Category Archives: Bilim ve Teknoloji

Boş duranı sevmem. Haydi gel lastik sayalım …

Blog açmak kolay olunca, bazı bloglar bir heves ile açılıyor.  Sonra bırakılıyor.  Karpuz değilki, yatarak büyüsün …

Araştırma şirketinde, yazılım projeleri nasıl olur ?

yanıtım kolay değil. Kolay olmadığı için blogu açmayı önerdim.

Araba lastiklerini biliyorsunuz.  Peki düşündünüzmü lastik nasıl sayılır. O kadar basit değil.  Kamyon, otomobil, minibüs trafikde olan araçların lastiklerini saymanız gerekiyor.

Araba kullanırım. Lastik değiştiremem.  Dünyadaki lastik literatürünü okumam gerekti. Artık lastik görünce midem bulanıyor. Lastik değiştirmeyi öğrenmeyeceğim. Bu kesindir :)

Pazar araştırma dünyasındaki çözümlere ilişkin, bir blog idi. yazıyı buraya taşıdım. Belki buradan devam ederim.

İnternet duaları …

İnternet dualarına inanmayın

Sizin de mailinize her gün şunun için dua, bunun için dua türünden mailler ulaşıyorsa, tuzağa düşmeyin…Aslında siz soyulmak için mailleniyorsunuz…

Bismillahirrahmanirrahim, La havle vela kuvvete illa billahi aliyyil azim. Allahumme inni esabet ya kadümü ya daimü yasekde yeus yabudu ya semedü ya hayyümü ya kayyümü yazel celali vel ikram feinte cihan fevui hasilla hala ihake ilahu aleyni teveknül tüve hüve rabbilazim. Yüce Allah bu duayı 1251 yılında birine nasip etmiş. O kişi bunu 7 kişiye dağıtmış ve zengin olmuş. Sonra bu dua bir fakirin eline geçmiş; fakat o inanmayınca evi yanmış. Bir kadının eline geçmiş ve o da inanmamış; onun da çocuğu ölmüş. Bu dua kimin eline geçerse 7 kişiye dağıtsın, ne isterse olur. Duayı 7 gün içinde 7 kişiye gönderirsen isteğin gerçekleşecek. Dağıtmazsan başına felaketler gelecek…”

İkinci cümlesinden itibaren çoğu hiçbir anlam ifade etmeyen saçma sapan kelimelerden oluşan bu ve buna benzer bir “dua” size değilse bile arkadaşınızın e-posta adresine gelmiştir. Ya da, çocuğu kanser olan ve tedavi masrafını bir şirketin ödeyeceğini, onun için de “bu mailin” en az 3 kişiye gönderilmesi gerektiğini, “İnanmazsanız aşağıdaki numarayı çevirip sorun” diyen yazılar… Microsoft”un para dağıttığını, bu e-posta ne kadar çok kişiye gönderilirse o kadar komisyon verileceğini, MSN Messenger”in “ücretli” olacağını, bunu engellemek için çok sayıda kişiye e-mail gönderilmesini isteyen yazılar… “Zincir mailler” olarak isimlendirilen ve kartopunun çığı meydana getirmesi gibi internette eşe dosta gönderilerek “herkesin haberdar olması sağlanan” bu mesajlar neyi amaçlıyor? Dünyanın her tarafında internet kullanıcılarına ulaşan bu maillerin çıkış yeri neresi? Bu tür mailler insanları nasıl etkiliyor? Aksiyon, e-posta kutularını “kirleterek” insanların kafasını karıştıran bu konuyu uzmanlara sordu.

GENÇLER, İDDİA AMAÇLI ÜRETİYOR

İnsanların zaaflarını sömürme maksatlı oluşturulan ilk zincir e-postası Amerikan patentli. Gerçeklik payı olmayan bu tür e-postaların ilki 1988 yılında ABD”de gönderilmiş. O tarihten günümüze de yüzlerce benzeri türedi ve milyonlarca internet kullanıcısına “davetsiz misafir” oldu. Bu maillerin yazılış amacının “insanların dikkatini çekmek, zaaf noktalarını kullanarak duygularıyla dalga geçmek” olduğunu belirten psikolog Alanur Özalp; bunları çoğunlukla gençlerin internette dolaşıma soktuğunu söylüyor: “Kişilerin dikkatini çekecek ve kimsenin kayıtsız kalamayacağı bir metin hazırlayıp e-posta yoluyla herkese gönderiyorlar. Ve bu metnin çok sayıda kişi tarafından dağıtılacağı konusunda iddialaşıyorlar.” İçerikleri tamamen hayal ürünü bilgiler ihtiva eden zincir maillerin birçok çeşidi var. En çok rağbet görenler ise yardım, dua ve panik/sansasyon amaçlı olanlar.

Burcu Çelenk, e-posta adresine gönderilen bu tarz metinleri arkadaşlarıyla paylaşmasını “yoğun iş temposu içerisinde kendini rahatlatmak için yaptığı bir faaliyet” olarak nitelendiriyor. “Bunlara inanıyor musunuz?” sorusunu ise “Belli sayıda kişiye gönderdiğim takdirde dileğimin kabul olacağını söyleyenlere inanmıyorum; ama yine de gönderiyorum. Yardım isteyen ve bilgi veren mailleri de faydalı olur diye arkadaşlarımla paylaşıyorum.” diye cevaplıyor.

Yardım amaçlı üretilen e-postalardaki duygu sömürüsü hikâyeleri çok tanıdık: Mutlu bir babanın kanser hastası dünyalar güzeli kızının tek kurtuluşu ameliyat olmasıdır; fakat bu “çok masraflı” bir ameliyattır. Merhamet sahibi bir şirket (!) bunu karşılayacaktır; lakin bir tek şartı vardır: Bu mail olabildiğince çok sayıda kişiye ulaştırılmalı!.. Tabii ki bu tür e-postalarda adı geçen şirketlerin bundan haberi bile yok. Şirketler dertlerini anlatana kadar e-postalar dünyanın her tarafına dağılmış oluyor. Bunların en mühim özelliği “tercüme” olmaları. “Bir babanın çığlığı” başlığıyla internette dolaşan ve kanser hastası kızının kurtulması için yardım isteyen yüzlercesinden biri olan 29 yaşındaki isimsiz babanın e-postasını okuduğunuzda bir şeylerin yanlış olduğunu hissedebiliyorsunuz. Hasta kızıyla arasındaki duygusal bağ resmedilirken kurulan cümleler Hollywood filmlerinden kotarılmış gibi. “Tanrı bizi bir çocukla kutsadı” ibaresinin bile yer aldığı bu e-posta nedense doğruluğundan şüphe duyulmadan dost ve tanıdıklarla paylaşılabiliyor. Kısa bir araştırma sonucu bu mailin İngilizce bir yardım metninin birebir tercümesi olduğu çok rahat bulunabiliyor. Bu tür maillere karşı uyarı amaçlı kurulan “http://hoaxbusters.ciac.org” adresli sitede bu tip onlarca metin yer alıyor. Ve hepsinin ortak başlığı: “Eğer bu metni silerseniz sizin kalbiniz yok demektir!”

BİR MAİL PAYLAŞTIM, HAYATIM DEĞİŞTİ!

