özgür mutfak

Entries categorized as ‘Türkçe pop’

Ölmek mi dogru yoksa yaşamak mı ? Ayıramam ayrılığı ayrılıktan bile bile …

September 9, 2008 · Leave a Comment

Düşümdeki yolculuk

Uyumlar kayboldular
Gözyaşı kuş oldu uçtu ayrı dünyalara
Dinlendim filizlendim
Başkaları girmedi hiç hayatıma
Üzülmek mi dogru yoksa sevinmek mi
Ayıramam kndimi kendimden bile bile

Uzadı yol çatallandı
Gönlüm bi hoş oldu hayıflandı
Sevgiler yağmur bekler
Tek bir güneş hiç bir şeye yetmez ki
Ölmek mi dogru yoksa yaşamak mı
Ayıramam ayrılığı ayrılıktan bile bile

Ufunetler çıkın gidin gözlerimden
Aşık bekler beni en mahrem yerinden
Koklayamam duyarım ayrı kalmanın cinnetini
En derinden
Ufunetler çıkın gidin düşlerimden……….

Düşlerim bir başkaydı
Ne oldu da içinde karalar açtı

Düş sokağı sakinleri

Categories: Alıntılar · Müzik · Türkçe pop · sanat · Şiir · şarkı sözleri
Tagged: , ,

İkinci Perde

July 19, 2007 · Leave a Comment

Bülent Ortaçgil ‘in uzun aradan sonra çıkardığı albüm.

Bülent OrtaçgilBülent Ortaçgil

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop

Eski defterler

July 18, 2007 · Leave a Comment

Bülent Ortaçgil

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · sanat · şarkı sözleri

Bülent Ortaçgil Tribute Albümünü Anlatıyor

July 11, 2007 · Leave a Comment

1974’ten beri “ Benimle Oynar mısın’a ‘evet ‘ diyor ,onu hala dinliyor ona hala seviyorlar sevenleri.

Şimdiye dek çıkardığı sekiz albüm, kuşaklar değişsede hala aynı ilgi ile karşılanıyor. Ve şimdi onun şarkılarını onun için söylüyor sanatçı dostları….

bulent8.jpg

Bülent Ortaçgil Tribute Albümünü Anlatıyor

1974’ten beri “ Benimle Oynar mısın’a ‘evet ‘ diyor ,onu hala dinliyor ona hala seviyorlar sevenleri.

Şimdiye dek çıkardığı sekiz albüm, kuşaklar değişsede hala aynı ilgi ile karşılanıyor. Ve şimdi onun şarkılarını onun için söylüyor sanatçı dostları….

“ Herkez bir gün 15 dakikalığına da olsa meşhur olacak” öngörüsü çoktan gerçekleşti.Andy Warholl’un.Tüm dünyada ve tabi , çağı bazı yerlerinden yakalamakta geri kalmayan Türkiye’de de.
Herkez gibi yaşayan ‘ Emel’lerin kocasına bıçaklayınca birdenbire ‘Sharon’ oluverip film çevirdiği , adi bir cinayet davasının zanlısından ve mağdurundan TV dizisi kahramanı yaratıldığı , şarkı söylerken aynı anda takla atıp birde ağlayabilerin haber bültenlerinde ‘ sanatçı’ diye konu edildiği , ertesi gün hemen unutuluverdiği bir ülkede , çeyrek asır önce bir albümün hala satmasının ‘haber değeri ‘ var olarak doğal yeni açılan sitemizde .
Öncelikle bu yüzden , ilk konuğumuz konuğumuz Bülent Ortaçgil .İkincisi , şarkılar Bir Oyundur adlı , farklı bir çalışmasıyla yeniden karşımızda olduğu için.Üçüncüsü bu çalışma farklı müzikal zevklere ve uğraşlara sahıp sanatçıların , Bülent Ortaçgil şarkılarını yeni düzenlemelerle yorumlamalarından oluştuğu , bu alanda ilk olduğu için.
Bülent Ortaçgil’le , Tribute albümü ve geçmişten günümüze popüler Türk müziği ve sektörü üzerine konuştuk.

Bize biraz yeni çalışmanız Şarkılar Bir Oyundur’dan bahsedermisiniz ?

İlk önce şunu söylemek istiyorum , bu proje benim projem değil belirli bir sahibi yok, projeyi bana Ada Müzik önerdi, herkezin eşit oranda katkısı var. Şarkılarımı farklı türlerde şarkı soyleyen insanlar söyledi. İnsanlara bambaşka bir müzik türünde alışık olmadıkları düzenlemelerle çıktı Bülent Ortaçgil şarkıları.İçinde 22 bestemin yer aldığı Şarkılar Bir oyundurda sanatçı arkadaşlarımız düzenleme ve yorumlama konusunda serbest bırakıldı.Bu albümde çeşitli müzikal zevklere sahip insanlar farklı türlerle karşılacaklardır .Hiç bir zaman bir araya gelemeyecek müzik türlerini söyleyen insanlar benim şarkılarımı söylemek için bir araya geldiler, bence bu olay bu projenin en önemli noktası.

Albümün hazırlık aşamasında birden çok sanatçı ile çalışmanın getirebileceği zorluklarla karşılaştınız mı ? , albümün müzikal konsepti nasıl oluştu ?

Albümün kayıtları bir yıl kadar sürdü , 22 ayrı yorumcu olduğu için bunun getirebileceği doğal sorunları yaşadık. Kimi sanatçının plak şirketi ile anlaşmasından doğan sorumlulukları , kimi sanatçının çalışma takviminin getirdiği yükümlülükleri vardı , bunlar doğal olan sorunlardı. .Albümün kayıtlarında müzik türlerinde eşit dağılımın olmasına gayret ettik. Yanı Rockçı sayısı ile Popçu sayısını ve diğer türlerdeki yorumcu sayısında bir denge tutturmaya çalıştık.Albümde aynı şarkıyı söylemek isteyenler oldu mesala Benimle Oynarmısına birden çok yorumcu talip oldu , biz başta bu şarkıyı ,bu projeye katılan tüm sanatçıların bır koro eşliğinde yorumlamasını istedik ama insanları bir araya toplayamadık.22 Yorumcuyu birden aynı anda bir stüdyoya sokmak zor bir işti, bizde bu albümde katkıda bulunan yorumcularımıza yaptıkları jestin dışında zorluk çıkarmak istemediğimiz için bu konu üzerinde fazla durmadık.Bu projenin içinde yer almasını istediğimiz üç beş arkadaş daha vardı onları katmaya çalıştık mesela Yavuz Bingöl Plak şirketinden izin alamadı,bu gibi doğal sorunların aşımı ile ortaya çıkan albümün müzikal konseptine bakarken şaşırdığımda oldu tabiiki, çünkü hiç alışık olmadığımız insanlardan tahmin etmediğimiz yorumlarla karşılaşmıştık.Sonuç olarak Bülent Ortaçgil şarkılarını farklı bir lezzet ve yorumla sunulduğu bir albüm yarattık.

1974 den günümüze kadar hala satan albümleriniz var bunu nasıl yorumluyorsunuz ?

