “ Benimle Oynar mısın’a ‘evet ‘ diyor ,onu hala dinliyor ona hala seviyorlar sevenleri.

Şimdiye dek çıkardığı sekiz albüm, kuşaklar değişsede hala aynı ilgi ile karşılanıyor. Ve şimdi onun şarkılarını onun için söylüyor sanatçı dostları….

“ Herkez bir gün 15 dakikalığına da olsa meşhur olacak” öngörüsü çoktan gerçekleşti.Andy Warholl’un.Tüm dünyada ve tabi , çağı bazı yerlerinden yakalamakta geri kalmayan Türkiye’de de.
Herkez gibi yaşayan ‘ Emel’lerin kocasına bıçaklayınca birdenbire ‘Sharon’ oluverip film çevirdiği , adi bir cinayet davasının zanlısından ve mağdurundan TV dizisi kahramanı yaratıldığı , şarkı söylerken aynı anda takla atıp birde ağlayabilerin haber bültenlerinde ‘ sanatçı’ diye konu edildiği , ertesi gün hemen unutuluverdiği bir ülkede , çeyrek asır önce bir albümün hala satmasının ‘haber değeri ‘ var olarak doğal yeni açılan sitemizde .
Öncelikle bu yüzden , ilk konuğumuz konuğumuz Bülent Ortaçgil .İkincisi , şarkılar Bir Oyundur adlı , farklı bir çalışmasıyla yeniden karşımızda olduğu için.Üçüncüsü bu çalışma farklı müzikal zevklere ve uğraşlara sahıp sanatçıların , Bülent Ortaçgil şarkılarını yeni düzenlemelerle yorumlamalarından oluştuğu , bu alanda ilk olduğu için.
Bülent Ortaçgil’le , Tribute albümü ve geçmişten günümüze popüler Türk müziği ve sektörü üzerine konuştuk.

Bize biraz yeni çalışmanız Şarkılar Bir Oyundur’dan bahsedermisiniz ?

İlk önce şunu söylemek istiyorum , bu proje benim projem değil belirli bir sahibi yok, projeyi bana Ada Müzik önerdi, herkezin eşit oranda katkısı var. Şarkılarımı farklı türlerde şarkı soyleyen insanlar söyledi. İnsanlara bambaşka bir müzik türünde alışık olmadıkları düzenlemelerle çıktı Bülent Ortaçgil şarkıları.İçinde 22 bestemin yer aldığı Şarkılar Bir oyundurda sanatçı arkadaşlarımız düzenleme ve yorumlama konusunda serbest bırakıldı.Bu albümde çeşitli müzikal zevklere sahip insanlar farklı türlerle karşılacaklardır .Hiç bir zaman bir araya gelemeyecek müzik türlerini söyleyen insanlar benim şarkılarımı söylemek için bir araya geldiler, bence bu olay bu projenin en önemli noktası.

Albümün hazırlık aşamasında birden çok sanatçı ile çalışmanın getirebileceği zorluklarla karşılaştınız mı ? , albümün müzikal konsepti nasıl oluştu ?

Albümün kayıtları bir yıl kadar sürdü , 22 ayrı yorumcu olduğu için bunun getirebileceği doğal sorunları yaşadık. Kimi sanatçının plak şirketi ile anlaşmasından doğan sorumlulukları , kimi sanatçının çalışma takviminin getirdiği yükümlülükleri vardı , bunlar doğal olan sorunlardı. .Albümün kayıtlarında müzik türlerinde eşit dağılımın olmasına gayret ettik. Yanı Rockçı sayısı ile Popçu sayısını ve diğer türlerdeki yorumcu sayısında bir denge tutturmaya çalıştık.Albümde aynı şarkıyı söylemek isteyenler oldu mesala Benimle Oynarmısına birden çok yorumcu talip oldu , biz başta bu şarkıyı ,bu projeye katılan tüm sanatçıların bır koro eşliğinde yorumlamasını istedik ama insanları bir araya toplayamadık.22 Yorumcuyu birden aynı anda bir stüdyoya sokmak zor bir işti, bizde bu albümde katkıda bulunan yorumcularımıza yaptıkları jestin dışında zorluk çıkarmak istemediğimiz için bu konu üzerinde fazla durmadık.Bu projenin içinde yer almasını istediğimiz üç beş arkadaş daha vardı onları katmaya çalıştık mesela Yavuz Bingöl Plak şirketinden izin alamadı,bu gibi doğal sorunların aşımı ile ortaya çıkan albümün müzikal konseptine bakarken şaşırdığımda oldu tabiiki, çünkü hiç alışık olmadığımız insanlardan tahmin etmediğimiz yorumlarla karşılaşmıştık.Sonuç olarak Bülent Ortaçgil şarkılarını farklı bir lezzet ve yorumla sunulduğu bir albüm yarattık.

1974 den günümüze kadar hala satan albümleriniz var bunu nasıl yorumluyorsunuz ?

İnsanlar Türkiye’de çabuk değişiyor, gündem çabuk değişiyor , müzik akımları değişiyor sonuç olarak
Türkiye’nin sistemide buna elverişli bir biçimde değişiyor.Tüketime dayalı bir sistem oluşuyor , üç günde bir yeni bir şarkı bekliyoruz, altı gün sonra yeni bir şöhret arıyoruz.Sistem buna öylesine çabuk orient ettiki insanlar çabuk şöhret sahibi oluyorlar, çabuk patlıyor her şey.Ama zamana karşı yarışta var ,insanlar daha az değişen, söylediklerinin arkasında kalan , müzikal konseptini tersine döndürmeyen insanlara saygı duyuyorlar, benim müziğim bu işte,İnsanlara birebir bağlı kalan bir müzik . Benimki insanların bağıra çağıra söyleyipte alkışlarla tempo tutturacağı müzik değil, aksine teke tek düşünüldüğü zaman bir takım incelikleri kavarayabiliyor insan benim müziğimde , işte böyle olduğu zaman müzik zamana kolayca yayılabiliyor.

Yeni yüzyıla girerken Bülent Ortaçgil müziğini kimler tüketiyor ?

Benim şarkılarım insanlara belirli dönemlerde bir şeyler ifade edebiliyor.Beni 20 yıl önce takip eden ilk kuşağım şimdi beni takip etmiyor çünkü o kuşak şimdi albüm almıyor,sadece adımı biliyorlar bu adam hala müzik yapıyormu filan diyorlar.Konserlerde karşıma çıkan yüzler hep genç yüzler.

Türkiye’de gelişim halinde olan müzik endüstrisini nasıl görüyor ve yorumluyorsunuz ?