Özel bir şirkette mühendis olarak çalışan Mesut Arslan, e-posta adresine gelen “bir babanın çığlığı” yazısına kayıtsız kalamaz ve “Benim de bir katkım olsun” diyerek adres listesindeki herkese bu metni gönderir. Fakat gönderdiği e-posta, imza olarak kullandığı şirket ismi, telefon numarası vb. bilgileri içerdiği için bir anda bu acıklı mailin faili durumuna geliverir. Üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen gelen telefonların haddi hesabı yoktur. “Yardım olsun diye gönderdim; ama yaptığıma pişman oldum. O acılı babanın ben olduğumu zanneden onlarca insan da cebime mesaj attı; şirketimi aradı; acımı paylaştıklarını, yardım etmek istediklerini belirttiler. Çok rahatsız oldum.”

Zorda kalmışlara, yardıma muhtaç kişilere elinden geldiğince yardımı esirgemeyen insanlar, oturduğu yerden eşe-dosta e-posta göndererek yapılacak yardımı ise “doğal olarak” hiç geri çevirmiyor. Psikolog Alanur Özalp, bu tür gerçek dışı mailler sebebiyle insanların yardımseverlik duygularının sömürüldüğünü, kandırıldığını hisseden kişilerin de yardıma gerçekten muhtaç insanlara ihtiyatla yaklaşarak çekingen davranacaklarını vurguluyor.

Bilgi Toplumu Teknolojileri Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat da aynı noktaya işaret ediyor: “Zincir iletilerin en kötü tarafı; kullanıcıların internete bakış açısını olumsuz etkilemesi. Herhangi bir virüsün meydana getireceği zarardan, çeşitli güvenlik yazılımlarıyla korunmak mümkün. Ama zincir e-postalarla kişilerin rencide olan, sömürülen insanî duygularının telafisi çok zor.”

ESKİNİN HURAFE MEKTUPLARI ÇAĞ ATLADI!

Yıllar önce evlerdeki posta kutularına, kapı önlerine bırakılan “esrarengiz” mektuplar oldukça revaçtaydı. Kimin yazdığı, niye yazdığı belli olmayan bu “felaket tellalı” mektuplar halk arasında bir hurafe çılgınlığının ve korkunun yaşanmasına yol açıyordu. Kimi el yazısıyla, kimi de fotokopiyle çoğaltılıyordu bu mektupların. Onların günümüzdeki muadili ise internet üzerinden gönderilen zincir e-postalar. “Bu duaya inanmayan ve 44 kişiye göndermeyen kişilerin evleri yandı, çocukları öldü, soyları kurudu” benzeri ifadelerle insanlar korkutularak kafaları karıştırılıyor. Dinî altyapısı zayıf birçok insan için bu türden yazılar panik ve paranoyaya sebep oluyor. Alanur Özalp, bu konudaki bir hatırasını, “Psikolojik sıkıntılar yaşayan bir hastam, bir gün telaşla beni aradı; tatilden yeni geldiğini ve e-posta kutusunda 7 gün içerisinde tanıdıklarına göndermezse başına çok büyük belaların geleceğini bildiren bir mail bulunduğunu; ama tatilde olduğu için gönderemediğini söyledi. Hastam kaygılı bir şekilde “Acaba şimdi göndersem olur mu? Başıma bir musibet gelir mi?” diye sormuştu.” diye anlatıyor ve ekliyor: “Tahmin edemeyeceğiniz sayıda insan bu tür yazılardan olumsuz etkileniyor.” Psikolog Özalp”e göre psikolojisi ve inancı zayıf kimi insanlar başlarına gelen en ufak bir olumsuzluğu bu tarz yazılara bağlıyor ve bunalıma bile girebiliyor.

Yardım talep eden ve dua dağıtımı isteyen e-postaların haricinde, insanları paranoyakça düşüncelere sevk edebilecek e-postalar da internette zincir mail olarak dolaşıyor. Bunların en bilinenleri; “içeceğinin içerisine uyku ilacı atılıp uyutulan ve buz dolu küvette gözlerini açtığında böbreğinin çalındığını fark eden kurban; sinemaya gittiğinde AIDS”li bir hastanın koyduğu iğnenin üzerine oturup virüs kapan kişi; yanlış ilaç yüzünden hayatı kararan hastaların hikâyesi. Bu tür uydurma bilgiler içeren e-postaların bir amacı da toplumda paranoyak ruh hâlinin, korkunun, güvensizliğin yaygınlaşmasını sağlamak gibi görünüyor. Tercüme olan bu maillerin de çıkış yeri Amerika. Fakat insanlar kendi çevrelerinde böyle durumların yaşandığını hayal ediyor ve birbirlerini haberdar etmek için bu e-postaları gönderiyor. Alanur Özalp”e göre bunları hazırlayanlar patolojik bir hastalığa sahip, hayattan istediğini alamamış, insanlar tarafından kandırılmış kişiler. Amaçları ise diğer insanları da kendi ruh hâllerine ortak etmek, sıkıntıya sokmak.

AMAÇLARI, ADRES PAZARLAMAK

Aksiyon Dergisi Bilişim Editörü Yasin Kesen, konuya farklı bir yaklaşım getirerek uyduruk e-posta mesajlarını başlatanların çoğunlukla öyle büyük “idealleri” veya hastalıkları olmadığını söylüyor. “Çoğu kez tek amaçları, onbinlerce e-posta adresini toplayıp CD”ler hâlinde pazarlamak” diyen Kesen, “Ben dahil listendeki herkese gönder” ibaresi olan mesajların bu maksadı hemen ele verdiği görüşünde. Bir titan zinciri gibi her defasında ilk başlatana da ulaşan e-postaların “gönderilen adresler” bölümündeki adresler toplanarak “sağlıklı bir arşiv” oluşturulmuş oluyor. Bu işlemi daha hızlı yapmak için de çok basit programlar var. Metin yığınları içerisindeki e-posta adreslerini seçebilen program, binlerce sayfalık bir metni kısa sürede tarayarak adresleri kullanıma, yani “satışa” hazır bir liste haline getirebiliyor.

E-posta kutusu çöplüğe dönen internet kullanıcılarının bilinçli ve seçici olması gerektiğini belirten Kesen, “Mail kutusuna düşen her mesajı okuyanlar, bunların kaynağını ya da gerçeklik derecesini sorgulamadan herkese gönderip bütün dostlarının zamanını çalıyor.” diye ekliyor. Psikolog Alanur Özalp de bu tür mesajların hemen silinmesini tavsiye ediyor.