İnsanlar Türkiye’de çabuk değişiyor, gündem çabuk değişiyor , müzik akımları değişiyor sonuç olarak
Türkiye’nin sistemide buna elverişli bir biçimde değişiyor.Tüketime dayalı bir sistem oluşuyor , üç günde bir yeni bir şarkı bekliyoruz, altı gün sonra yeni bir şöhret arıyoruz.Sistem buna öylesine çabuk orient ettiki insanlar çabuk şöhret sahibi oluyorlar, çabuk patlıyor her şey.Ama zamana karşı yarışta var ,insanlar daha az değişen, söylediklerinin arkasında kalan , müzikal konseptini tersine döndürmeyen insanlara saygı duyuyorlar, benim müziğim bu işte,İnsanlara birebir bağlı kalan bir müzik . Benimki insanların bağıra çağıra söyleyipte alkışlarla tempo tutturacağı müzik değil, aksine teke tek düşünüldüğü zaman bir takım incelikleri kavarayabiliyor insan benim müziğimde , işte böyle olduğu zaman müzik zamana kolayca yayılabiliyor.

Yeni yüzyıla girerken Bülent Ortaçgil müziğini kimler tüketiyor ?

Benim şarkılarım insanlara belirli dönemlerde bir şeyler ifade edebiliyor.Beni 20 yıl önce takip eden ilk kuşağım şimdi beni takip etmiyor çünkü o kuşak şimdi albüm almıyor,sadece adımı biliyorlar bu adam hala müzik yapıyormu filan diyorlar.Konserlerde karşıma çıkan yüzler hep genç yüzler.

Türkiye’de gelişim halinde olan müzik endüstrisini nasıl görüyor ve yorumluyorsunuz ?

Müzik pazarının gelişmesinin müzik endüstrisi için yararı var, özellikle benim gibi insanlar için dahada yararlı çünkü büyük paralar getiren prodüksıyonların yanında yeni ürünlerde basılabılıyor.Kimin ne zaman hangi şartlar altında satacağı belli değil , bu nedenle işin mantığıda bunu gerekitiryor.Adam yedinci albümünü yapıyor ama sekizincide bir yere gelebiliyor bunun için sektörde marjinal işleri canlı tutmak için sektöründe para kazanması gerekıyor.Bunun tüketici boyutuda var Türkiye’de hala kitlesel boyutta müzik tüketimi revaçta ama insanlarımız yavaş yavaş bu kitle müziklerine tepkilerini gösteriyorlar en azından ben kızımda görüyorum , bu pop müziği bitsin artık filan diyor , tabiiki bitmeyecek ama müzikte bölünmeler olacaktır , buda sektorün son varacağı noktalardan biri olacaktır.

Müziğin kalitesi yetmişlerden günümüze kadarki gelişim süreci içinde hangi yönde değişti sizce ?

Müziğe kalite açısından baktığımızda Türkiye’de artık teknik açıdan kaliteli müzik üretildiğini söyleyebilirim, artık dünya ile eşdeğer stüdyolar var bu konuda dünya seviyesinden pek farkımız yok gibi. Ama müziği yapan insanlar , besteciler , söz yazarları ve şarkıcılar açısından baktığımızda o kadar rahat konuşamıyorum.İnsanlar 70 lı yıllarda en azından bır toplumsal dönüşüm yaşıyorlardı şimdi ise sistem kendini insanlara kabul ettirdi ve buda tabii olarak müziğin kalitesine yansıdı.70’lerdeki halk hareketleri bireyin sisteme ve devlete karşı çıktığı ilk yılardı ,bunun kokusunu almış insanların yaptığı müzik ile günümüz sisteminin yaptığı müzik nitelik açısından bayağı farklı.Benim korkum sistemin müzik yapan insanları dahada içine alıp bu sistem içinden çıkacak olan özgür çıkışların asgari inmesi.
Bülent Ortaçgil
Müziğin gelişimi ile beraber özellikle doksanlarda bir Art marketing kavramı oluştu, Sizce müzik pazarlanmalımı , Türkiye bunun nerisinde ?

İlk once şunu söyleyeyim biz bu son albümümüze klip çekmeyeceğiz, çünkü eğer bu tarz bir pazarlama yaparsak hangi sanatçının yorumuna hangi sebepten ötürü klip çekeceğiz ?.Pazarlama kavramına gelince;
Çağımız insanının kafası karışık durumda benimde öyle , eski kavramlarla herşeyi izah ediyor olmamız mümkün değil, o nedenle kafamız karışık.Pazarlama iyi bir şey her yerde kullanılıyor ama Türkiye’de popüler müzik mantığında düşünürsek Unkapanı mantıklı kullanılan pazarlama teknikleri daha emekleme çağında.Amatör , ilkel ve örgütlü değil, müzik ülkemizde daha o kadar örgütlü pazarlanamıyor buda sektörde ki insanların çağdaş organizasyon eksikliğinden kaynaklanıyor. Unkapanındaki organizasyon çabası için bırak çağdaşlığı daha organizasyon çabası bile yok.Bunun için ben günümüz müziklerinin pazarlama tekniklerinden yararlandıklarına inanmıyorum.Bunu yapan insanlar bu kadar donanımlı değiller,Pazarlanmalımı ? İster kabul et ister etme bu bir dünya olgusu .

Benimle Oynarmısın adlı şarkınız Türk müziğinde oldukça önemli bir yere sahip bu şarkının Bülent Ortaçgil için anlamı ne ?

Benimle Oynarmısının her hangibir anısı yada birine yazılmışlığı yok, sadece albümü yaparken diğer şarkılardan sonra yazdığımı hatırlıyorum.
Bazı şarkılar vardır bir şeyi anlatmak için dört dereden su getirirsiniz , ufak şeyler anlatmak için çok söz söylersiniz.Bazı şarkılar ise bir tek cümlesi için kitaplar yazılacak kadar yoğundur , bu bir esinlenme meselesi tabiiki. Benimle Oynarmısın ikinci söylediğimin içine giriyor,yanı az lafla çok şey çağrıştırıyor , her hangi bir yere , zamana bağlı bir kurgusu yok o nedenle otuz yıl sonra bile dinleyen insanlar içinde kendileri ile bütünleştiren bir şeyler bulabılıyorlar.

Türk müzik tüketiminde T,V. nin dominantlığı hakkındaki görüşünüz nedir ?

İnsanlar dünyada mesela Avrupa’da daha köklü ve zengin geçmiş kültürel alışkanlıklara sahipler.Sinemaya, tiyatroya gidiyorlar , seyahat ediyorlar, konsere gidiyorlar , kitap okuyorlar.Bütün bunları yapabilecek ekonomileri var .Ama Türkiye’de öyle değil bunları yapamayan Türk insanı evinde günde 12 saat TV izlemek zorunda kalabiliyor,tv de seni günde 20 kere gösterirse bir anda star olabiliyorsun.T.V. özellikle Türk Pop müziğini çok iyi kullanıyor. Dünyası sadece TV den ibaret olan bir topluma işte dünya budur diye gösterirsen o senin adapte etmeye çalıştığın dünyayı kabul eder bu kadar basit.Tv. tahmin edileninden çok daha büyük bir etken ülkemizde.

Devletin Sanat ve Snatçıya verdiği önem sice kafimi ?