Müzik pazarının gelişmesinin müzik endüstrisi için yararı var, özellikle benim gibi insanlar için dahada yararlı çünkü büyük paralar getiren prodüksıyonların yanında yeni ürünlerde basılabılıyor.Kimin ne zaman hangi şartlar altında satacağı belli değil , bu nedenle işin mantığıda bunu gerekitiryor.Adam yedinci albümünü yapıyor ama sekizincide bir yere gelebiliyor bunun için sektörde marjinal işleri canlı tutmak için sektöründe para kazanması gerekıyor.Bunun tüketici boyutuda var Türkiye’de hala kitlesel boyutta müzik tüketimi revaçta ama insanlarımız yavaş yavaş bu kitle müziklerine tepkilerini gösteriyorlar en azından ben kızımda görüyorum , bu pop müziği bitsin artık filan diyor , tabiiki bitmeyecek ama müzikte bölünmeler olacaktır , buda sektorün son varacağı noktalardan biri olacaktır.

Müziğin kalitesi yetmişlerden günümüze kadarki gelişim süreci içinde hangi yönde değişti sizce ?

Müziğe kalite açısından baktığımızda Türkiye’de artık teknik açıdan kaliteli müzik üretildiğini söyleyebilirim, artık dünya ile eşdeğer stüdyolar var bu konuda dünya seviyesinden pek farkımız yok gibi. Ama müziği yapan insanlar , besteciler , söz yazarları ve şarkıcılar açısından baktığımızda o kadar rahat konuşamıyorum.İnsanlar 70 lı yıllarda en azından bır toplumsal dönüşüm yaşıyorlardı şimdi ise sistem kendini insanlara kabul ettirdi ve buda tabii olarak müziğin kalitesine yansıdı.70’lerdeki halk hareketleri bireyin sisteme ve devlete karşı çıktığı ilk yılardı ,bunun kokusunu almış insanların yaptığı müzik ile günümüz sisteminin yaptığı müzik nitelik açısından bayağı farklı.Benim korkum sistemin müzik yapan insanları dahada içine alıp bu sistem içinden çıkacak olan özgür çıkışların asgari inmesi.
Bülent Ortaçgil
Müziğin gelişimi ile beraber özellikle doksanlarda bir Art marketing kavramı oluştu, Sizce müzik pazarlanmalımı , Türkiye bunun nerisinde ?

İlk once şunu söyleyeyim biz bu son albümümüze klip çekmeyeceğiz, çünkü eğer bu tarz bir pazarlama yaparsak hangi sanatçının yorumuna hangi sebepten ötürü klip çekeceğiz ?.Pazarlama kavramına gelince;
Çağımız insanının kafası karışık durumda benimde öyle , eski kavramlarla herşeyi izah ediyor olmamız mümkün değil, o nedenle kafamız karışık.Pazarlama iyi bir şey her yerde kullanılıyor ama Türkiye’de popüler müzik mantığında düşünürsek Unkapanı mantıklı kullanılan pazarlama teknikleri daha emekleme çağında.Amatör , ilkel ve örgütlü değil, müzik ülkemizde daha o kadar örgütlü pazarlanamıyor buda sektörde ki insanların çağdaş organizasyon eksikliğinden kaynaklanıyor. Unkapanındaki organizasyon çabası için bırak çağdaşlığı daha organizasyon çabası bile yok.Bunun için ben günümüz müziklerinin pazarlama tekniklerinden yararlandıklarına inanmıyorum.Bunu yapan insanlar bu kadar donanımlı değiller,Pazarlanmalımı ? İster kabul et ister etme bu bir dünya olgusu .

Benimle Oynarmısın adlı şarkınız Türk müziğinde oldukça önemli bir yere sahip bu şarkının Bülent Ortaçgil için anlamı ne ?

Benimle Oynarmısının her hangibir anısı yada birine yazılmışlığı yok, sadece albümü yaparken diğer şarkılardan sonra yazdığımı hatırlıyorum.
Bazı şarkılar vardır bir şeyi anlatmak için dört dereden su getirirsiniz , ufak şeyler anlatmak için çok söz söylersiniz.Bazı şarkılar ise bir tek cümlesi için kitaplar yazılacak kadar yoğundur , bu bir esinlenme meselesi tabiiki. Benimle Oynarmısın ikinci söylediğimin içine giriyor,yanı az lafla çok şey çağrıştırıyor , her hangi bir yere , zamana bağlı bir kurgusu yok o nedenle otuz yıl sonra bile dinleyen insanlar içinde kendileri ile bütünleştiren bir şeyler bulabılıyorlar.

Türk müzik tüketiminde T,V. nin dominantlığı hakkındaki görüşünüz nedir ?

İnsanlar dünyada mesela Avrupa’da daha köklü ve zengin geçmiş kültürel alışkanlıklara sahipler.Sinemaya, tiyatroya gidiyorlar , seyahat ediyorlar, konsere gidiyorlar , kitap okuyorlar.Bütün bunları yapabilecek ekonomileri var .Ama Türkiye’de öyle değil bunları yapamayan Türk insanı evinde günde 12 saat TV izlemek zorunda kalabiliyor,tv de seni günde 20 kere gösterirse bir anda star olabiliyorsun.T.V. özellikle Türk Pop müziğini çok iyi kullanıyor. Dünyası sadece TV den ibaret olan bir topluma işte dünya budur diye gösterirsen o senin adapte etmeye çalıştığın dünyayı kabul eder bu kadar basit.Tv. tahmin edileninden çok daha büyük bir etken ülkemizde.

Devletin Sanat ve Snatçıya verdiği önem sice kafimi ?

Ben kendi adıma devletin sanata karışmasını sadece kaynak bulma açısından yorumluyorum.Ama dünyada hiçbir kuruluş yokturki önce kaynak versin sonrada buyrun kardeşim istedğini yap desin.Devletin kaynak bulması yaratmasına bir şey demiyorum ama sonra sizden talep edeceği şeyler açısından değerlendirildiğinde develetin sanat içinde olmasının pek taraftarı değilim.Devlet Opera balesi süspanse ediliyor ama Türk Pop müziği tamamen ticereten kendini kurtarabilirken , para biriktirirken neden kaynağa ihtiyacı olsunki ?.Caz , opera balesi ve devlet senfoni destekleniyorsa o tarz yaklaşımlar güzel tabiiki ama ben yinede şeyden korkuyorum sonra fitil fitil getirirler adamın burnundan bilmem anlatabildimmi ?
Ama sonuç olarak devlet dünyada giderek küçülen bir organizasyon haline dönüşüyor , o küçülen yerde onu sanata bulaştırmayalım derim ben.

http://www.michaelshow.net/news.asp?haber_no=2 adresinden alıntıdır.