Aslında onların dilinden konuşursak, “Bu haberi ne kadar çok kişiye gönderirseniz, internet korsanlarının işini o kadar zorlaştıracak, dostlarınızın kandırılmasına engel olacaksınız. Ama gönderdiğiniz adreslerin çalınmaması için tedbir almak şartıyla!…”

İsmail İpek (İstanbul Müftü Yardımcısı): BU “GÜNAH ZİNCİRİNE” KİMSE GİRMESİN

Zincir e-postalar konusunda görüşlerine başvurduğumuz İstanbul Müftü Yardımcısı İsmail İpek, kötü niyetli bu tür girişimlerin kesinlikle ciddiye alınmaması gerektiğini vurguluyor: “İnsanları korkutan, ürküten, muallâkta bırakan, “acaba başıma bir şey gelir mi” diye düşündürerek bir şeyler yapmaya zorlayan bu tür mailleri ciddiye almamak gerekir. İslam dininde böyle bir uygulama ve hüküm yoktur. Bunlar yanlış, boş ve lüzumsuz işlerdir ve dinimizce boş işlerle uğraşmak günahtır. Bu günaha kimsenin girmesini istemiyoruz. Bunu bitirmenin yolu; buna alet olmamaktır. Böyle bir maille karşılaşan kişi korkmasın, endişelenmesin, bunun dinle bir alakasının olmadığını bilsin ve sakın ola ki bir başkasına gönderme yanlışına düşmesin. Bu tarz şeyler günahtır ve bize yakışmıyor. İslam”ın bizden istediği şeyler belli; her şey açık açık beyan edilmiştir. Bunlar Müslümanların kafasını bulandırmak için ortaya atılmış lüzumsuz işlerdir.”

Aksiyon

http://www.haberte.com/news_detail.php?id=15969 adresinden alıntıdır.

Sadece rakımı değil karımı da aldattım …

Burgaz Rakı’nın “40 yıllık rakımı aldattım, pişman değilim” sloganını taşıyan reklam kampanyasının ardından resmi internet sitesi, itiraf adresine dönüştü.

rakı


İki ayda siteyi tıklayan 25.000 kişi; yaşadığı aldatma-aldatılma hikayeleri anlatarak, şirketin yeni kampanyası için de ilham verdi.

“Sadece rakımı değil karımı da aldattım” Okumaya devam et

Online Avcılık

Avcı Arkadaş,

Avcıyım diyebilmenin ilk şartı ; avcılığın yazılı ve yazılı olmayan kurallarına uymak, avın gereği olan, av hayvanlarını korumak, sevmek ve avcı büyüklerine saygı, küçüklere sevgi gibi kavramlara sıkı sıkı sarılmaktır. Unutma ki “Altın ateşte, insan avda belli olur.” .

avcilik

Benimde katıldığım bu sözler tanıtacağım sitenin girişinde yazıyor. Site avcılık anılarının ve bilgilerinin paylaşıldığı bir kişisel site. Basit tasarımı, hedefi vuran içeriği ile yeterli okunurluğu sağlıyor.

avcilik

http://www.onlineavcilik.com/

Siteyi dolaşırken ilginç bir yazı gördüm. Aslan Avlayan İlk Türk, bir Fenerbahçe’ li imiş.

Aslan avlayan ilk Türk, Fenerbahçeli Sait Selahattin Bey’di. 1925 Ekim’i ile 1926 Mayıs’ı arasında Afrika’da yaptığı safaride vurduğu vahşi hayvanlardan 22.sinin içini Londra’da doldurtarak Fenerbahçe Klubü’nün müzesine hediye etti. Ancak hayvanların çoğu müzede 1932′de çıkan bir yangında yandı.

avcilik

Bizde geçmişte yapılan avlar ya saray eğlencesiydi, ya da kalabalık gruplar halinde çıkılan ve köye yahut sürülere musallat yaban hayvanlarını imhaya yönelik olurdu.

Türkiye avcılığının batıdaki gibi bir spor halini alabilmesi için 20. yüzyılın gelmesini ve Sait Selahattin Bey’i beklemek gerekti. Sait Selahattin, 1895′te Istanbul’da doğdu. Genç yaşında spora, özellikle de ava yakınlık duydu.Fenerbahçe Klübü’ne girdi. Önce futbol, sonra sutopu oynadı. Kriket, beyzbol, kürek, yelken, hentbol ve yüzmeye merak sardı. Katıldığı müsaabakalarda şampiyonluklar kazandı ve avcılığın Klübün bir şubesi haline gelmesini sağladı. 1925′e kadar amatörce sürdürdüğü merakını daha sonra Galip, Necati, Arthur, Merdivenköylü Ziya ve Galatasaray’dan Klübe geçen Emin Bülent beylerle profesyonelce devam ettirdi. Artık “Avcı Sait” olarak biliniyordu.

Profesyonel bir safariye katılan ilk Türk yine Sait Selahattin oldu. 1925 Ekim’inden 1926 Mayıs’ına kadar tam 8 ay boyunca Afrika’da safari yaptı ve “ASLAN AVLAYAN İLK TÜRK” ünvanını kazandı. Safaride vurduğu vahşi hayvanlardan 22 adedinin içini Londra’da doldurtarak Fenerbahçe’nin müzesine hediye etti. Ancak Müze’de 1932′de çıkan yangında doldurulmuş hayvanların çoğu küle döndü. Sait Selahattin, Cumhuriyet’ten sonra “Cihanoğlu” soyadını alacak, Fenerbahçe avcılık Şubesini 1932′de daha da geliştirecek ama 1960′lara gelindiğinde Şube’nin faaliyeti durma noktasına gelecek ve tek faal üye yine Sait Selahattin olacaktı.

Aslan avlayan ilk Türk, hayata 1975′te veda etti ve Ondan geriye 1971′de yayınladığı “Sporculuk ve Avcılık Hatıralarım” adlı kitabı kaldı.

sitedeki fotoğraf albümünden bir kaç örneği ekliyorum.

avcilikavcilikavcilik

Turkish Progressive Music presents : Bülent Ortaçgil

Moğollar,

Barış Manço,

Cem Karaca,

Bülent Ortaçgil ve diğerleri

bunların hepsi ve daha fazlasını anlatan bir site

barış mançocem karaca

http://psychevanhetfolk.homestead.com/TurkishProgressive.html

basit, içeriği dolu ve ingilizce. Ben sitedeki yazılar sayesinde pek çok hikayeyi çevirmekten kurtuldum. Buradan alıntıları verdim.

site ile ilgili açıklama aşağıda

These pages became a kind of Encyclopedia of Turkish Progressive / psychedelic Music. Thanks to the help of several people through the net these pages became and become more and more interesting. Therefore I would like to thank Erkan Demirel (webmaster of several interesting websites), Gökhan Aya, Ozan Durmus (for his contribution of information, music, photographs & some graphic art), Murat Ses (keyboardplayer, composer from Mogollar), Cem Leftalicioglu (collector of Turkish music), Savas Manço (brother of Baris Manco), Winfried Schlögel (publisher of several Turkish Prog reissues), Sarp Keskiner (for being the in between contact with Ada Music and for the books of Cem and Erkin by Gökhan, for some information), Hakan Tuna (for his remarks), Peter Holt for editing/ keeping updated the Cem Karaca pages, Marthy J. Coumans for cooperation in the radioshows & some help with the article, information and some scans, Ender Ayanoglu, Aykut Celik for his proposition for promised editing, updating, information in near future, Oguz Hasdogru for the Ersen scans and for collecting important music material, Omur Solendil (Izmir Koleji) and friend Dr.Mehmet Ilker Gelisen for updates, and the Dönüsüm recordings, Üner Altay (DDR) for some contacts to a few new groups.
I hope these pages will give more and more a good overview of the unique blend Turkish progressive music brings to us. I’m very thankful to anyone who can help me building these pages out even more. Most of the music in these pages were or are being played in my radioshow. First big overview was done mostly between September and Oktober 2001. New radioprograms follow from time to time. A first resume of the information on the Web Pages was published in an article in the n°22 edition of the Finnish progressive music magazine Colossus, in Finnish, a second overreview was published in 2 parts in Dutch in the Belgian new music magazine Ruis.