Ben kendi adıma devletin sanata karışmasını sadece kaynak bulma açısından yorumluyorum.Ama dünyada hiçbir kuruluş yokturki önce kaynak versin sonrada buyrun kardeşim istedğini yap desin.Devletin kaynak bulması yaratmasına bir şey demiyorum ama sonra sizden talep edeceği şeyler açısından değerlendirildiğinde develetin sanat içinde olmasının pek taraftarı değilim.Devlet Opera balesi süspanse ediliyor ama Türk Pop müziği tamamen ticereten kendini kurtarabilirken , para biriktirirken neden kaynağa ihtiyacı olsunki ?.Caz , opera balesi ve devlet senfoni destekleniyorsa o tarz yaklaşımlar güzel tabiiki ama ben yinede şeyden korkuyorum sonra fitil fitil getirirler adamın burnundan bilmem anlatabildimmi ?
Ama sonuç olarak devlet dünyada giderek küçülen bir organizasyon haline dönüşüyor , o küçülen yerde onu sanata bulaştırmayalım derim ben.

http://www.michaelshow.net/news.asp?haber_no=2 adresinden alıntıdır.

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop
Tagged:

Yürümek

June 11, 2007 · Leave a Comment

Yürümek

Gök mavisi ve gül kuruları dökünerek
Saçlarımı rüzgârla eskiterek
Yürümek istiyorum
Yürümek
Çıplak toprakta
Serin çılgın toprakla
Yüzüm benden vazgeçene dek
Yürümek

Şarkıların sokakta yatıp kalktığı bir ülke
Yürümek istiyorum
Gözlerim birer yıldız oluncaya dek
Şarkı söylemek
Bilmediğim bir dilde
İri yarı

İhtiyar
Dostluk üzerine

Mozaik
Çook Alametler Belirdi

Söz : Meltem Ahıska

Mozaik

Categories: Alıntılar · Ayşe Tütüncü · Bülent Somay · Mozaik · Mozaik Albümler · Müzik · Saruhan Erim · Sumru Ağıryürüyen · Timuçin Gürer · Türkiye · Türkçe pop · sanat · Şiir · şarkı sözleri
Tagged: ,

Günaydın hepimize …

June 10, 2007 · Leave a Comment

Günaydın

Günaydın size
Günaydın bize
Hepimize günaydın
Günaydın hepimize

Bugün yeni birgün
Sevimli birgün
Yeni bir gün bugün
Hepimize günaydın

Benimle Oynar Mısın / 1974


Söz Müzik: Bülent Ortaçgil

bulent8.jpgbulent5.jpgbulent6.jpg

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · sanat · şarkı sözleri
Tagged:

Emekli Albay Hilmi Ertunç

June 8, 2007 · Leave a Comment

Emekli Albay Hilmi Ertunç

Biliyorum meselenin nerede yattığını
Tam on beş türk devletinin
Bu yüzden battığını
Disiplinsiz çatlak sesler canımı çok sıkıyor
Ne kadar assan kessen bu gibiler hep çıkıyor

Ben hilmi ertunç, emekli albay ertunç
Ben çözdüm işi
Benim bu serseri gidişe dur diyecek kişi

Sabah aynı anda kalkılıp yüzler yıkanmalı
Bu ahenkli uyanışı alem tören sanmalı
Züppelik kol geziyor
Kahveler nes çaylar torba
Kahvaltıyı tesbit ettim
Herkese bir tas çorba
Aç bırakılmalı katlamayan peçetesini
Hastalara genel kurmay yanmalı reçetesini

Ben hilmi ertunç, emekli albay ertunç
Ben çözdüm işi
Benim bu hayasız gidişe dur diyecek kişi
Yekvücut olup başlayalım her işe ayinle
Eş-dost seçimi ve herşey ayarlansın tayinle
Yaramaza itaatsize damgalar basalım
Milli maç kaybında üç, grevde beş kişi asalım
Biz istersek eğer bu aziz millet neler yapar
Adamı göklere çıkarır, alkışlar, tapar

Oğlum ben albay ertunç, emekli albay ertunç
Ben çözdüm işi
Benim serkeşliğe gaflete dur diyecek kişi
L’m hilmi ertunç, retired colonel ertunç
İki çocuk babası, ingilizce bilir

Yeter ki hiza istikamete doğru bakalım
Ve altılı ganyanı öğrenip şu kahveden çıkalım
O hilmi ertunç, emekli albay ertunç
O çözmüş işi
Odur bu serseri gidişe dur diyecek kişi

Mozaik
Plastik Aşk

1152287943.jpeg

Categories: Alıntılar · Ayşe Tütüncü · Bülent Somay · Mozaik · Mozaik Albümler · Müzik · Saruhan Erim · Sumru Ağıryürüyen · Timuçin Gürer · Türkçe pop · Yasaklar · sanat · Şiir · şarkı sözleri
Tagged:

Sappho İle Konuşma

June 7, 2007 · Leave a Comment

Sappho İle Konuşma

Ay söndü sonra yıldızlar
Gece yarılandı
Zaman geçiyor

Aşk yürüdü okşayarak kendini
Yıllarca yıllarca önceydi
Ay söndü sonra yıldızlar
Gece yarılandı
Sessizlik içindeydi gökler

Aşk yandı sonra yıldızlar
Zaman aralandı
Güller açıyor

O yürüdü söyleyerek kendini
Yıllarca yıllarca önceydi
Aşk yandı sonralar yıldızlar
Zaman aralandı
Sessizlik içindeydi gökler

Mozaik
Çook Alametler Belirdi

Mozaik

Categories: Alıntılar · Ayşe Tütüncü · Bülent Somay · Edebiyat · Mozaik · Mozaik Albümler · Müzik · Saruhan Erim · Sumru Ağıryürüyen · Timuçin Gürer · Türkiye · Türkçe pop · sanat · Şiir · şarkı sözleri
Tagged:

Siz kardeşler hangi kedileri seversiniz?

June 2, 2007 · Leave a Comment

Kediler

Evvel zaman içinde, kambur zaman içinde
Çok uzak değil, yakın bir ülkede
Sevimli, uslu, küçücük gözlü
Küçük kediler yaşarmış

Yemekleri ortak, yatakları birmiş
Sevinçleri hepsininmiş
Duman rengi, açık kahverengi
Küçük kediler yaşarmış

Yakın ülkenin yanında
Dönemeci dönerken
Rüzgarların sağında
Ormanların solunda
Sesli, hırslı, kocaman, gözlü
Büyük kediler yaşarmış

Sabahları okumakla
Akşamları düşünmekle
Gündüzleri konuşmakla
Geceleri çalışmakla
Yorgun gözleri, şişmiş elleri
Büyük kediler yaşarmış

Siz kardeşler hangi kedileri seversiniz?
Hangi kediler gibi yaşamak istersiniz?
Sevimli, uslu, sesli, hırslı?
Hangi kedilerdensiniz?