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop
Tagged:

Eylül akşamı için klip :)

July 10, 2007 · Leave a Comment

“eylül akşamı”na bir hevesle klip çekmeye giriştiğim,”ödev için sevdiğin şarkıyı harcama!”prensibini bir kez daha idrak etmemi sağlayan bu eylemin sonunda karşılaşırsak utançtan yüzüne bakamayacağım zat-ı muhterem.

ingenue (26.12.2004 03:43)

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil için güzel :) bir girdi. http://www.gezgin.com/defter/b%FClent%20orta%E7gil adresinden aldım.

Categories: Bülent Ortaçgil
Tagged:

Olmasın Varsın, Kardeş olduğunu sıla derdine düşünce anlarsın

June 22, 2007 · Leave a Comment

Olmasın Varsın

Bir soyun kanı olmasın varsın
Damarlarımızdan akan
İçimizde şu deli rüzgar bir havadan
Bir havadan bir havadan bir havadan

Bu yağmurla cömert, bu güneşle sıcak
Gönlümüzden bahar dolusu kopsun
İyilikler, hasretler kucak kucak
Bir havadan bir havadan bir havadan

Bu sudan, bu tattandır ikimizde de günah
Bütün içkiler gibi, zararı kadar leziz
Bir iklimin meyvasından koparılmış bir içkidir
Bütün bu kötülüklerimiz

Aramızda bir mavi sihir
Bir sıcak, sımsıcak bir deniz
Kıyısında birbirinden de güzel iki kardeş milletiz
Türkçenin ferah gönlünce küfretmiş, olmuşuz kanlı bıçaklı
Gene de sevdadır içimizde, bir havadan

Önce bir kahkaha çalınır kulağına
Sonra Rum şiveli Türkçeler
O, boğazdan bahseder; sen rakıyı hatırlarsın
Kardeş olduğunu sıla derdine düşünce anlarsın

Pencere Önü Çiçeği / 1986
Söz Müzik: Bülent Ecevit, Fikret Kızılok

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · sanat · şarkı sözleri
Tagged: ,

Bir Nihavend Yalnızlık

June 16, 2007 · Leave a Comment

Bir Nihavend Yalnızlık

Evveli günün ağırlığı
Gözkapaklarımda
Bugün daha başlamamış
Cep elimle dolu
Bir telaş var etrafımda
Gazeteler aynı, politika sayfası
İçtiğim sular, güzel kadınlar gibi
Rüzgar var mı, bulut yok
Ezan sesi, karnım acıkır
Manav radyosu haber okur
Akşam olunca kapım beni bekler
Yediğim bir tas, yatağım sabırsız
Bir o yana, bir bu yana
Eski sinemalar gibi
Küf tutmuş rüyalarım
Hep bir olay olur ortasında
Karga sesleri, takvim yaprakları
Uzun oluyor kış günleri
Ne de olsa kiraz vaktidir
Karpuz suya düşmeden
denize hiç girmem
Mehtap çıkmış, düşer yastığıma
Kanımca herşey boşuna

Fikret Kızılok / Bülent Ortaçgil

other side of turkey

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · sanat · şarkı sözleri
Tagged: ,

Beyazlara hep gri dedik, Darılmasın diye siyahlar

June 15, 2007 · Leave a Comment

Beyazın Şarkısı

Beyazlara hep gri dedik
Darılmasın diye siyahlar
Rüzgarın adını esinti koyduk ki korkmasınlar
Bir zamanlar çiçektiler
Sulanmadılar, soldular
Yumuşaktılar, taş oldular ki kırılmasılar

Prensesler ve prensler
Hiçbir zaman gelmediler
Birini beklemek en kolay iş ki incinmesinler
Bedenimiz bize yabancı
Yasaklarımız var susulan
Aşkımız basite indirgenmesin ki utanmasınlar

Kimi değiştirmeyi bilmezdi
Kimi zaten hiç istemezdi
Bırakın dünyayı yerinde kalsın ki ürkmesinler
Koca adamın kurdu kocamaz
Kocasa bile kendi anlamaz
Benim şarkılar biraz farklıdır
Kusura bakmasınlar

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · şarkı sözleri
Tagged:

Arada Sırada Düşünür

June 14, 2007 · Leave a Comment

Arada Sırada Düşünür

Dünyayı sığdırmış evine
Beşe dört metre
Yüz metre küp hava memnun

Dünyası cebindeki kadar
Bir kaç binlik
Bir kaç anahtar emin

Arada sırada ne yapmalı
Kime gitmeli, kimden sormalı diye
Düşünür

Dünyası gezdiği yollar
Evden işe işden eve kısa

Kokladıklarıdır dünyası
Limon kolonyası, levanta…
Hepsi uçucu

Arada sırada ne yapmalı
Kime gitmeli, kimden sormalı diye
Düşünür

Dünyadan okuduğu şeyler
Tv haberleri, gazeteler kupon kupon

Dünyası aldıklarının küçük bir listesi
Üç, beş, altı ucuz

Arada sırada ne yapmalı
Kime gitmeli, kimden sormalı diye
Düşünür

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil hakkındaki girdilerim

Bülent Ortaçgil resimleri

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · sanat · şarkı sözleri
Tagged:

Günaydın hepimize …

June 10, 2007 · Leave a Comment

Günaydın

Günaydın size
Günaydın bize
Hepimize günaydın
Günaydın hepimize

Bugün yeni birgün
Sevimli birgün
Yeni bir gün bugün
Hepimize günaydın

Benimle Oynar Mısın / 1974


Söz Müzik: Bülent Ortaçgil

bulent8.jpgbulent5.jpgbulent6.jpg

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · sanat · şarkı sözleri
Tagged:

Siz kardeşler hangi kedileri seversiniz?

June 2, 2007 · Leave a Comment

Kediler

Evvel zaman içinde, kambur zaman içinde
Çok uzak değil, yakın bir ülkede
Sevimli, uslu, küçücük gözlü
Küçük kediler yaşarmış

Yemekleri ortak, yatakları birmiş
Sevinçleri hepsininmiş
Duman rengi, açık kahverengi
Küçük kediler yaşarmış

Yakın ülkenin yanında
Dönemeci dönerken
Rüzgarların sağında
Ormanların solunda
Sesli, hırslı, kocaman, gözlü
Büyük kediler yaşarmış

Sabahları okumakla
Akşamları düşünmekle
Gündüzleri konuşmakla
Geceleri çalışmakla
Yorgun gözleri, şişmiş elleri
Büyük kediler yaşarmış

Siz kardeşler hangi kedileri seversiniz?
Hangi kediler gibi yaşamak istersiniz?
Sevimli, uslu, sesli, hırslı?
Hangi kedilerdensiniz?