Turkish progressive/psychedelic music mostly blends perfectly traditional (folk) tunes with Western rock instruments. Turkey often worked as a bridge (with Greece as extra doorstep) between the European and Middle Eastern source and influences.
Unique in this blend is a great feeling for rhythm, a rhythm which has for sure also often influences on a kind of playing in the electric bas-line in a way I heard this only with Turkish groups. For me the bass line of Mogollar on Anadolu Pop made me hooked with interest for Turkish music. Collecting Turkish music is not always an easy task. There exist many compilations (many of them are not even official) of mostly singles with very nice songs to Western progressive music standarts. Some of these are combined with more kitchy & less interesting tunes for our common taste. Until recently (2005) it was more or less hard to find reissues of the most interesting items. Perhaps partly thanks to a contribuition of these pages it will change.

Çin ‘de Microsoft …

Geçtiğimiz hafta Gates bir konferans verdi. Çin pazarına girmek için, bir sürü koşul sağlanırsa ucuz :) windows lisansı sağlayacaklarını açıkladı.

w020070420602091070455.jpg

Bu açıklamalar olurken, özgür yazılım dostlarının protestosu vardı.

Konu ile ilgili haberleri aşağıdaki linklerde görebilirsiniz .

Yee’s Blog http://ya.iyee.cn/2007/04/bill-gates-in-peking-university.html

Engadget sitesindeki haber http://www.engadget.com/2007/04/20/open-source-protestor-crashes-bill-gates-speech-in-china/

Zaman gazetesindeki haber http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=530367

konu ile ilgili Türkçe kaynakda özgür yazılım, bedava yazılım yanlışı yapılmış.

Özgür Yazılım, Açık kaynak kod felsefesi değişik bir lisanslama modeli ile kaynak kodunun açık olmasını savunur. Bedava bira gibi ısmarlanan bir emtea sözkonusu değildir. Mükemmelliğe erişebilmek için en ince detaylarına kadar açık olan bir ürün savunulur.

“İstanbul Sözlüğü”ne Madde Yazar mıydınız?

“Gazete İstanbul”, İnternet üzerinden, İstanbul’la ilgili görüşlerin yazıldığı maddelerden oluşacak ve 1 milyon maddeyle 2010’a kadar tamamlanacak İstanbul Sözlüğü’nü katkılarınıza açtı!

http://www.gazeteistanbul.com/index.aspx

istanbul

03 Mart 2007
“İstanbul Sözlüğü”ne Madde Yazar mıydınız?

“Gazete İstanbul”, İnternet üzerinden, İstanbul’la ilgili görüşlerin yazıldığı maddelerden oluşacak ve 1 milyon maddeyle 2010’a kadar tamamlanacak İstanbul Sözlüğü’nü katkılarınıza açtı!

Bugünkü Cumhuriyet Hafta Sonu eki’nde Zuhal Aytolun’un haberi:

İstanbul böyle bir sözlük görmedi

Öznel olması dolayısıyla canlı ve yaşayan bu İstanbul sözlüğünün örneği, dünyada başka hiçbir kentte yok…

Doğal ve tarihi güzellikleriyle, özgürlük çağrışımıyla hem çok kalabalık olabilen hem de yalnızlığın en derinlerde yaşanabileceği bir kent İstanbul. Adına şarkılar, şiirler, romanlar yazılan bu kentte, örneği pek fazla olmayan tek kişilik bankla da izlenebilir şehrin güzellikleri, kalabalık mı kalabalık İstiklal Caddesi’nde de… Doğal güzellikleri gün geçtikçe tahribe uğrayan, ama yine de yaşayanlara ihanet etmeyen, trafiğiyle ve karmaşasıyla yoran ama kendisine de aşık eden bu kent, milyonlarca hayat hikayesi barındırıyor içinde… İstanbul’u farklı algılayışlarla yaşayanların ağzından, kaç hikaye, kaç anı dinleyebilir insan, kimbilir? İşte bu sorulardan yola çıkarak, 2010’a kadar 1 milyon maddelik canlı bir İstanbul sözlüğü oluşturmak için çıkmış yola bir kaç idealist ve İstanbulsever. Proje Koordinatörü Ömer Asan sözlüğün ortaya çıkış sürecini şöyle anlatıyor:

“İstanbul sözlüğünü, canlı sözlük yapabilir miyiz düşüncesiyle başladık çalışmaya. Şöyle ki; her isteyen İstanbulla ilgili bir madde yazsın, görüşünü belirtsin ve içine kendisini de katsın, daha sonra eklenecek maddelerde de aynı üslup devam etsin istedik. Bir nevi sözlü tarihi, canlı sözlüğe çevirebilir miyiz düşüncesi bizi harekete geçirdi.”

Asan “İstanbul Sözlüğü”nü yayına açmadan önce neler yapıldığını şöyle anlatmış Aytolun’a:

“Kentlerin sözlükleri var mı diye çok araştırdık ancak bu kadar kapsamlı bir çalışmaya rastlamadık. Hiçbir kentin böyle bir sözlüğü yok. Hazırlanacak İstanbul sözlüğünün önemli bir diğer özelliği de dünyada ilk oluşu. Hedef öncelikle 2010. Ancak yetişmezse de yüzbinlerce maddenin olduğu bir sözlük çıkacak ve yine de internetten maddelerin kaydına devam edilecek. ‘2010 Kültür Başkenti İstanbul’ için de başvuru kitabı olması özelliği taşıyacak. Sadece yazılar değil, fotoğraflar da gönderilebiliyor. ‘Yaz gönder çek gönder’ linkine İstanbul fotoğraflarını göndermek yeterli.”

Bu Sözlük, proje sahiplerinin İstanbulla ilgili ilk çalışması değil. Daha önce, E-Heyamola’dan Heyamola Yayınları olarak “Ömür Biter İstanbul Bitmez” adında bir kitap hazırlamışlar. Eray Canberk ve Rüknü Özkök , İstanbul sokaklarını tek tek gezerek, kaldırım taşları, çeşmeleri ve evleriyle İstanbul’u yazmış.

obib1.jpg

Benim bu kente bir borcum var!

35 yıldır yaşadığı İstanbul’u, küreselleşmenin başkenti olarak tanımlıyan Asan: “Buraya gelen her şey, Türkiye’nin dört bir yanına yayılıyor ve kullanılıyor, o da yetmiyor, Ortadoğu’ya ve Asya ülkelerine yayılıyor. Çocuk yaşta geldiğim ve yetiştiğim bu kentte, eğer varsa bir birikimim ve şekillenmiş bir kimliğim, bunları bana İstanbul kattı. Bu seçkin kente ne kadar kötülük ettiysek de o bize kötülük etmiyor. Benim bu şehre bir borcum var.”
diyerek “Gazete İstanbul”a nasıl varıldığını anlatmış. Genel Yayın Yönetmenliğini Ethem Yüksel’in yaptığı Gazete İstanbul, gönüllülerden oluşan bir ekip ve elden dağıtımla şu anda sadece Anadolu yakasında dağıtılıyor. Ama Internet üzerinde 24/7 erişime açık!