Benimle Oynar Mısın / 1974
Söz Müzik: Bülent Ortaçgil

bulent9.jpg

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · sanat · şarkı sözleri
Tagged:

Turkish Progressive Music presents : Bülent Ortaçgil

April 30, 2007 · 4 Comments

Moğollar,

Barış Manço,

Cem Karaca,

Bülent Ortaçgil ve diğerleri

bunların hepsi ve daha fazlasını anlatan bir site

barış mançocem karaca

http://psychevanhetfolk.homestead.com/TurkishProgressive.html

basit, içeriği dolu ve ingilizce. Ben sitedeki yazılar sayesinde pek çok hikayeyi çevirmekten kurtuldum. Buradan alıntıları verdim.

site ile ilgili açıklama aşağıda

These pages became a kind of Encyclopedia of Turkish Progressive / psychedelic Music. Thanks to the help of several people through the net these pages became and become more and more interesting. Therefore I would like to thank Erkan Demirel (webmaster of several interesting websites), Gökhan Aya, Ozan Durmus (for his contribution of information, music, photographs & some graphic art), Murat Ses (keyboardplayer, composer from Mogollar), Cem Leftalicioglu (collector of Turkish music), Savas Manço (brother of Baris Manco), Winfried Schlögel (publisher of several Turkish Prog reissues), Sarp Keskiner (for being the in between contact with Ada Music and for the books of Cem and Erkin by Gökhan, for some information), Hakan Tuna (for his remarks), Peter Holt for editing/ keeping updated the Cem Karaca pages, Marthy J. Coumans for cooperation in the radioshows & some help with the article, information and some scans, Ender Ayanoglu, Aykut Celik for his proposition for promised editing, updating, information in near future, Oguz Hasdogru for the Ersen scans and for collecting important music material, Omur Solendil (Izmir Koleji) and friend Dr.Mehmet Ilker Gelisen for updates, and the Dönüsüm recordings, Üner Altay (DDR) for some contacts to a few new groups.
I hope these pages will give more and more a good overview of the unique blend Turkish progressive music brings to us. I’m very thankful to anyone who can help me building these pages out even more. Most of the music in these pages were or are being played in my radioshow. First big overview was done mostly between September and Oktober 2001. New radioprograms follow from time to time. A first resume of the information on the Web Pages was published in an article in the n°22 edition of the Finnish progressive music magazine Colossus, in Finnish, a second overreview was published in 2 parts in Dutch in the Belgian new music magazine Ruis.

Turkish progressive/psychedelic music mostly blends perfectly traditional (folk) tunes with Western rock instruments. Turkey often worked as a bridge (with Greece as extra doorstep) between the European and Middle Eastern source and influences.
Unique in this blend is a great feeling for rhythm, a rhythm which has for sure also often influences on a kind of playing in the electric bas-line in a way I heard this only with Turkish groups. For me the bass line of Mogollar on Anadolu Pop made me hooked with interest for Turkish music. Collecting Turkish music is not always an easy task. There exist many compilations (many of them are not even official) of mostly singles with very nice songs to Western progressive music standarts. Some of these are combined with more kitchy & less interesting tunes for our common taste. Until recently (2005) it was more or less hard to find reissues of the most interesting items. Perhaps partly thanks to a contribuition of these pages it will change.

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Cem Karaca · Internet · Moğollar · Müzik · Türkiye · Türkçe pop · _Özgür Mutfak · sanat
Tagged: , , , ,

Ben emekli albay Hilmi Ertunç …

April 29, 2007 · Leave a Comment

Siyah-beyaz idi, seksenli yıllar.

kenan evren kenan evren

O yıllar için slogan içermeyen şarkı yazabilen bir grup idi Mozaik. Muhalif olmak suç, çocuklarına Evren adını koymak moda iken müzik yaptılar.

Demokrasi ve cumhuriyet kavramlarının nasıl karışabileceğini ve güçler ayrılığı ilkesinin önemini tekrar öğreniyoruz.

Umarsız değiliz, umursamaz olma zamanıda değildir.

Demokrasi çözümü gösterecektir.
12eylul1.jpg12eylul3.jpg

Emekli Albay Hilmi Ertunç
Biliyorum meselenin nerede yattığını
Tam onbeş Türk devletinin
Bu yüzden battığını
Disiplinsiz çatlak sesler canımı çok sıkıyor
Ne kadar assan kessen bu gibiler hep çıkıyor
Ben Hilmi Ertunç, Emekli Albay Ertunç
Ben çözdüm işi
Benim bu serseri gidişe dur diyecek kişi
Sabah aynı anda kalkıp yüzler yıkanmalı
Bu ahenkli uyanışı alem tören sanmalı
Züppelik kol geziyor
Kahveler nes çaylar torba
Kahvaltıyı tespit ettim
Herkese bir tas çorba
Aç bırakılmalı katlamayan peçetesini
Hastalara Genelkurmay yazmalı reçetesini
Ben Hilmi Ertunç, Emekli Albay Ertunç
Ben çözdüm işi
Benim bu hayasız gidişe dur diyecek kişi
Yek vücut olup başlayalım her işe ayinle
Eş-dost seçimi ve her şey ayarlansın tayinle
Yaramaza itaatsize damgalar basalım
Milli maç kaybında üç,grevde beş kişi asalım
Biz istersek eğer bu aziz millet neler yapar
Adamı göklere çıkarır, alkışlar,tapar
Oğlum ben Albay Ertunç, Emekli Albay Ertunç
Ben çözdüm işi
Benim serkeşliğe gaflete dur diyecek kişi
I’m Hilmi Ertunç,Retired Colonel Ertunç
İki çocuk babası, İngilizce bilir
Yeter ki hiza istikamete doğru bakalım
Ve altılı ganyanı öğrenip şu kahveden çıkalım
O Hilmi Ertunç, Emekli Albay Ertunç
O çözmüş işi
Odur bu serseri gidişe dur diyecek kişi

Beste:Ümit Kıvanç – Bülent Sonay
Mozaik,
Plastik Aşk albümü

1152287943.jpegother side of turkey

Mozaik biraraya gelsin …

Categories: Mozaik · Mozaik Albümler · Müzik · Tarih · Türkiye · Türkçe pop · Yasaklar · _Özgür Mutfak · şarkı sözleri
Tagged: , , , ,

Biz şarkılarımızı pazarlamayız …

April 20, 2007 · 1 Comment

Bülent Ortaçgil ‘den canlı dinlemeye fırsat bulabildiğim şarkılardan ilki sanırım “Deniz kokusu” idi. Bu şarkıya Çekirdek dinletileri dışında sadece sınırlı basılan kasetlerden ulaşabiliyorduk.

Bülent Ortaçgil

O zamanların anısıFikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil’in dinleti kaydı olan “Biz şarkılarımızı … ” isimli albüm idi. Küçük bir stüdyoda, aile katkılarıyla hazırlanmış, kaliteli, sıcak …..

Birisi deniz insanı, diğeri kara insanı

birisi nokta koyuyor şarkılarında

diğeri noktalı virgül kalıyor ..

Sonra yıllar geçti, Bülent Ortaçgil yeni albümlerde eski şarkılarından bazılarını söyledi.