Benimle Oynar Mısın / 1974
Söz Müzik: Bülent Ortaçgil

bulent9.jpg

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · sanat · şarkı sözleri
Tagged:

Herşey Sevgiyle Başlar

June 1, 2007 · Leave a Comment

Herşey Sevgiyle Başlar

Üstüme gece çökmüş
Ama içim ışıl ışıl
Beklerim ta sabaha kadar
Beklerim de
Geceyi değiştiremem
Gecenin gücü beni aşar
Herşey anını bekler

Hadi gel senin zamanın artık
Yürüsene benim ile
Hadi gel senin zamanın artık
Senin zamanın artık

Sessizlikte insan
Belki aradığını duyar
Ama her kulak işitmez
Bir kişi bulur
İkincisi tohum eker
Sonra yeşillenir çiçekler
Herşey zaman ister

Hadi gel senin zamanın artık
Yürüsene benim ile
Hadi gel senin zamanın artık
Senin zamanın artık

Yanımda dur
Usulca koluma dokun
Al ellerim senin olsun
Yüzüme bak
Sana anlatacak
Çekinme güven bana
Herşey sevgiyle, herşey sevgiyle başlar

Hadi gel senin zamanın artık
Yürüsene benim ile
Hadi gel senin zamanın artık
Senin zamanın artık

Benimle Oynar Mısın / 1974
bulent21.jpg

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · sanat · şarkı sözleri
Tagged:

Turkish Progressive Music presents : Bülent Ortaçgil

April 30, 2007 · 4 Comments

Moğollar,

Barış Manço,

Cem Karaca,

Bülent Ortaçgil ve diğerleri

bunların hepsi ve daha fazlasını anlatan bir site

barış mançocem karaca

http://psychevanhetfolk.homestead.com/TurkishProgressive.html

basit, içeriği dolu ve ingilizce. Ben sitedeki yazılar sayesinde pek çok hikayeyi çevirmekten kurtuldum. Buradan alıntıları verdim.

site ile ilgili açıklama aşağıda

These pages became a kind of Encyclopedia of Turkish Progressive / psychedelic Music. Thanks to the help of several people through the net these pages became and become more and more interesting. Therefore I would like to thank Erkan Demirel (webmaster of several interesting websites), Gökhan Aya, Ozan Durmus (for his contribution of information, music, photographs & some graphic art), Murat Ses (keyboardplayer, composer from Mogollar), Cem Leftalicioglu (collector of Turkish music), Savas Manço (brother of Baris Manco), Winfried Schlögel (publisher of several Turkish Prog reissues), Sarp Keskiner (for being the in between contact with Ada Music and for the books of Cem and Erkin by Gökhan, for some information), Hakan Tuna (for his remarks), Peter Holt for editing/ keeping updated the Cem Karaca pages, Marthy J. Coumans for cooperation in the radioshows & some help with the article, information and some scans, Ender Ayanoglu, Aykut Celik for his proposition for promised editing, updating, information in near future, Oguz Hasdogru for the Ersen scans and for collecting important music material, Omur Solendil (Izmir Koleji) and friend Dr.Mehmet Ilker Gelisen for updates, and the Dönüsüm recordings, Üner Altay (DDR) for some contacts to a few new groups.
I hope these pages will give more and more a good overview of the unique blend Turkish progressive music brings to us. I’m very thankful to anyone who can help me building these pages out even more. Most of the music in these pages were or are being played in my radioshow. First big overview was done mostly between September and Oktober 2001. New radioprograms follow from time to time. A first resume of the information on the Web Pages was published in an article in the n°22 edition of the Finnish progressive music magazine Colossus, in Finnish, a second overreview was published in 2 parts in Dutch in the Belgian new music magazine Ruis.

Turkish progressive/psychedelic music mostly blends perfectly traditional (folk) tunes with Western rock instruments. Turkey often worked as a bridge (with Greece as extra doorstep) between the European and Middle Eastern source and influences.
Unique in this blend is a great feeling for rhythm, a rhythm which has for sure also often influences on a kind of playing in the electric bas-line in a way I heard this only with Turkish groups. For me the bass line of Mogollar on Anadolu Pop made me hooked with interest for Turkish music. Collecting Turkish music is not always an easy task. There exist many compilations (many of them are not even official) of mostly singles with very nice songs to Western progressive music standarts. Some of these are combined with more kitchy & less interesting tunes for our common taste. Until recently (2005) it was more or less hard to find reissues of the most interesting items. Perhaps partly thanks to a contribuition of these pages it will change.

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Cem Karaca · Internet · Moğollar · Müzik · Türkiye · Türkçe pop · _Özgür Mutfak · sanat
Tagged: , , , ,

Biz şarkılarımızı pazarlamayız …

April 20, 2007 · 1 Comment

Bülent Ortaçgil ‘den canlı dinlemeye fırsat bulabildiğim şarkılardan ilki sanırım “Deniz kokusu” idi. Bu şarkıya Çekirdek dinletileri dışında sadece sınırlı basılan kasetlerden ulaşabiliyorduk.

Bülent Ortaçgil

O zamanların anısıFikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil’in dinleti kaydı olan “Biz şarkılarımızı … ” isimli albüm idi. Küçük bir stüdyoda, aile katkılarıyla hazırlanmış, kaliteli, sıcak …..

Birisi deniz insanı, diğeri kara insanı

birisi nokta koyuyor şarkılarında

diğeri noktalı virgül kalıyor ..

Sonra yıllar geçti, Bülent Ortaçgil yeni albümlerde eski şarkılarından bazılarını söyledi.

O kaseti hala saklıyorum. Geçen gün Serkan Kanlıcalıoğlu ‘nun bloğunda gördüm. MP3 olarak indirebilirsiniz. Ortaçgil ile konuşmalarımda o albümü yenilemeyi düşünmediğini söylemişti. Emeğe saygısızlık olmayacağını düşünerek indirmenizi ve dinlemenizi öneriyorum.

bloğun adresi http://serhank82.spaces.live.com/

biz şarkılarımızı pazarlamayız deterjan gibi

bizim şarkılarımız rüzgarlara söylenir usulca

belki bir gün bilmeden buluşuruz

gerçeğin kuytusunda

güzelin tohumunda

ya da sivrisinek sazında

Fikret Kızılok’ u sevgiyle anıyorum.

cekirdek1.jpg

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · _Özgür Mutfak
Tagged: , , ,

Ayrı düşmüsüz yanyana

April 17, 2007 · Leave a Comment

Ortaçgil, Türk pop müziğinin yarım yüzyıla yaklaşan tarihi içinde özel bir yere sahiptir. 1974 yılında yayımlanan ilk albümü ‘Benimle Oynar mısın’, pop geleneğinin temel albümlerinden biri oldu. Hatta en önemlisi de denilebilir. Bülent Ortaçgil ‘i anlatan eşsiz bir kitap.