Biz Armada ekibi olarak İstanbul Sözlüğü’ne ilk olarak “Tarihi Yarımada Yürüyüş Yolları” maddesini ekledik! Siz ne ekleyeceksiniz?

http://www.armadahotel.com.tr/pg/blog/2007/03/istanbul-szlne-madde-yazar-miydiniz.html adresinden alıntıdır.

İnternetine Sahip Çık … İnternet Yaşamdır

Internet demokrasi demektir, özgürlük, eşitlik …. Sivil Toplum Kuruluşlarının bildirgesini destekliyorum.

http://bt-stk.org.tr/internetim.html

http://bt-stk.org.tr/index.html

http://internetim.kampanya.org.tr/

İnternetine Sahip Çık … İnternet Yaşamdır

İnterneti kısıtlarsanız, demokrasiyi köreltirsiniz.

BİLİŞİM/BİLGİ/TÜKETİCİ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
“İnternetine Sahip Çık” Bildirgesi – 10 Mart 2007

İnternetine Sahip Çık … İnternet Yaşamdır

Türkiye İnterneti üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. İkinci defa tepki yasaları çıkartılıyor. İnterneti ve temsil ettiği değişimi anlamayan siyasal kadrolar, değişime ayak uyduramayan bürokrasi ve adalet sistemindeki bazı kademeler, internetin gelişmesini engelleyecek düzenlemeleri yapmak üzereler. Ölçüsüz bir şekilde abartılan çocuk pornosu ve bilişim suçları bahane edilerek, interneti zapturapt altına almaya ve sansürlemeye yönelik çabalar gündemde. İnternette istenmeyen bir kuş bile uçmasın felsefesine dayanan bu düzenlemeler, ifade özgürlüğüne, bireysel hak ve özgürlüklere önem veren, modern dünyanın bir parçası olmak isteyen ve Avrupa Birliğine girmek isteyen bir ülke imajiyla ters düşmektedir.

Mahkeme kararıyla Youtube’un erişime kapatılması, ülkemizde interneti bekleyen tehlikeleri gözönüne seren talihsiz bir gelişme olmuştur. Bu interneti yasaklamakla; kitap toplatma, gazete/dergi yasaklamayı eşdeğer gören, internetin getirdiği değişimi kavrayamamanın bir tezahürüdür. Youtube yasaklanarak, söz konusu videoyu üretenler ve youtube değil, Türk halkı nı cezalandırılmaktadır. Öfkelendiğimiz bir video nedeniyle Youtube’u erişimi kapatmak, zararlı bulduğumuz bir kitap nedeniyle, milyonlarca kitaplı büyük bir kütüphaneyi kapatmaya benzemektedir. Youtube’u erişime kapatarak, binlerce kültür ve eğitim ürününü, yurttaşlarımızın Youtube’a katkı vererek iş yapmasını, kendini geliştirmesini, ve Youtube üzerinden ülkemizi tanıtım çabalarının sürmesini engelliyoruz. Youtube’a erişimi yasaklamak yerine, Ata’mıza saldıran videoyu, google Türkiye veya elçilikle temasa geçip kaldırmak mümkündü. Yasakçı reflekslerden kurtulmalı, diyalog, işbirliği ve yönetişim ile çözüm bulma alışkanlığı edinmeliyiz.

İnternet, insanlığın, yeni toplum biçimi olan Bilgi Toplumuna geçişin, olmazsa olmaz, temel aracıdır. Bilgi Toplumu, bilim, teknoloji, ar-ge ve inovasyonun temel zenginlik kaynağı; bilginin bir üretim faktörü; ülkelerin ana zenginliğinin yetişmiş insanlarının beynindeki bilgi olduğu toplumdur. Bilgi Toplumu yolunda birey, üretici ve tüketici olarak önem kazanmakta, bağımsız düşünebilen, yaratıcı bireyler öne çıkmaktadır.

İnternet, topluma bir araçlar silsilesi içinde, kendini geliştirme, iş yapma, fikir üretme, ticaret yapma, eğitim alma, sosyalleşme, eğlenme, çalışma, bilgi alma, bilgi verme, bilgi paylaşma, yönetime katılma ortamı sunmaktadır.

İnternet, yurttaşların kolayca bir araya gelebildikleri, görüşlerini belirttikleri, katılımcı demokrasinin bir parçası, fikir ve ifade özgürlüğünün hayata geçtiği bir ortamdır.

İnternet, modern insanın hayatına köklü olarak girmiş, telefon, elektrik, trafik gibi hayatın doğal bir parçası haline gelmiştir. İnternet, zaman, mekan, gelişmişlik ve gelir düzeyi farkının etkisini ortadan kaldıran bir eşitleyicidir.

İnterneti kısıtlarsanız, demokrasiyi köreltirsiniz.

İnternet çok uluslu ve ulus-aşan, dağıtık, belirli bir sahibin olmadığı bir yapıda gelişmektedir. İnternet teknolojileri sürekli gelişen, kaygan bir zemindir. Uluslararası işbirliği mekanizmaları henüz yeterince gelişmemiştir. Bu özellikler, çözümü pek kolay olmayan sorunlar ortaya çıkartmıştır. Sansürcü birkaç ülke dışında tüm dünya, internetle ilgili düzenlemeleri özel sektör ve sivil toplumla birlikte, katılımcı ve saydam bir süreç içinde, çok dikkatli ve asgari düzeyde yapmaktadır. Şu anda ülkemizde gündemde olan düzenlemeler ise büyük ölçüde kapalı kapılar ardında, özel sektör ve Sivil toplum örgütlerinin katılımı dışında hazırlanmaktadır.

Türkiye İnterneti sancılı bir 14 yıl geçirdi. İnternete sahip çıkacak, gelişmesi ve toplumsal yarar üretmesi için tüm ülkedeki çabaları koordine edecek, katılımcı yapılar kurulamadı. Serbest ve rekabetçi bir internet sektörü oluşamadı. Ancak son yıllarda, okulları internete bağlama, e-devlet ve bilgi toplumu yolunda yetersiz ama olumlu adımlar atıldı.

Biz sivil toplum kuruluşları olarak İnternete sahip çıkıyoruz! Yapılmaya çalışılan düzenlemelerin esas olarak sansürcü, birey ve demokrasi karşıtı olduğunu düşünüyoruz. Bu düzenlemelerin bu haliyle, sıradan vatandaşa, internet sektörüne ve Türkiye’ye zarar vereceğini düşünüyoruz. Biz halkımıza İnterneti anlatmaya devam edeceğiz. STK’ların, sektörün ve kamu oyunun görüşünü almadan bu alanda düzenlemeler getirmenin sağlıklı olmayacağına inanıyoruz

Biz yönetişim ilkelerine inanıyoruz. Siyasal kadroları ve bürokrasiyi bizimle ve özel sektörle iş birliğine çağırıyoruz. Biz evrensel hukuk ilkeleri içinde, İnternet Hakları Bildirgesi ve Sibersuçlar Deklarasyonu çerçevesinde demokratik düzenlemeleri birlikte tasarlayıp uygulamaya, öz denetim ve ortak yönetişim yapıları kurmaya hazırız. Saydamlık ve katılımcılık tüm Türkiye’nin yararınadır.