O kaseti hala saklıyorum. Geçen gün Serkan Kanlıcalıoğlu ‘nun bloğunda gördüm. MP3 olarak indirebilirsiniz. Ortaçgil ile konuşmalarımda o albümü yenilemeyi düşünmediğini söylemişti. Emeğe saygısızlık olmayacağını düşünerek indirmenizi ve dinlemenizi öneriyorum.

bloğun adresi http://serhank82.spaces.live.com/

biz şarkılarımızı pazarlamayız deterjan gibi

bizim şarkılarımız rüzgarlara söylenir usulca

belki bir gün bilmeden buluşuruz

gerçeğin kuytusunda

güzelin tohumunda

ya da sivrisinek sazında

Fikret Kızılok’ u sevgiyle anıyorum.

cekirdek1.jpg

Categories: Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · _Özgür Mutfak
Tagged: , , ,

Ayrı düşmüsüz yanyana

April 17, 2007 · Leave a Comment

Ortaçgil, Türk pop müziğinin yarım yüzyıla yaklaşan tarihi içinde özel bir yere sahiptir. 1974 yılında yayımlanan ilk albümü ‘Benimle Oynar mısın’, pop geleneğinin temel albümlerinden biri oldu. Hatta en önemlisi de denilebilir. Bülent Ortaçgil ‘i anlatan eşsiz bir kitap.

Bülent Ortaçgil

Ortaçgil, Türk pop müziğinin yarım yüzyıla yaklaşan tarihi içinde özel bir yere sahiptir. 1974 yılında yayımlanan ilk albümü ‘Benimle Oynar mısın’, pop geleneğinin temel albümlerinden biri oldu. Hatta en önemlisi de denilebilir.
O güne kadarki Türk pop serüveninin iki temel çizgisi olan Aranjman ve Anadolu Pop türlerine eklemlenemeyen belkide ilk albüm.

Kahyaoğlu, bu tezden hareketle, Ortaçgil’in bugüne kadar süren müzik yolculuğunu ayrıntılarıyla incelerken, aynı zamanda Türkiye’deki popüler ve pop müzik tarihinin de genel hatlarıyla panoramasını çiziyor. Ama, Ortaçgil’in özel hayatı ve müzik uğraşlarını merak edenler bu çalışmada sayısız ayrıntıyla karşılaşacaklar…

Türkiye’de pop ve popüler müziğe dair örneğine az rastlanan çalışmalardan biri olan bu kitap bir biyografi kitabı değil, yarım yüzyıllık bir serüvenin tarihi olarak tanımlanabilir.

Yazar : Orhan Kahyaoğlu

Yayınevi : Chivi yayınları

sipariş için

http://dukkan.dharma.com.tr/V1/Pg/BookDetail/Number/1969

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Kitap · Müzik · Türkçe pop
Tagged: , ,

Onu bambaşka bir hâle büründürmek yanlış.

April 14, 2007 · 1 Comment

Müslüm Gürses’e verdiği ‘Sensiz Olmaz’ın yorumunu beğenen Bülent Ortaçgil, bir yerde duruyor: “Onu bambaşka bir hâle büründürmek yanlış.”

Bülent Ortaçgil

Müslüm Gürses’e verdiği ‘Sensiz Olmaz’ın yorumunu beğenen Bülent Ortaçgil, bir yerde duruyor: “Onu bambaşka bir hâle büründürmek yanlış.”

Aksiyon- Aradan geçen 36 yılda, çok sık albüm yapmadığı için her albümü merakla beklenen; ama hiçbir zaman kitlesel bir sanatçı olmayan Bülent Ortaçgil’i anlatmak değil anlamaya çalışmak doğru olan galiba. O tanımlamaları sevmiyor, durduğu yerden hayatı anlatıyor. Göremediklerimizi gösterdiği için seviyoruz belki Ortaçgil’i; belki de bir türlü dillendiremediğimiz ‘kentli hüznümüzün’ en iyi anlatıcısı olduğu için. Kelime oyuncusu, kaliteli iş yapma peşindekilerin referans noktası, iyi bir dinleyici olmanın ayracı…

Sonu gelmeyesi övgü cümlelerinin öznesi Bülent Ortaçgil’le yağmurlu bir İstanbul akşamında konuştuk. Dilimizde ‘Bugün yağmur bir kadın saçıdır / Yeryüzüne dökülen / Upuzun, ince ince, karanlık kokulu” mısrasıyla çıkaraktan karşısına…

-Dinleyicisine göre, her şarkısı ‘bir fotoğrafın konusu’ olabilecek bir sanatçı, Bülent Ortaçgil. Oyuna meraklı kelimeler, bu fotoğrafa nasıl bir renk katıyor?

Şarkılarımı ben de resme benzetiyorum. Yani bir filme değil de, bir karesine benzetiyorum. Bir durumu tespit etmek ya da insanlara iletmek söz konusu olunca, mesaja gerek kalmıyor. Enstantanelere gerek var. O nedenle fotoğrafa benzediği doğru. Ama o fotoğrafta bir renk tercihim yok. Tek renkli değilim.

KENT OZANLIĞI BENİM İÇİN ANLAMSIZ

-Ortaçgil şarkıları, zamanı düşürürken, insanı içine çeken bir mekânı var ediyor. ‘Çığlık Çığlığa’, ‘Eylül Akşamı’, ‘Yağmur’ akla ilk gelenler…

Doğrusunu istersen beni ilk heyecanlandıran, şarkı yazmaya iten neden, mekân değil sadece. Bir olay, bir durum… Ama otuz yıl öncekiyle, yakın zamanda yazdığım şarkılar arasında bir organik bağ var. İnsanların dinledikleri zaman “A, bu Bülent Ortaçgil şarkısıymış” diyecekleri bir biçimselliğe sahip.

-Müziğinizdeki mekânsallığı yalnızca ‘kent’ olarak işaretlemek doğru olur mu?

‘Kent ozanı’ tabiri benim için bir şey ifade etmiyor. Bu müziği oluşturan ana öğeler, yerel ve folklorik öğeler değil. Dolayısıyla burada toprakla bağı ancak kentle izah edebiliyorsunuz. Kentlerin fazla yerellikleri, milliyetleri yoktur. Bu, Türkiye’de her kent için söylenmese de, giderek birbirlerine benziyorlar. Gerektirici zorunluluklarla başkalaşmaya başlıyorlar. Müziğim biraz da böyle. Kent etrafındakilerin daha fazla ilgi göstereceği şarkılar.

- Tamam; kentler homojen, ‘tek tip’ birey algısı sunuyor. İyi ama Ortaçgil müziği, kentte farklı olmayı algılayan, sınırları zorlayan bir müzik de değil mi?

Söylediğin doğru. Ortak birtakım şeyleri söylemeye çalışıyoruz. Ama herkes aynı şeyi anlatmıyor. Bazı insanlar benim yazdığım şeye bir anlam yüklüyorlar. Belki de onların anlatamadığı şeyleri anlatıyorum ben. Bu, insanların kendi birikimleriyle orantılı. Benim şarkılarımı dinleyenler için edebiyattan zevk alan, sanatı biraz takip eden, hem Doğu hem Batı müziğiyle ilgili, okuyan insanlardır diyebilirim.

-Şarkılarınızı yeniden dinleyen insanlardan ilk anda ‘Dinlendirici, rahatlatıcı bir müzik’ yorumu duyuluyor. Oysaki ciddi bir ironi var şarkılarınızda.

Dinlendirici dediğinizde aklıma küçükken, babamın Amerika’dan getirttiği ‘music for relaxation’ albümleri geliyor. O tarz müzikler, konuşurken dinlenilmesinde mahzur olmayan şeylerdir. Sizi dinlemeye çağırmaz. Sesimden, bağırmamamdan, şarkılarımın çok keskin köşeler barındırmamasından ötürü müziğimin bu sınıfa sokulması beni sinirlendiriyor tabii.