Bülent Ortaçgil

Ortaçgil, Türk pop müziğinin yarım yüzyıla yaklaşan tarihi içinde özel bir yere sahiptir. 1974 yılında yayımlanan ilk albümü ‘Benimle Oynar mısın’, pop geleneğinin temel albümlerinden biri oldu. Hatta en önemlisi de denilebilir.
O güne kadarki Türk pop serüveninin iki temel çizgisi olan Aranjman ve Anadolu Pop türlerine eklemlenemeyen belkide ilk albüm.

Kahyaoğlu, bu tezden hareketle, Ortaçgil’in bugüne kadar süren müzik yolculuğunu ayrıntılarıyla incelerken, aynı zamanda Türkiye’deki popüler ve pop müzik tarihinin de genel hatlarıyla panoramasını çiziyor. Ama, Ortaçgil’in özel hayatı ve müzik uğraşlarını merak edenler bu çalışmada sayısız ayrıntıyla karşılaşacaklar…

Türkiye’de pop ve popüler müziğe dair örneğine az rastlanan çalışmalardan biri olan bu kitap bir biyografi kitabı değil, yarım yüzyıllık bir serüvenin tarihi olarak tanımlanabilir.

Yazar : Orhan Kahyaoğlu

Yayınevi : Chivi yayınları

sipariş için

http://dukkan.dharma.com.tr/V1/Pg/BookDetail/Number/1969

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Kitap · Müzik · Türkçe pop
Tagged: , ,

Onu bambaşka bir hâle büründürmek yanlış.

April 14, 2007 · 1 Comment

Müslüm Gürses’e verdiği ‘Sensiz Olmaz’ın yorumunu beğenen Bülent Ortaçgil, bir yerde duruyor: “Onu bambaşka bir hâle büründürmek yanlış.”

Bülent Ortaçgil

Müslüm Gürses’e verdiği ‘Sensiz Olmaz’ın yorumunu beğenen Bülent Ortaçgil, bir yerde duruyor: “Onu bambaşka bir hâle büründürmek yanlış.”

Aksiyon- Aradan geçen 36 yılda, çok sık albüm yapmadığı için her albümü merakla beklenen; ama hiçbir zaman kitlesel bir sanatçı olmayan Bülent Ortaçgil’i anlatmak değil anlamaya çalışmak doğru olan galiba. O tanımlamaları sevmiyor, durduğu yerden hayatı anlatıyor. Göremediklerimizi gösterdiği için seviyoruz belki Ortaçgil’i; belki de bir türlü dillendiremediğimiz ‘kentli hüznümüzün’ en iyi anlatıcısı olduğu için. Kelime oyuncusu, kaliteli iş yapma peşindekilerin referans noktası, iyi bir dinleyici olmanın ayracı…

Sonu gelmeyesi övgü cümlelerinin öznesi Bülent Ortaçgil’le yağmurlu bir İstanbul akşamında konuştuk. Dilimizde ‘Bugün yağmur bir kadın saçıdır / Yeryüzüne dökülen / Upuzun, ince ince, karanlık kokulu” mısrasıyla çıkaraktan karşısına…

-Dinleyicisine göre, her şarkısı ‘bir fotoğrafın konusu’ olabilecek bir sanatçı, Bülent Ortaçgil. Oyuna meraklı kelimeler, bu fotoğrafa nasıl bir renk katıyor?

Şarkılarımı ben de resme benzetiyorum. Yani bir filme değil de, bir karesine benzetiyorum. Bir durumu tespit etmek ya da insanlara iletmek söz konusu olunca, mesaja gerek kalmıyor. Enstantanelere gerek var. O nedenle fotoğrafa benzediği doğru. Ama o fotoğrafta bir renk tercihim yok. Tek renkli değilim.

KENT OZANLIĞI BENİM İÇİN ANLAMSIZ

-Ortaçgil şarkıları, zamanı düşürürken, insanı içine çeken bir mekânı var ediyor. ‘Çığlık Çığlığa’, ‘Eylül Akşamı’, ‘Yağmur’ akla ilk gelenler…

Doğrusunu istersen beni ilk heyecanlandıran, şarkı yazmaya iten neden, mekân değil sadece. Bir olay, bir durum… Ama otuz yıl öncekiyle, yakın zamanda yazdığım şarkılar arasında bir organik bağ var. İnsanların dinledikleri zaman “A, bu Bülent Ortaçgil şarkısıymış” diyecekleri bir biçimselliğe sahip.

-Müziğinizdeki mekânsallığı yalnızca ‘kent’ olarak işaretlemek doğru olur mu?

‘Kent ozanı’ tabiri benim için bir şey ifade etmiyor. Bu müziği oluşturan ana öğeler, yerel ve folklorik öğeler değil. Dolayısıyla burada toprakla bağı ancak kentle izah edebiliyorsunuz. Kentlerin fazla yerellikleri, milliyetleri yoktur. Bu, Türkiye’de her kent için söylenmese de, giderek birbirlerine benziyorlar. Gerektirici zorunluluklarla başkalaşmaya başlıyorlar. Müziğim biraz da böyle. Kent etrafındakilerin daha fazla ilgi göstereceği şarkılar.

- Tamam; kentler homojen, ‘tek tip’ birey algısı sunuyor. İyi ama Ortaçgil müziği, kentte farklı olmayı algılayan, sınırları zorlayan bir müzik de değil mi?

Söylediğin doğru. Ortak birtakım şeyleri söylemeye çalışıyoruz. Ama herkes aynı şeyi anlatmıyor. Bazı insanlar benim yazdığım şeye bir anlam yüklüyorlar. Belki de onların anlatamadığı şeyleri anlatıyorum ben. Bu, insanların kendi birikimleriyle orantılı. Benim şarkılarımı dinleyenler için edebiyattan zevk alan, sanatı biraz takip eden, hem Doğu hem Batı müziğiyle ilgili, okuyan insanlardır diyebilirim.

-Şarkılarınızı yeniden dinleyen insanlardan ilk anda ‘Dinlendirici, rahatlatıcı bir müzik’ yorumu duyuluyor. Oysaki ciddi bir ironi var şarkılarınızda.