İnternet, ülkemizin gelişmesi, dünya ile bütünleşmesi, demokrasinin ve demokrasi kültürünün gelişmesi için geniş olanaklar sunuyor.

Bu olanakları yitirmeyi göze alamayız, çünkü demokrasi istiyoruz! Tüm yurttaşlarımızı, internetine sahip çıkmaya çağırıyoruz, çünkü:
İnternet Yaşamdır!

BMD – Bilişim Muhabirleri Derneği
DD – Darüşşafakalılar Derneği
INETD – İnternet Teknolojileri Derneği
IPS – Bağımsız IletisimşVakfı
LKD – Linux Kullanıcılari Derneği
TB – Tüketiciler Birliği
TBD – Türkiye Bilişim Derneği
TEDER – Telekomünikasyon ve Enerji Hizmetleri Tuketici Haklari ve Sektorel Arastirma Dernegi
TELKODER – Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği
TID – Tüm Internet Derneği
TIEV – Tüm İnternet Evleri Derneği
TKD – Türk Kütüphaneciler Derneği
TUBIDER – Bilişim Sektörü Derneği
TUBISAD – Türkiye Bilişim Sanayicileri ve İşadamları Derneği
TURKMIA – Tıp Bilişim Derneği
UNAK – Üniversite ve Araştırma Kütüphanecileri Derneği
YASAD – Yazılım Sanayicileri Derneği

Youtube ve Perinçek’ in Lozan duruşu …

Youtube.com sitesi erişime kapatıldı :(.

youtube.com turkiye

İşim gereği internet ‘deyim. Doğrusu youtube.com ‘ada shaolin rahiplerini izlemek için girmiştim sadece.

Kaynak kodlarının, lisansların ve iletişimin özgür olması gerektiğini savunuyorum. Eğer internet varsa yasaklarında olamayacağınıda biliyorum.

Open source ve linux hakkında bilgi için önerilerim

open source initiativelkd

http://www.opensource.org/

http://lwn.net/

http://www.lkd.org.tr/

Tepkinin yolunu gözümüzü kapatmak olarak yapmayan bir davranışıda yaşadık bugünlerde. Siyasi duruşunu sevelim-sevmeyelim Doğu Perinçek gitti Lozan’da fikirlerini savundu.

Sözlüğünden F harfini çıkarmayı seçmedi.

İsviçre yollarını kesmedi.

Fransız yazarları boykot etmedi.

Yanlış fikirleri savunanların varlığını kabul etti, mücadeleyi seçti,

İnandıklarını hukuk platformunda savundu …

dogu perincek

Doğu Perinçek’in yalanlar karşısındaki duruşunu destekliyor ve gerçeği savunan herkese saygılarımı sunuyorum.

Konu ile ilgili birkaç haberi ekliyorum.
http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=3672&Itemid=5 adresinden alıntıdır.

PERİNÇEK’TEN LOZAN MAHKEMESİ’NE DERS
Çarşamba, 07 Mart 2007

90 KİLO BELGE, DURUŞMANIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRDİ

Rus arşivleri duruşmanın seyrini değiştirdi. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Lozan Mahkemesi’ne ders verdi. Perinçek’in Türkiye’yi İsviçre’de savunduğu duruşmanın dünkü oturumu 12 saat sürdü. Duruşma öncesinde iddia makamı taraf olacağı izlenimi vermişti. Ancak, İşçi Partisi Genel Başkanı duruşmaya tam bir donanımla gitti. Mahkeme boyunca tarihi gerçekleri uzun uzun anlatan Perinçek’in yanında götürdüğü 90 kilo tutarındaki belgeler duruşmanın seyrini değiştirdi.

Amerikalı tarihçi Jason Mc Charty sert cevap verdi ve “Bir devlet adamı düşmanına böyle bir şey söyler mi?”diyerek bu uydurmayı reddetti.
Ermeni tarafı, iddialarını kanıtlamak için tarihçi Arnold Toynbee’nin yazılarını ortaya koydu. Bunlara cevap yine Amerikalı tarihçi Mc Charty’den geldi Mc Charty, “İngiltere propaganda servisinin adamı. Bunların da hepsi uydurma” bilgisini mahkemeye verdi.

Rus arşivlerinden elde edilen belgeler Savcının da dikkatini çekmeye başladı. Savcı Ermeni tarafının konuşmacılarına “Rus arşivlerini gördünüz mü?” sorusunu yöneltti. Ermeni tarafının görmediğini bildirmesi üzerine de “Siz nasıl araştırmacısınız?” dedi.

Mahkemede bilgisi sorulan tarihçi Paul Leidingen de Rus arşivlerinin önemine işaret etti ve “Bu iş oradan çözülür” dedi. Norman Stone da “En güvenilir arşiv Rus arşividir” şeklinde konuştu.
Mahkeme heyetinin kayıp sayısı ısrarı da dikkat çekiciydi. Hakim sürekli kaç kişinin öldürüldüğünü sordu. Perinçek’in buna yanıtı: “Saymadım. Ama mesele bu değildir. Devletler arası bir savaşta bu sorunun önemi yoktur. Rusya tarafında 200 bin Ermeni askeri savaştı. Ayrıca Çarlık Rusyası gönüllü Ermeni birlikleri örgütledi” yanıtını verdi.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6072873.asp?sd=5 adresinden alıntıdır.

Lozan’da Doğu Perinçek duruşması

LOZAN (A.A)

Ermeni soykırımının “emperyalist yalan olduğunu” söylediği için bugün Lozan’da hakim karşısına çıkan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek, “Emperyalistlerin piyasaya sürdüğü soykırım yalanı önünde boyun eğmeyeceğini” söyledi.

Lozan adliye sarayında sabah başlayan duruşmanın ilk bölümünden sonra Türk ve İsviçre basınına açıklama yapan Perinçek, “Duruşmanın kendisi açısından çok iyi gittiğini” ifade ederek, “Duruşmada sadece beni değil, Talat Paşa’yı da yargılıyorlar. Savcı ve hakimden sürekli Talat Paşa ile ilgili sorular geliyor. Sonunda dayanamayıp savcıya, (burada beni mi yoksa Talat Paşa’yı mı yargılıyorsunuz?) diye sordum” dedi.

Savcının ısrarlı soruları üzerine “Talat Paşa’nın büyük bir devrimci olduğunu ve İstanbul’da işgal kuvveti olarak bulunan emperyalist İngilizlerin kurduğu mahkemede yargılandığını” anlattığını belirten Perinçek, “24 temmuzda kurulan Talat Paşa hareketinin amacına ulaştığının bu duruşmada da görüldüğünü” kaydetti.

Duruşmaya İsviçre’deki Ermeni dernekleri Birliğinin de 40 kişiyle “mağdur taraf” olarak katıldığını hatırlatan Perinçek, şunları söyledi:

“Biz Ermenileri karşı taraf olarak görmüyoruz. Bizim taraf olarak gördüklerimiz İngiliz, Fransız emperyalistlerle Rus emperyalistleridir. Ama Ermeniler ille de duruşmaya gelip kendi düşüncelerini açıklamak istiyorlarsa gelsinler, açıklasınlar.”