-Sizin müziğinizin çağıran noktası nedir?

Benim çıkardığım şeyler, izole, insanlardan yukarıda, kopuk şeyler değil. Herkesin arasında, herkesle beraber yaşarken, onlardan bağımsız olmayan şarkılar.

MUTLULUĞUN ŞARKISINI YAZAMAM

-Müziğinizdeki ‘kent’ algılamasında, ‘Belki benim kâğıt param döne dolaşa senin cebine girmiştir’ ifadesindeki gibi ‘kentsel bir acı’nın dile gelişi etkili olabilir mi?

(Gülüyor). Bu söylediğiniz şeylerin hepsi doğru. Ama ‘Bu, budur; nokta’ diyeceğiniz şeyler değil.

-Hayatı bu kadar flu algılamak, oyunu çağrıştıran yönüyle keyifli olsa gerek?

Hiç de keyifli bir şey olmadığını sana itiraf edeyim. Bir şeye inanmak, her ne olursa olsun, onun peşinden gitmek, dünyanın en rahatlatan şeyi.

-Sizi rahatlatan inançlarınız neler?

Hayır, bir şeye inanmamak da bir inancı taşıyor. Arkasına yaslanacağınız şeyler belirsizlik üzerine kuruluysa, son derece rahatsız bir konumdasınız demektir.

-Huzurlu olmak sizin için önemli midir?

Huzur! Her zaman insana sanat yaptırmayabilir tabii ki. Yani çok huzurlu olduğum zamanlarda şarkı yazdığımı pek hatırlamıyorum. Şarkı yazmak için mutlaka başka bir olayın içinde olman lazım. Yani dünyayı değiştirmeyi istemen lazım. Tatmin olmaman lâzım, bir olaydan. Ben mutluluğun şarkısını yazdığımı hatırlamıyorum.

MÜZİK YAPMAM DİYE BOZBURUN’A GİTTİM

-Bozburun’da yaşamanın buna dokunan bir yanı var mı?

İstanbul’da yaşamakla, (Marmaris) Bozburun’da yaşamak çok farklı. Orası daha huzurlu bir yer benim için. Seni tanıyan insanlar yok. Sabah işe gitmiyorsun. Araba yok, trafik yok. Ama köy yerinde yaşamanın kendine özgü sorunları var. Elektriklerin bozulmuş. Bozburun’da bir tane elektrikçi var. O elektrikçi sana mı gelir, Ahmet’e mi gider, o gün boş mudur, çalışır mı? Köyde yaşamak biraz elektrikçi olmayı da gerektiriyor. Su çıkarmak için motordan anlaman, komşunla tarla sınırında nasıl konuşacağını bilmen gerekiyor.

-Bozburun’u keşfetme, oraya yerleşme fikri nasıl gelişti?

Tatil için arkadaşlarımızın yanına gitmiştik. Orada çok beğendim Bozburun’u. Bazı güzellikler vardır, insanı pıt diye çarpar. Bazı güzellikler de pıt diye çarpmaz; ama orada kaldığınız sürece sizi etkiler. Bozburun öyle bir güzelliktir. Her taraf kayadır. Ama üç gün yaşadığım zaman oranın da kendi hayatı, çekiciliği olduğunu anlıyorsun. Orada yaşamın daha huzurlu olacağını düşündüm o zamanlar.

-Ne zamandı bu karşılaşma?

1988 filan. Eşimden ayrıldığım ve yeni eşimle bir şeyler yapmayı düşündüğüm zamandı. Dolayısıyla çok özel gerekçeleri de vardı.

‘BENİMLE OYNAR MISIN’DAN TEK KAZANCIM BİR DUAL PİKAPTI

-İstanbul-Bozburun arasında yaşamak sizi zorluyor mu?

80’li yılların sonunda benim müzikal hayatım öyle çok hareketli değildi. Oraya taşınırken, tekrar konser vereceğim, albüm yapacağım diye düşünmedim. Orada oturacağım, gerektiğinde İstanbul’a geleceğim sanıyordum. Öyle olmayınca, köyde yaşamak için başka şeyler de yaptık. Mesela eşimin orada yaz aylarında çalıştırdığı bir dükkânı var. Kışın İstanbul’a gelinir, ben müzikle uğraşırım; yazın da o, işiyle uğraşır, ortak bir bütçeyle hayatımızı sürdürebiliriz diye düşündük. O hayatı zamanla kurduk. Şimdi sekiz ay Bozburun’da, dört ay İstanbul’da yaşıyoruz.

-Sıradan gibi görünen şeyleri anlatmanın, sıradan olmamanın ilk adımı olduğunu anlatır gibisiniz. Hem de kelimelerle oynayarak…

Çocukluğumdan beri okuyan, edebiyata düşkün bir adamım. Türkçeyi iki yüz kelimeyle konuşmuyorum. Dil benim enstrümanlarımdan biri. İnsan çok değişik şeyler okuyup, bir de anlatacağı şeyler olunca, çalakalem şarkı yazan insandan farklı oluyor.

-Kaliteli bir şeyler yapma peşinde olan şarkıcıların, etkilendikleri isimler anlamında ilk size referansta bulunmalarını nelere bağlıyorsunuz?

70’li yıllarda şarkı söyleyerek böyle bir hayat kuracağımı zannetmiyordum. Sonuçta ticari bir faaliyetin içindesin. Böyle bir faaliyette kendi şarkılarını yapıp da müzikal bir hayat kurmuş Türkiye’de az adam var. O nedenle insanlar ister istemez beni dinliyorlar. Gerçekten gitar çalan, söz yazarı olmak isteyenler bir şekilde bana toslar. Şarkılarımı yayımlamasaydım ruh hastası olurdum; ama bunlar yayımlandı ve insanlar tarafından hâlâ taze bulunuyor. Kitlesel olmayan bir şarkıcı için böyle bir durum başarı sayılır.

LİSEDEYKEN MAZHAR ALANSON’LAYARIŞIRDIK

-1974’te ‘Benimle Oynar mısın’ı yayımladıktan sonra, müzikten para kazanamam deyip, mühendisliğe dönüyorsunuz. Asıl şaşırtıcı olan, mühendislikte zirveye gelmek üzereyken, tamamen müziğe kaymanız.

‘Benimle Oynar mısın’ plağının tirajı iki bindi. Buradan kazandığım parayla kendime ancak dual bir pikap almıştım. O albümün hiçbir konseri olmamıştır. Türkiye’de müzik o zaman tamamen bir eğlence olarak düşünülüyordu. İnsanları eğlendirebilirsen bu işten sıyırabiliyordun. Böyle bir durumda müzikten para kazanamazdım. Mühendisliğe dönerken samimi olmaya çalıştım. Bu iki işi paralel olarak sürdüremeyeceğimi düşündüm. Söylediğim sözlerde samimiysem, bu şarkıların arkasında durabiliyorsam, daha bir sürü şarkı yazabileceğimi hissettim. Ya kötü bir mühendis, iyi bir şarkıcı olacaktım. Ya da iyi bir mühendis, kötü bir şarkıcı olacaktım. Bunu kaldıramazdım. Koşullar da değişmiş, Fikret Kızılok’la Çekirdek Sanatevi’ni yürütmeye başlamıştık.