Dinlendirici dediğinizde aklıma küçükken, babamın Amerika’dan getirttiği ‘music for relaxation’ albümleri geliyor. O tarz müzikler, konuşurken dinlenilmesinde mahzur olmayan şeylerdir. Sizi dinlemeye çağırmaz. Sesimden, bağırmamamdan, şarkılarımın çok keskin köşeler barındırmamasından ötürü müziğimin bu sınıfa sokulması beni sinirlendiriyor tabii.

-Sizin müziğinizin çağıran noktası nedir?

Benim çıkardığım şeyler, izole, insanlardan yukarıda, kopuk şeyler değil. Herkesin arasında, herkesle beraber yaşarken, onlardan bağımsız olmayan şarkılar.

MUTLULUĞUN ŞARKISINI YAZAMAM

-Müziğinizdeki ‘kent’ algılamasında, ‘Belki benim kâğıt param döne dolaşa senin cebine girmiştir’ ifadesindeki gibi ‘kentsel bir acı’nın dile gelişi etkili olabilir mi?

(Gülüyor). Bu söylediğiniz şeylerin hepsi doğru. Ama ‘Bu, budur; nokta’ diyeceğiniz şeyler değil.

-Hayatı bu kadar flu algılamak, oyunu çağrıştıran yönüyle keyifli olsa gerek?

Hiç de keyifli bir şey olmadığını sana itiraf edeyim. Bir şeye inanmak, her ne olursa olsun, onun peşinden gitmek, dünyanın en rahatlatan şeyi.

-Sizi rahatlatan inançlarınız neler?

Hayır, bir şeye inanmamak da bir inancı taşıyor. Arkasına yaslanacağınız şeyler belirsizlik üzerine kuruluysa, son derece rahatsız bir konumdasınız demektir.

-Huzurlu olmak sizin için önemli midir?

Huzur! Her zaman insana sanat yaptırmayabilir tabii ki. Yani çok huzurlu olduğum zamanlarda şarkı yazdığımı pek hatırlamıyorum. Şarkı yazmak için mutlaka başka bir olayın içinde olman lazım. Yani dünyayı değiştirmeyi istemen lazım. Tatmin olmaman lâzım, bir olaydan. Ben mutluluğun şarkısını yazdığımı hatırlamıyorum.

MÜZİK YAPMAM DİYE BOZBURUN’A GİTTİM

-Bozburun’da yaşamanın buna dokunan bir yanı var mı?

İstanbul’da yaşamakla, (Marmaris) Bozburun’da yaşamak çok farklı. Orası daha huzurlu bir yer benim için. Seni tanıyan insanlar yok. Sabah işe gitmiyorsun. Araba yok, trafik yok. Ama köy yerinde yaşamanın kendine özgü sorunları var. Elektriklerin bozulmuş. Bozburun’da bir tane elektrikçi var. O elektrikçi sana mı gelir, Ahmet’e mi gider, o gün boş mudur, çalışır mı? Köyde yaşamak biraz elektrikçi olmayı da gerektiriyor. Su çıkarmak için motordan anlaman, komşunla tarla sınırında nasıl konuşacağını bilmen gerekiyor.

-Bozburun’u keşfetme, oraya yerleşme fikri nasıl gelişti?

Tatil için arkadaşlarımızın yanına gitmiştik. Orada çok beğendim Bozburun’u. Bazı güzellikler vardır, insanı pıt diye çarpar. Bazı güzellikler de pıt diye çarpmaz; ama orada kaldığınız sürece sizi etkiler. Bozburun öyle bir güzelliktir. Her taraf kayadır. Ama üç gün yaşadığım zaman oranın da kendi hayatı, çekiciliği olduğunu anlıyorsun. Orada yaşamın daha huzurlu olacağını düşündüm o zamanlar.

-Ne zamandı bu karşılaşma?

1988 filan. Eşimden ayrıldığım ve yeni eşimle bir şeyler yapmayı düşündüğüm zamandı. Dolayısıyla çok özel gerekçeleri de vardı.

‘BENİMLE OYNAR MISIN’DAN TEK KAZANCIM BİR DUAL PİKAPTI

-İstanbul-Bozburun arasında yaşamak sizi zorluyor mu?

80’li yılların sonunda benim müzikal hayatım öyle çok hareketli değildi. Oraya taşınırken, tekrar konser vereceğim, albüm yapacağım diye düşünmedim. Orada oturacağım, gerektiğinde İstanbul’a geleceğim sanıyordum. Öyle olmayınca, köyde yaşamak için başka şeyler de yaptık. Mesela eşimin orada yaz aylarında çalıştırdığı bir dükkânı var. Kışın İstanbul’a gelinir, ben müzikle uğraşırım; yazın da o, işiyle uğraşır, ortak bir bütçeyle hayatımızı sürdürebiliriz diye düşündük. O hayatı zamanla kurduk. Şimdi sekiz ay Bozburun’da, dört ay İstanbul’da yaşıyoruz.

-Sıradan gibi görünen şeyleri anlatmanın, sıradan olmamanın ilk adımı olduğunu anlatır gibisiniz. Hem de kelimelerle oynayarak…

Çocukluğumdan beri okuyan, edebiyata düşkün bir adamım. Türkçeyi iki yüz kelimeyle konuşmuyorum. Dil benim enstrümanlarımdan biri. İnsan çok değişik şeyler okuyup, bir de anlatacağı şeyler olunca, çalakalem şarkı yazan insandan farklı oluyor.

-Kaliteli bir şeyler yapma peşinde olan şarkıcıların, etkilendikleri isimler anlamında ilk size referansta bulunmalarını nelere bağlıyorsunuz?

70’li yıllarda şarkı söyleyerek böyle bir hayat kuracağımı zannetmiyordum. Sonuçta ticari bir faaliyetin içindesin. Böyle bir faaliyette kendi şarkılarını yapıp da müzikal bir hayat kurmuş Türkiye’de az adam var. O nedenle insanlar ister istemez beni dinliyorlar. Gerçekten gitar çalan, söz yazarı olmak isteyenler bir şekilde bana toslar. Şarkılarımı yayımlamasaydım ruh hastası olurdum; ama bunlar yayımlandı ve insanlar tarafından hâlâ taze bulunuyor. Kitlesel olmayan bir şarkıcı için böyle bir durum başarı sayılır.

LİSEDEYKEN MAZHAR ALANSON’LAYARIŞIRDIK

-1974’te ‘Benimle Oynar mısın’ı yayımladıktan sonra, müzikten para kazanamam deyip, mühendisliğe dönüyorsunuz. Asıl şaşırtıcı olan, mühendislikte zirveye gelmek üzereyken, tamamen müziğe kaymanız.