Duruşmada savcı ve hakimin “müthiş bir ön yargıyla hareket ettiğine tanık olduğunu belirten Perinçek, hakime ve savcıya, dolaylı tercüme hatalarına neden olmamak için Almanca yanıtlar verdiğini, bu vesileyle hakim ve savcının hem Almanca hem de Fransızca tercümesiyle sorularına iki kez üst üste yanıt almış olduklarını söyledi.

Sorular üzerine Osmanlı imparatorluğu ve Cumhuriyet dönemini bütün detaylarıyla anlattığını belirten Perinçek, “Türk milletinin büyük bir imparatorluk geleneği ve ardından Atatürk devrimciliğinden gelen bir millet olduğunu, Türklerin imparatorluk kurdukları topraklarda herkesin huzur içinde yaşamış olduğunu anlattığını” bildirdi.

Duruşma hakiminin kendisine, “Uluslararası bir komisyon kurulsa ve Türklerin 1915’te Ermenilere karşı soykırım suçu işlediği kararı alsa bu kararı kabul edip etmeyeceği” şeklinde bir soru yönelttiğini ifade eden Perinçek, “Hakime ve savcıya, böyle bir kararı kabul edemeyeceğimi,benim bilimsel fikirlerim olduğunu ve elimde soykırım iddialarını çürütecek somut kanıt ve belgeler bulunduğu yanıtını verdim” dedi.

LOZAN’DA TÜRK GÖSTERİSİ

Doğu Perinçek’e destek amacıyla Türkiye’den ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Lozan’a gelen Türk vatandaşları, Duruşmayı etkilememek ve polisle bir tartışmaya girmemek için Lozan kent merkezindeki Rippon meydanında büyük bir miting yaptılar.

Rippon meydanında sabah saatlerinde bir araya gelen Türk vatandaşları, ellerinde Türk, KKTC, Azerbaycan ve İsviçre bayrakları ve Mustafa Kemal Atatürk posterleriyle gösteri yaptı.

Lozan adliye sarayındaki duruşmanın sabah oturumundan sonra 150 kişilik bir grup Adliye binası önünde toplanarak, Perinçek’in çıkışında lehte tezahüratta bulundu.

İşçi partili görevlilerin uyarısı üzerine slogan atmayan Türk vatandaşları, ellerinde bayrak ve posterlerle Perinçek’e desteklerini alkışlarla gösterdi.

Adliye sarayı önündeki bu alkışlı kısa gösteriye, İsviçre polisi müdahale etmedi.

Doğu Perinçek’in bugün Lozan adliye sarayında başlayan duruşmasının, 9 marta kadar aralıklı olarak devam edeceği bildirildi.

Bu arada bu günkü duruşmaya “özel tanık” sıfatıyla Amerikalı tarihçi Prof. Justin Mc.Charty de katılarak, sözde Ermeni soykırımına ilişkin bildiklerini mahkeme heyetine anlattı ve savcıyla hakimin çeşitli sorularını yanıtladı.

Prof. Mac Chraty, duruşmanın sabahki bölümünden sonra dışarı çıktığında, gazetecilere “Ben işimi bitirdim ve kendim de bittim. çok yoruldum. Otelime gidip biraz dinlenmek istiyorum” demekle yetindi.

Domuz avcısı

Doğal hayat ve avcılık ilişkisi benim için çok önemlidir. Avcı doğayı korur.

domuz avcısı

Konu ile ilgili bir site tanıtıyorum.

domuz avcısı

www.domuzavcisi.com

site kısa bir tanıtım yazısı ile açılıyor.

Bu siteye verilen emeğin karşılığında paylaşımcı,pozitif, ahlaklı davranışlar ile toplu iletişim içine dahil olmanız sizden öncelikli beklentimizdir.
Bu siteyi, kişisel çekişmelerin, kıskançlıkların veya negatif,yıkıcı yorumların işgal ettiği bir mekan değil; aksine, paylaşımın en üst düzeyde olduğu, pozitif ve yapıcı eleştrilerle üyelerin birbirlerine katkıda bulunduğu, bilgi alış verişinin üyelerin düzeylerini yükselttiği bir kaynak haline getirmenizi bekliyoruz.

Unutmayınız ki; bu siteyi sizin gibi değerli ve bilinçli avcıların kullandığı gibi: aynı zamanda domuz avına heves eden genç avcılarda takip etmektedir. Kardeşlerimize örnek olmak, onları bilinçlendirmek ve onların ahlaki ve etik kuralları öğrenmesini sağlamak, tecrübeli avcılara düşen en büyük görevdir.

Bu site ;

Domuz avını bana öğreten babam, – USTAM – Önder DİREN’e
Domuz Avına gönül veren avcılara
ve Domuz Avına merak salmış, öğrenmek isteyen genç avcılara ithaf edilmiştir.

Saygı ve sevgilerimle
Deniz Diren, 11,04,2006

Ben fotoğraf albümü bölümünü çok beğendim. Daha önce görmediğim büyüklükteki yaban domuzlarını birazda dehşetle izledim.

bir kaç fotoğrafı aşağıya ekledim.

domuz avcısıdomuz avcısı

Bu sitede, yaban domuzlarının tanıtımı ve zararları konusundada bir makale buldum. Onuda ekliyorum.

Yaban domuzları ile ilgili derlemeye başladığım kaynaklarda ulaştığım ilk detaylı bilgi Amerika da bulunan bir üniversitenin araştırmasıdır. Elimden geldiğince Türkçe’ye doğru bir şekilde tercüme ettim. Genel tanımlar ve alışkanlıklar konusunda bize ışık tutabilecek detaya sahip.

Familya : Suidae

Latince Adı : Sus Scrofa

Coğrafi Dağılım ve Bölgeler

Domuz familyasının içinde en büyük çeşitliliği yaban domuzları oluşturur. Genel olarak Avrupa, Asya, Kuzey Afrika da bulunur. Bununla beraber ada coğrafyaları olan, İngiliz Adaları, Korsika, Sardunya, Japonya, Sri Lanka, Ryukyu Adaları, Tayvan, Sumatra ve Doğu Hindistan adalarının bir kısmında da bulunurlar. Domuz familyaları insanlığın ilerleyen tarihinde daha sonraları evcilleştirilmiş hayvanlar olarak da addedilmiştir. Şu an itibari ile Sus Scrofa yani yaban domuzu hemen hemen her yerde bulunabilir ve özellikle ormanlık ve yüksek arazilerde bulunurlar.

Yaşam Alanı ve Habitat

Yaban domuzları geniş bir çevre yelpazesinde bulunmasına rağmen, genellikle nemli ormanlarda fundalıklarda ve çalılıklarda boy gösterir. Özellikle meşe ormanları ve sazlıkların bol ve sık olduğu yerleri tercih ederler. Çok sert kış şartlarında ve soğuktan meydana gelen yiyecek azlıklarında çok uzun mesafeler katederek yiyecek bulma kapasitesine sahip olduğu kanıtlanmıştır. Ciddi ısı değişimlerine hassastırlar. Yaban domuzlarının suda veya çamurda debelenerek postlarında oluşturdukları tabakayla, ideal ısılarını koruma konusunda bir teknik geliştirdikleri gözlemlenmiştir. Ve bu hareketin aynı zamanda böcek ve sürüngen sokmalarına karşı koruma oluşturduğu da bilinmektedir. 50 derecenin altında rahat edemeyeceği gibi ters olarak sıcak havalarda güneş çarpmasına karşı da dayanıksızdırlar.