-Fikret Kızılok’la müzikal beraberliğiniz ne kadar sürdü?

84’ten 90’a kadar. Fikret de diş hekimiydi. O da işini bıraktı. Çekirdek Sanatevi’ni kurduktan sonra bir iki albüm yaptık beraber. Başkalarına da albüm yapmaya başladık. Mesela Sibel Sezal’ın ilk albümünü biz yaptık, o zaman. Türkiye’de telif haklarıyla ilgili yasalar çıkmaya başladı ve Çekirdek Sanatevi’ni sürdürmemiz zorlaştı. Bir dinleti yapılır, yirmi kişi seyreder, ertesi hafta da o dinletinin kasetini çıkarılırdı. İki kişi bunun üstesinden gelemezdik. Ticaret adamı olmak da istemiyorduk. Böylece Çekirdek’in sonu geldi. Fikret’le aramdaki kişisel farklılıkların zaman içinde su üstüne çıkması da etkili oldu tabii.

-Bu farklılıkları sonradan mı fark ettiniz, yoksa zaman içinde mi bir ayrışma yaşadınız? İki kişinin şarkı yapması son derece zor. O şarkı, iki kişinin keyfinin uzlaşmasıyla ortaya çıkıyor. Bunu yapabildik; ama sonra hem müzikal espriler hem de kişilikler açısından uyuşmazlıklar gördük. Bu nedenle ortak şarkı yazamaz olduk.

-Mazhar Alanson, kendisini bir müzisyen değil, söz yazarı gördüğünü söylemişti. Ne ilginçtir, aynı mütevazılığı siz de gösteriyorsunuz.

Ben kendimi iyi bir müzisyen olarak görmeye başladım (Gülüyor). Mazhar, liseden tanıdığım, son derece yetenekli bulduğum, o zamanlar hafiften kendi aramızda yarıştığımız bir arkadaşım. Benim gösteremediğim cesareti o gösterdi. Gitti, tiyatro okudu. Sanatın içinde kaldı. Son derece güzel şarkıları olan, benim dinlemekten keyif aldığım insanlardan biri, Mazhar. Her zaman ortak bir şey yapmak isterim. Onun sözlerinin çok ilginç, estetik ve ileri seviyede olduğunu düşünüyorum.

-Bir süre Alanson ya da Ortaçgil şarkıları hiç dinlemeyin. Yeniden dinlemeye başlayınca anlıyorsunuz ki, hüznün verdiği o kekremsi tadı özlüyorsunuz. Sizler hüznün lobiciliği yapıyorsunuz…

Mazhar’la beni oluşturan müzikal altyapı aynı döneme denk geliyor. Beslendiğimiz şeyler aynıdır. Liseden sonra Mazhar’ı fazla göremedim. O dönemden sonraki gelişimini bilemiyorum. Ama mesela ben, ondan sonra daha fazla klasik müzik dinledim, daha müzikle uğraştım. Hüzün tarafına gelince… Mazhar’ın hüzün tarafı vardır tabii ki. Ama onda eğlenceli şeyler de vardır.

-Arkanızdan gelen çok önemli bir isim var: Feridun Düzağaç…

Feridun, arkadaşım. Onu seviyorum; ama külliyatını takip etmiyorum. Öyle bir yaştayım ki kimsenin hayranı olacak durumda değilim. Şarkı yazarlığı geleneğinin biteceğini sanmam. Çünkü bu, yaşamın gereği. Bana sorarsan Teoman da öyledir. Çok başarılı şarkı sözleri yazıyor. Şebnem Ferah da böyle birisi. Kendi durduğu yerden söylüyor şarkılarını. Bu insanların formatlarını silin, hepsinin eline bir gitar verin, çal bakalım deyin, birbirine benzeyecektir. İşin çıkış noktası orasıdır zaten.

ELİME KALEM, KAĞIT GELMİYOR

-Son yıllarda yorumcu kimliğinizin yanına, Zuhal Olcay’ın ‘Başucu Şarkıları’ albümleriyle, müzik direktörlüğünü de koydunuz. İşin mutfağına girme düşüncesi nasıl oluştu?

Yıllar geçtikçe, insan müziğin her tarafına bulaşıyor. İlk yıllarda müzisyen olarak cahil biriydim. Giderek müziğin kendi dilini öğrendim. Beraber çaldığım müzisyenler kalburüstü isimlerdi. Onlardan bir sürü şey öğrendim. Ama şarkıda sözel unsurun önemini ve ciddiyetini hiçbir zaman yok etmedim. O nedenle bu tarz projelerde yapımcı olarak değil de, müzikal ve sözel beğenisiyle Başucu Şarkıları projesinde yer aldım. Tek seçici gibiydim. Bundan zevk aldım açıkçası.

-Zuhal Olcay’ın, şarkılarınıza hâkimiyetini nasıl buluyorsunuz?

Zuhal Olcay, tiyatroda, sinemada, müzikte yeteneği olan birisi. Şarkıcılığı da çok başarılı. Tiyatro alışkanlığından gelen de müthiş bir kabiliyeti var. Şarkılardaki teatral yanı ortaya çıkarabiliyor.

-1970’te ‘Anlamsız’ 45’liğini çıkardığınızda ‘protest müziğin öncüsü’ olarak lanse ediliyorsunuz. 4 yıl sonra, ‘Benimle Oynar mısın’la bambaşka bir kimlik giyiniyor şarkılarınız. Yola sahiden de protest müzikle mi çıktınız?

O zamanlar yaptığımız şeyin Batı’daki karşılığı Bob Dylan, Donnovan gibi insanlara denk düşüyordu. Onlar kendi ülkelerinde protest tavırla biliniyorlardı. Dolayısıyla beni de onlarla eşanlamlı gördüler. Alışılagelmemiş sözler içeriyor muydu, şarkılarım? Evet, içeriyordu. Muhalif bir tarafı var mıydı? Direkt güncel bir politikayla ilgili hiçbir muhalif tarafı yoktu. Politikaya nasıl baktığınıza bağlı. Bütün hayat politikaysa, o da doğru.

-Politik olamayanlardan mı, olmayanlardan mısınız?

Güncel politik olmak istemeyenlerdenim. Çünkü güncel politikanın değişken ve ucuz olduğuna inanıyorum, Türkiye’de. Bu ülkede ne olup bittiğinden çok uzak biri değilim tabii ki; ama gördüklerimden hoşlanmadığımı itiraf edeyim.

-Nisan 2004’te Birgün gazetesindeki köşe yazınız…

(Kesiyor) Tek köşe yazım daha doğrusu.

-Neden tek?

Yazmak isterdim tabii. Birgün gazetesiyle çelişkimden dolayı değil. Kendimi hep yazmaya ramak kalmış biri gibi hissediyorum. Bir şarkı yazmaya niyetlenirsiniz; ama bir türlü kâğıdı, kalemi elinize almazsınız. Korkarsınız. Ben biraz o durumdayım. Kalem ve kâğıdı alsam, yazacağımı biliyorum; ama kaçıyorum işte.

-‘O an’ı bekliyorsunuz…

Evet. Belki de. Şu anda vazgeçilmez bir şey değil benim için. Bana deseler ki ‘Kardeşim bundan sonra şarkı yazamayacaksın sen. Bitti bu iş.’ O zaman yazmaya başlayabilirim.

-Son albümünüz Gece Yalanları’nı bir ‘yalan’ konsepti içinde hazırlamıştınız. Oysa biz ‘oyuna devam’ diye düşünüyorduk.

Yalanı orada tamamen bir oyun olarak düşünmeliyiz. Yoksa oradaki yalanlar ciddiye alınmış yalanlar değil. Oyundur hepsi. Ve aslına bakarsan o şarkıların konusal bütünlüğü açısından daha fazla yalan şarkısı yazmak isterdim.

MÜSLÜM GÜRSES İYİ SÖYLEMİŞ AMA…

-Light ve Eski Defterler albümlerinde caz tınıları çok belirginken, Gece Yalanları’nda yaylıların öne çıktığı daha füzyon bir yapı vardı.

Müzisyenlerin deney yapmasını talep edenlerdenim. Türkiye’deki müzik dinleyicisi son derece tutucu. Diyorlar ki, Bülent Ortaçgil’in albümleri hep ‘Benimle Oynar mısın’ formatında olsa… Ama müzisyen öyle biri değil. Deney yapacak, sazlarla oynayacak, bir şeyler değiştirecek. Gece Yalanları, müzikal açıdan çok doygun bir albüm aslında. Ama kitlesel açıdan benim en başarısız albümüm de odur.

-İleriye dönük projelerinizde de bunu dikkate alacak mısınız?

Hayır. “Kardeşim senin şarkıların beş para etmiyor artık” lafını duysam çok etkilenirim; ama “beni az insan dinliyor, çok insan dinlemiyor”un telaşını hayatım boyunca duymadım.

-‘Sensiz Olmaz’, sizi takip edenler için çok özel bir şarkıydı. Müslüm Gürses’in yorumunu nasıl buldunuz?

Gayet başarılıydı. O şarkının her sözcüğü Müslüm Gürses’in ağzına yakışıyor mu? Yakışmıyor, doğrusunu istersen. Ama Müslüm Gürses, son derece iyi bir şarkıcı. Şarkımı da söylenebilecek kadar güzel söylemiş. Ama ‘Anlamak çözmeye yetmez’ dediği zaman, Müslüm Gürses’in hayatıyla, gözleriyle görmeye çalıştığınızda orada şüphe duyabilirsiniz.

-Gürses’in ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ albümünü dinlediniz mi?

Hayır, dinlemedim. Ama nasıl yapıldığını biraz biliyorum. Müslüm Gürses’i entelektüelleştirme hareketi, doğru bir şey değil. Bu tür projelere katılması, müzikal yolculuğunda bir renk olması kaydıyla güzel. Ama dönüştürülüyor olması doğru değil. Müslüm Gürses’in geçmişi, söylediği şarkılar ve içerikleri çok farklı şeyler.

KİBİRLİ DEĞİL, SOĞUĞUM

-Albümleri bu kadar az satıp da Türkiye’nin en tanınınan ve sevilen sanatçılarından biri olmak nasıl bir şey?

(Gülüyor) Türkiye’nin garipliğini ifade eden bir şey işte! Türkiye çok hoş bir ülke aslında. İnsanlar çok değişiyor. Çok dinamik bir ülke. Bu arada benim gibi hâlâ otuz yılın hesabını vermeye çalışan insanların böyle daha az yerini oynatıyor olması, bazı insanları hoşnut etmese de, çoğu insanın takdirini alıyor.

-Kibirli misiniz?

Kibirli değilim, hayır. Soğuk bir adamım. İnsanlarla aramda mesafe olmasından hoşlanırım. Hiç kavga etmem. Kimseye darılmam. Ama birine darılırsam da, kolay kolay barışmam. İçe dönük bir adamım. Kalabalıktan, ortalıkta çok görünmekten, çok fazla şöhret olmaktan, takip edilmekten, hayatımın deşifre edilmesinden hoşlanmıyorum. O nedenle beni hep gardını almış, kaçarken görebilirsiniz. Anahtar sözcük şu aslında: Ben kendimden sıkılmam. Beni hapse koy, beş yıl sonra al, yine sağlam olarak çıkarım. Kendimi oyalarım.

02 Ocak 2007 Salı


http://www.haberte.com/interview_detail.php?id=42 adresinden alıntıdır.

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Kişiler · Müzik · Türkiye · Türkçe pop · sanat
Tagged:

The other side of Turkey

April 4, 2007 · 6 Comments

The Other Side Of Turkey

Contemporary music, Folk ?-Rock ?- Jazz ? …. or just good music

Yıllar önce Bakırköy Piccatura ‘dan aldığım ilginç bir albüm idi. 40 sayfaya varan içeriği ingilizce-almanca hazırlanmış.

other side of turkey

(more…)

Categories: Ayşe Tütüncü · Bülent Ortaçgil · Bülent Somay · Kişiler · Mozaik · Mozaik Albümler · Müzik · Saruhan Erim · Sumru Ağıryürüyen · Timuçin Gürer · Türkiye · Türkçe pop · _Özgür Mutfak · sanat · şarkı sözleri
Tagged: , , ,

Bülent Ortaçgil röportajı (Martı Yuvası)

March 7, 2007 · 1 Comment

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop

Bülent Ortaçgil (site tanıtım)

March 5, 2007 · Leave a Comment

1 Mart 1950′ de Ankara’ da doğdu. İlkokula orada başladı ve daha sonra İstanbul’ a taşındı. İstanbul Sultanahmet İlkokulu’ nu bitirdi. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji’ nde okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi’ ni kazandı. Müzikle tanışması lise yıllarına dayanıyor. Mazhar Alanson’ dan bir sınıf altta olan Bülent Ortaçgil, Maarif Koleji’ nde sınıf arkadaşlarıyla beraber gitar çalmaya başladı. Kendi aralarında bazı gruplar kurdular. Farklı farklı isimlerle amatör müzik yapan bu gruplardan birisi de Damlalar ismini taşıyordu.

Bülent Ortaçgil

(more…)

Categories: Bülent Ortaçgil · Internet · Müzik · Türkçe pop

Bülent Ortaçgil fotoğrafları

March 4, 2007 · 2 Comments

bulent14.jpg

Mağusa kültür festivali, 1997

Bülent Ortaçgil

bulent14.jpg

http://www.magusa.org/festival/festival97.htm adresinden alıntıdır.

Jazz Cafe , Bülent Ortaçgil dinletisi afişi

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil

http://www.jazzcafeistanbul.com/albums/jazzcafe-program/Image4.htm#top

Bülent Ortaçgil ve kediler , kayıt stüdyosunda

Bülent Ortaçgil

Bülent Ortaçgil

http://www.durukayit.com/studyo.htm adresinden alıntıdır.

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop · sanat
Tagged:

Bülent Ortaçgil resimleri… (2)

March 3, 2007 · Leave a Comment

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop

‘Asık suratlı adam’ Açıkhava’yı fethetti

March 2, 2007 · Leave a Comment

Categories: Alıntılar · Bülent Ortaçgil · Müzik · Türkçe pop