‘Benimle Oynar mısın’ plağının tirajı iki bindi. Buradan kazandığım parayla kendime ancak dual bir pikap almıştım. O albümün hiçbir konseri olmamıştır. Türkiye’de müzik o zaman tamamen bir eğlence olarak düşünülüyordu. İnsanları eğlendirebilirsen bu işten sıyırabiliyordun. Böyle bir durumda müzikten para kazanamazdım. Mühendisliğe dönerken samimi olmaya çalıştım. Bu iki işi paralel olarak sürdüremeyeceğimi düşündüm. Söylediğim sözlerde samimiysem, bu şarkıların arkasında durabiliyorsam, daha bir sürü şarkı yazabileceğimi hissettim. Ya kötü bir mühendis, iyi bir şarkıcı olacaktım. Ya da iyi bir mühendis, kötü bir şarkıcı olacaktım. Bunu kaldıramazdım. Koşullar da değişmiş, Fikret Kızılok’la Çekirdek Sanatevi’ni yürütmeye başlamıştık.

-Fikret Kızılok’la müzikal beraberliğiniz ne kadar sürdü?

84’ten 90’a kadar. Fikret de diş hekimiydi. O da işini bıraktı. Çekirdek Sanatevi’ni kurduktan sonra bir iki albüm yaptık beraber. Başkalarına da albüm yapmaya başladık. Mesela Sibel Sezal’ın ilk albümünü biz yaptık, o zaman. Türkiye’de telif haklarıyla ilgili yasalar çıkmaya başladı ve Çekirdek Sanatevi’ni sürdürmemiz zorlaştı. Bir dinleti yapılır, yirmi kişi seyreder, ertesi hafta da o dinletinin kasetini çıkarılırdı. İki kişi bunun üstesinden gelemezdik. Ticaret adamı olmak da istemiyorduk. Böylece Çekirdek’in sonu geldi. Fikret’le aramdaki kişisel farklılıkların zaman içinde su üstüne çıkması da etkili oldu tabii.

-Bu farklılıkları sonradan mı fark ettiniz, yoksa zaman içinde mi bir ayrışma yaşadınız? İki kişinin şarkı yapması son derece zor. O şarkı, iki kişinin keyfinin uzlaşmasıyla ortaya çıkıyor. Bunu yapabildik; ama sonra hem müzikal espriler hem de kişilikler açısından uyuşmazlıklar gördük. Bu nedenle ortak şarkı yazamaz olduk.

-Mazhar Alanson, kendisini bir müzisyen değil, söz yazarı gördüğünü söylemişti. Ne ilginçtir, aynı mütevazılığı siz de gösteriyorsunuz.

Ben kendimi iyi bir müzisyen olarak görmeye başladım (Gülüyor). Mazhar, liseden tanıdığım, son derece yetenekli bulduğum, o zamanlar hafiften kendi aramızda yarıştığımız bir arkadaşım. Benim gösteremediğim cesareti o gösterdi. Gitti, tiyatro okudu. Sanatın içinde kaldı. Son derece güzel şarkıları olan, benim dinlemekten keyif aldığım insanlardan biri, Mazhar. Her zaman ortak bir şey yapmak isterim. Onun sözlerinin çok ilginç, estetik ve ileri seviyede olduğunu düşünüyorum.

-Bir süre Alanson ya da Ortaçgil şarkıları hiç dinlemeyin. Yeniden dinlemeye başlayınca anlıyorsunuz ki, hüznün verdiği o kekremsi tadı özlüyorsunuz. Sizler hüznün lobiciliği yapıyorsunuz…

Mazhar’la beni oluşturan müzikal altyapı aynı döneme denk geliyor. Beslendiğimiz şeyler aynıdır. Liseden sonra Mazhar’ı fazla göremedim. O dönemden sonraki gelişimini bilemiyorum. Ama mesela ben, ondan sonra daha fazla klasik müzik dinledim, daha müzikle uğraştım. Hüzün tarafına gelince… Mazhar’ın hüzün tarafı vardır tabii ki. Ama onda eğlenceli şeyler de vardır.

-Arkanızdan gelen çok önemli bir isim var: Feridun Düzağaç…

Feridun, arkadaşım. Onu seviyorum; ama külliyatını takip etmiyorum. Öyle bir yaştayım ki kimsenin hayranı olacak durumda değilim. Şarkı yazarlığı geleneğinin biteceğini sanmam. Çünkü bu, yaşamın gereği. Bana sorarsan Teoman da öyledir. Çok başarılı şarkı sözleri yazıyor. Şebnem Ferah da böyle birisi. Kendi durduğu yerden söylüyor şarkılarını. Bu insanların formatlarını silin, hepsinin eline bir gitar verin, çal bakalım deyin, birbirine benzeyecektir. İşin çıkış noktası orasıdır zaten.

ELİME KALEM, KAĞIT GELMİYOR

-Son yıllarda yorumcu kimliğinizin yanına, Zuhal Olcay’ın ‘Başucu Şarkıları’ albümleriyle, müzik direktörlüğünü de koydunuz. İşin mutfağına girme düşüncesi nasıl oluştu?

Yıllar geçtikçe, insan müziğin her tarafına bulaşıyor. İlk yıllarda müzisyen olarak cahil biriydim. Giderek müziğin kendi dilini öğrendim. Beraber çaldığım müzisyenler kalburüstü isimlerdi. Onlardan bir sürü şey öğrendim. Ama şarkıda sözel unsurun önemini ve ciddiyetini hiçbir zaman yok etmedim. O nedenle bu tarz projelerde yapımcı olarak değil de, müzikal ve sözel beğenisiyle Başucu Şarkıları projesinde yer aldım. Tek seçici gibiydim. Bundan zevk aldım açıkçası.

-Zuhal Olcay’ın, şarkılarınıza hâkimiyetini nasıl buluyorsunuz?

Zuhal Olcay, tiyatroda, sinemada, müzikte yeteneği olan birisi. Şarkıcılığı da çok başarılı. Tiyatro alışkanlığından gelen de müthiş bir kabiliyeti var. Şarkılardaki teatral yanı ortaya çıkarabiliyor.

-1970’te ‘Anlamsız’ 45’liğini çıkardığınızda ‘protest müziğin öncüsü’ olarak lanse ediliyorsunuz. 4 yıl sonra, ‘Benimle Oynar mısın’la bambaşka bir kimlik giyiniyor şarkılarınız. Yola sahiden de protest müzikle mi çıktınız?

O zamanlar yaptığımız şeyin Batı’daki karşılığı Bob Dylan, Donnovan gibi insanlara denk düşüyordu. Onlar kendi ülkelerinde protest tavırla biliniyorlardı. Dolayısıyla beni de onlarla eşanlamlı gördüler. Alışılagelmemiş sözler içeriyor muydu, şarkılarım? Evet, içeriyordu. Muhalif bir tarafı var mıydı? Direkt güncel bir politikayla ilgili hiçbir muhalif tarafı yoktu. Politikaya nasıl baktığınıza bağlı. Bütün hayat politikaysa, o da doğru.