Fiziksel Tanımlama

Ağırlık : 50 ila 350 kg

Uzunlık : 90 cm ila 180 cm

Yaban domuzları sert ve kısa tüylerden oluşan kaba bir posta sahiptirler. Renkleri koyu griden kahverengine giden bir yelpaze içinde değişiklikler gösterir. Kafa ve gövde uzunlukları 900 – 1800 mm civarlarında kuyrukları da 300 mm civarındadır. Omuz yüksekliği 550 ila 1000 mm arasında olur. Ortalama ağırlıkları 50 ila 300 kg arasında değişir. Erkekler genellikle dişilerden iridir. Yaban domuzları sürekli gelişen 4 ana dişe sahiptir. Bu dişler diğer dişlerin arasında olmakla beraber her biri üst ve alt çenenin çeyrek dairelerinde , bulunur.

İnsanların yaşam alanlarına yakın yaşamaları sonucu genetik değişikliklere uğrayan yaban domuzlarında değişkenlik gösteren deri renkleri, kuyruk uzunlukları ve burun (zurna) tipleri gözlemlenmiştir.

Üreme

Çiftleşme mevsimi şiddet içeren bir zaman dilimidir. Genellikle erkekler dişilerile eşleşebilmek için kavga ederler. Erkek domuz sürekli olarak alt dişlerini üst dişlerine sürterek keskinleştirme yetisine sahiptir. Keskinleştirilen dişler, çiftleşme dönemlerinde sıklıkla silah olarak kullanılır. Yaban domuzu familyasının erkek bireyleri karnın yan kısımlarında, çamur ve reçine ile kalın tabakalar oluşutururlar. Bu tabakalar dişiler için yapılan kavgalarda ölümcül diş yaralarını engellemek amaçlı kullanılır. En agresif erkekler bir çiftleşme döneminde 8 dişiye kadar çiftleşebilir ve 8 dişiyi hareminde tutabilir.

Ilıman bölgelerde dişiler ,ilkbaharda bir batın yavru verir. Tropikal bölgelerde yavrulama/üreme yıl boyu devam eder fakat genellikle nemli mevsim zamanlarında gerçekleşir.

Dişiler 21 gün kızanda kalır ve bu dönemin 3 günü ılımlı ve kabul edicilerdir. Çiftleşme gerçekleştikten sonra yavrular 115 günlük bir gebelik sürecinden sonra doğarlar. Ortalama hamilelik süresi 100-140 gün arasıdır. Anne bir batında 1 ila 12 yavru doğurabilir. Genellikle 4 ve 8 arasıdır. Cinsel yetişkinliğin 8-10 aylıkken oluşmasına rağmen dişiler 18 aylık olmadan üremezler. Erkekler ise 5 yaşından önce dişilere ulaşabilecek güce ve iriliğe sahip olamazlar.

Dişi yaban domuzu ot ve çimen üzerine hazırlanmış bir yuvaya doğurur. Yavrular doğduktan sonra bir süre bu yuvada zaman geçirirler. Yaban domuzu dişileri yavrularını koruma konusunda üst düzeyde agresiflerdir. Bu üst düzey agresiflik ve dikkate rağmen sadece doğan yavruların yarısı olgunluk ve yetişkinlik dönemlerine geçebilir. Çoğu, hastalıklara ve doğadaki diğer yok edicilere yenilmektedir. Yavrular 3-4 ay kadar emzirilir ve anne tarafından ilgi görür. Genellikle bir sonraki gebelikten önce bağımsız hale gelirler.

Yaşam Süresi

Yaban domuzlarının genel yaşam süresi 10 yıldır. 27 yıl yaşamış yaban domuzu kaydı dünya üzerinde mevcuttur. Genç ölüm oranı yüksektir.

Davranış

Avrupadaki yaban domuzları, genellikle gözlenen 20 li sürülere nazaran bazen 100 lü sürüler halinde bulunabilir. Bu sürüler yavruları,gençleri ve dişileri kapsar. Erkek domuzlar yetişkinliğe ulaştıkları zaman sürüyü bırakırlar ve tek başlarına yaşamaya devam ederler. Sürüler genel olarak çok çok büyük alanları dolaşırlar ama göç etmezler. Yaban domuzları daha çok şafak vaktinde, günbatımında ve gece aktiflerdir.

Yuva Bölgesi

Bilimsel araştırmaların belirtmesine göre yaban domuzlarının yuva ve yaşam bölgeleri 100 – 400 hektar arası değişmektedir. Erkek domuzların bölgeleri dişilere göre daha geniştir hatta iki katına yakındır.

İletişim, Algı ve Sezgi

Koku alma duyuları domuzların en gelişmiş özelliklerinden. Burun kasına bağlı büyük yuvarlak kıkırdak domuzun burnuna ekstra hareketlilik ve esneklik kazandırır. Yaban domuzu ileri düzeyde bir tat alma duyusuna sahiptir. Bilinmeyen nesneleri tat duyuları ile çok çabuk ve kolay tanımlayabilme yetisine sahiptir. Yaban domuzlarının iyi derecede görme yeteneğinden yoksun olduğuna inanılır. Gözleri , önden görüşü çok zayıflatacak şekilde kafanın yanlarında bulunur. Yaban domuzları homurdanarak ve çığırınarak sesli iletişim kurarlar.

Yemek Alışkanlığı

Yaban domuzu otobur ve etobur olarak seçim yapmadan beslenir. Yosunlardan sebze meyveye, cevizden meşe palamutuna, sürüngenlerden böceklere uzanan çok geniş bir besin yelpazesine sahip olduğu için, yemek bulması kolaydır. Bu kolaylık yaban domuzlarının çöllerden tutun dağlık arazilere kadar birçok çevrede yaşamlarını sürmesini sağlamıştır.

Yok Edicileri

Yaban domuzlarının bilinen en büyük yok edicisi, insandır. Erişkin domuzlar; ayılar, vahşi iri kedi türleri, ve timsahlar tarafından avlanır. Genç ve küçük yaban domuzları, büyük yılanlar, büyük sürüngenler, vahşi kediler ve kurtlar tarafından avlanır. Yaban domuzları tehdit altındayken ileri derecede agresif ve gözüpeklerdir. Sürekli gelişim gösteren ve keskinleştirebildilkleri dişlerini ; bunun yanında da , hacimlerinin tüm kuvvetini saldıranı incitmek ve devre dışı bırakmak için kullanırlar.

Yaban Domuzlarının Ekosistemdeki Rolleri

Doğuştan itibaren ekosistem içinde yer alan domuzlar, toprağı karşıtırarak farklılaşmasına, yeni tohumların kolonilenmesine ve meyve tohumlarının yayılmasına sebep olurlar. Bilhassa genç olan domuzlar, iri yok edici etoburlar için önemli bir av ve besin kaynağıdır. Ama bunun yanında küçük hayvanları yiyerek sebze ve meyve birimlerine zarar vererek ekosistem içinde zararlılar arasında da yer alırlar.

Hazırlayan : Tanya Dewey ve Jennifer Hruby

Türkçeye Çeviren : Deniz Diren

http://www.domuzavcisi.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4