-Politik olamayanlardan mı, olmayanlardan mısınız?

Güncel politik olmak istemeyenlerdenim. Çünkü güncel politikanın değişken ve ucuz olduğuna inanıyorum, Türkiye’de. Bu ülkede ne olup bittiğinden çok uzak biri değilim tabii ki; ama gördüklerimden hoşlanmadığımı itiraf edeyim.

-Nisan 2004’te Birgün gazetesindeki köşe yazınız…

(Kesiyor) Tek köşe yazım daha doğrusu.

-Neden tek?

Yazmak isterdim tabii. Birgün gazetesiyle çelişkimden dolayı değil. Kendimi hep yazmaya ramak kalmış biri gibi hissediyorum. Bir şarkı yazmaya niyetlenirsiniz; ama bir türlü kâğıdı, kalemi elinize almazsınız. Korkarsınız. Ben biraz o durumdayım. Kalem ve kâğıdı alsam, yazacağımı biliyorum; ama kaçıyorum işte.

-‘O an’ı bekliyorsunuz…

Evet. Belki de. Şu anda vazgeçilmez bir şey değil benim için. Bana deseler ki ‘Kardeşim bundan sonra şarkı yazamayacaksın sen. Bitti bu iş.’ O zaman yazmaya başlayabilirim.

-Son albümünüz Gece Yalanları’nı bir ‘yalan’ konsepti içinde hazırlamıştınız. Oysa biz ‘oyuna devam’ diye düşünüyorduk.

Yalanı orada tamamen bir oyun olarak düşünmeliyiz. Yoksa oradaki yalanlar ciddiye alınmış yalanlar değil. Oyundur hepsi. Ve aslına bakarsan o şarkıların konusal bütünlüğü açısından daha fazla yalan şarkısı yazmak isterdim.

MÜSLÜM GÜRSES İYİ SÖYLEMİŞ AMA…

-Light ve Eski Defterler albümlerinde caz tınıları çok belirginken, Gece Yalanları’nda yaylıların öne çıktığı daha füzyon bir yapı vardı.

Müzisyenlerin deney yapmasını talep edenlerdenim. Türkiye’deki müzik dinleyicisi son derece tutucu. Diyorlar ki, Bülent Ortaçgil’in albümleri hep ‘Benimle Oynar mısın’ formatında olsa… Ama müzisyen öyle biri değil. Deney yapacak, sazlarla oynayacak, bir şeyler değiştirecek. Gece Yalanları, müzikal açıdan çok doygun bir albüm aslında. Ama kitlesel açıdan benim en başarısız albümüm de odur.

-İleriye dönük projelerinizde de bunu dikkate alacak mısınız?

Hayır. “Kardeşim senin şarkıların beş para etmiyor artık” lafını duysam çok etkilenirim; ama “beni az insan dinliyor, çok insan dinlemiyor”un telaşını hayatım boyunca duymadım.

-‘Sensiz Olmaz’, sizi takip edenler için çok özel bir şarkıydı. Müslüm Gürses’in yorumunu nasıl buldunuz?

Gayet başarılıydı. O şarkının her sözcüğü Müslüm Gürses’in ağzına yakışıyor mu? Yakışmıyor, doğrusunu istersen. Ama Müslüm Gürses, son derece iyi bir şarkıcı. Şarkımı da söylenebilecek kadar güzel söylemiş. Ama ‘Anlamak çözmeye yetmez’ dediği zaman, Müslüm Gürses’in hayatıyla, gözleriyle görmeye çalıştığınızda orada şüphe duyabilirsiniz.

-Gürses’in ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ albümünü dinlediniz mi?

Hayır, dinlemedim. Ama nasıl yapıldığını biraz biliyorum. Müslüm Gürses’i entelektüelleştirme hareketi, doğru bir şey değil. Bu tür projelere katılması, müzikal yolculuğunda bir renk olması kaydıyla güzel. Ama dönüştürülüyor olması doğru değil. Müslüm Gürses’in geçmişi, söylediği şarkılar ve içerikleri çok farklı şeyler.

KİBİRLİ DEĞİL, SOĞUĞUM

-Albümleri bu kadar az satıp da Türkiye’nin en tanınınan ve sevilen sanatçılarından biri olmak nasıl bir şey?

(Gülüyor) Türkiye’nin garipliğini ifade eden bir şey işte! Türkiye çok hoş bir ülke aslında. İnsanlar çok değişiyor. Çok dinamik bir ülke. Bu arada benim gibi hâlâ otuz yılın hesabını vermeye çalışan insanların böyle daha az yerini oynatıyor olması, bazı insanları hoşnut etmese de, çoğu insanın takdirini alıyor.

-Kibirli misiniz?

Kibirli değilim, hayır. Soğuk bir adamım. İnsanlarla aramda mesafe olmasından hoşlanırım. Hiç kavga etmem. Kimseye darılmam. Ama birine darılırsam da, kolay kolay barışmam. İçe dönük bir adamım. Kalabalıktan, ortalıkta çok görünmekten, çok fazla şöhret olmaktan, takip edilmekten, hayatımın deşifre edilmesinden hoşlanmıyorum. O nedenle beni hep gardını almış, kaçarken görebilirsiniz. Anahtar sözcük şu aslında: Ben kendimden sıkılmam. Beni hapse koy, beş yıl sonra al, yine sağlam olarak çıkarım. Kendimi oyalarım.

02 Ocak 2007 Salı


http://www.haberte.com/interview_detail.php?id=42 adresinden alıntıdır.

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Kişiler · Müzik · Türkiye · Türkçe pop · sanat
Tagged:

The other side of Turkey

April 4, 2007 · 7 Comments

The Other Side Of Turkey

Contemporary music, Folk ?-Rock ?- Jazz ? …. or just good music

Yıllar önce Bakırköy Piccatura ‘dan aldığım ilginç bir albüm idi. 40 sayfaya varan içeriği ingilizce-almanca hazırlanmış.

other side of turkey

(more…)

Categories: Ayşe Tütüncü · Bülent Ortaçgil · Bülent Somay · Kişiler · Mozaik · Mozaik Albümler · Müzik · Saruhan Erim · Sumru Ağıryürüyen · Timuçin Gürer · Türkiye · Türkçe pop · _Özgür Mutfak · sanat · şarkı sözleri
Tagged: , , ,

Bülent Ortaçgil röportajı (Martı Yuvası)

March 7, 2007 · 1 Comment

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop